Siyaset çözüm üretme alanıdır

Siyaset; çaresizlik değil; karşılaşılan her sorun karşısında çözüm üretme yeteneğidir ve sanatıdır diye de tarif edilir çoğu zaman. Bu tanıma bakarak hiç şüphesiz çevremizdeki siyaset yapan siyasetçilerin böyle olmasını beklemek en doğal hakkımızdır.
Siyaset; çaresizlik değil; karşılaşılan her sorun karşısında çözüm üretme yeteneğidir ve sanatıdır diye de tarif edilir çoğu zaman. Bu tanıma bakarak hiç şüphesiz çevremizdeki siyaset yapan siyasetçilerin böyle olmasını beklemek en doğal hakkımızdır.
Seçtiğimiz her siyasetçi karşılaştığı her sorun karşısında çözüm üretme yeteneğine sahip midir? Sahip olsa bile canla başla çalışıp, çözüm üretir mi? Veya çözüm üretmeye kalkışsa daha harekete geçmeden türlü engellemelerle mi karşılaşır? Bu engellemelerde aynı coğrafyada yaşayanlar olarak bizim de vebalimiz var mı?
Üretkenliği ve başarısı olmadığı halde, sadece “başarılı olanların fotoğraf karelerinde durarak” veya ilkesiz, tutarsız bir siyaset anlayışını benimseyerek, daldan dala zıplayarak, siyasi yelpazesini geniş tutarak, “nereye takılırsam orada kalayım” mantığı ile siyasi ömrünü uzatmaya mı çalışır? Yoksa memleketin menfaatlerini düşünerek, seçildiği yere hizmet gelsin diye, belki de siyasi kariyerini ve geleceğini tehlikeye mi atar? Bunları bir bütün olarak ele alıp, değerlendirmelerimizi ona göre yapma mecburiyetimiz vardır.
Günümüzde siyaset adına yapılanlar konusunda eleştirmemiz gereken konuların başında, siyaseti bir meslek haline getiren anlayış gelmelidir. Siyaseti sürekli yapılması gereken bir meslek olarak anlayan bu yaklaşım; temelde toplumun yarınlarını hazırlamaya çalışmaktan çok, kendi geleceğini planlama anlayışını öngörmektedir. Bu anlayış bizi “sürekli olarak konuşma” gibi bir sonuca doğru götürür ki, böylece üretim ve planlamalar yapmak bizler için, memleketimiz için hayal olur. Öncelik her zaman, adına siyaset yapılan insanın ve insana ait olan değerler olmalıdır.
Her şeyden önce siyaset yapmak için ortaya çıkanlar, seçildikten sonra ne için seçildiklerini unutmamalı, parti teşkilatları ile olan ilişkilerinden dolayı oylarını aldığı, size hizmet edeceğim diye oy istediği halkı hatırından hiç mi hiç çıkarmamalıdır. Yoksa ilçe başkanı şöyle yapıyor, teşkilat böyle yapıyor laflarına kimse inanmaz ve gün gelir bu millet bedelini mutlaka ödetir. Ama hizmet aldıklarını da başlara taç eder. Bunun örneklerini geçmişte çok gördük.
Siyaset denilince daha ziyade siyasal partileri, politikayı, politik yöntemleri, süreçleri ve siyasi aktörleri ve bunların ilişkilerini kastediyoruz. Politika gereksiz bir meşgale, meslek değildir. Birileri de siyaset yapmalı, ülke yönetimine katılmalıdır. Ancak eğer toplumun bütün problemlerini siyasetle halledebileceğinizi düşünüyorsanız fena halde yanılıyorsunuz demektir. Siyaset önemlidir; ama her şey değildir. Siyaset var olan imkânları ve kabiliyetleri verimli şekilde yönetebilmeyi, isabetle kullanabilmeyi gerektirir.
Toplumsal kalkınma topyekun toplumsal dinamiklerin ve yeraltı/yerüstü potansiyelin hareketle geçirilmesiyle, çok iyi kullanılmasıyla ancak mümkün olur. Sosyal adaleti tesis eden hak, hukuk ve insan odaklı bir toplumun inşası insanları bölerek, ayrıştırarak, vuruşturarak, düşmanlaştırarak olmaz. Toplumdaki farklı renk, ses ve tonları çatıştırmadan ve imha etmeden ortak bir hedef, gaye etrafında toplayıp aynı yönde harekete geçirebiliyorsanız buradan bir medeniyet ve ona bağlı olarak bir huzur, refah toplumu çıkabilir. Toplumdaki ayrışma ve çatışma ile medeniyet inşası, güçlü devlet hayali, huzurlu toplum ideali taban tabana zıttır. Bölerek sayıların değerini artıramazsınız. Farklı rakamları yanyana getirip birleştirebiliyorsanız, birbirine destek verecek şekilde kullanabiliyorsanız büyük rakamlar elde edersiniz. Toplumsal gelişme ve medeniyet inşası da böyledir. Bireyler, farklı toplumsal kesimler, farklı gelenekler ülke için zenginliktir. Bunlar arasındaki makasın ve mesafenin açılmasıyla, bunların çatıştırılmasıyla bazen politikacılar kazanabilir ama ülkeler kaybeder. Kavgadan, çatışmadan, ayrışmadan birlik, bütünlük, sinerji doğmaz. Bunların yoğun olarak yaşandığı bir toplumda ekonomik ve kültürel açıdan bir yükselişi, dirilişi yakalamak dolayısıyla yeni bir anlayış inşa etmek mümkün olmaz..


Bu haber 68 defa okunmuştur

:

:

:

: