Mustafa Gökçeoğlu (1 )

Kıbrıs Türk Edebiyatının çok sevilen sempatik araştırmacı yazarı ve şairidir...
Kıbrıs Türk Edebiyatının çok sevilen sempatik araştırmacı yazarı ve şairidir...

Sevgili GÖKÇEOĞLU ile 1982- 84 yılları arasında Bayraktar Ortaokulunda öğretmenlik yapmıştık. O zaman okulumuz, şimdiki Turizm Bakanlığının bulunduğu binadaydı. Kocaman, sarı taştan yapılmış, kale gibi bir yer… Kendileri Fen Bilgisi hocasıydılar. Rahmetli Oğuz KUSETOĞLU da müdürümüzdü.

O yıllara ait belleğimde kalan kırıntılarda Gökçeoğlu’nun esprili konuşmaları… Bir de Kıbrıs Ağzını çok güzel kullanıyor olması… Daha o zamanlarda araştırmaları başlamıştı.

1942 yılında Gönyeli’de doğar. Gönyeliler’e ait olduğunu sevgi ve içtenlikle savunduğu farklı kemik yapısını (Bilimsel açıdan da incelemiştir.) gururla dile getirir. Ne zaman bir araya gelsek gözlerinin içi gülerek konuşmaya başlar, alabildiğine candan davranır. Anlatacak o kadar çok şeyi vardır ki, vedalaşırken bile eklemeler yapar.
Onu Gönyeli’nin içindeki eski kerpiç evinde zaman zaman ziyaret edip bilgiler aldım. Sağlam bir kütüphaneye sahiptir. Belgeler, kitaplar, dergiler… Araştırmacı yazarlığın olmazsa olmazıdır bunlar. Dört duvar kitaptır. Yıllar önce Harid FEDAİ Hocayı da ilk kez ziyaret ettiğimde, neredeyse oturacak yer kalmayan salonda, tavana kadar dizili kitaplar, beni çok şaşırtmıştı.
Sonunda hayalindeki taş eve kavuştu. Gönyeli ovalarında kocaman bir taş evde, öğrencilerinin emeklerini gözleri parlayarak anlatır. Çok sevdiği oyuncağına kavuşmuş çocuk ruhuyla sizinle konuşur. Yanlış hatırlamıyorsam, mimar bir öğrencisi tarafından kendi isteği doğrultusunda bu ev çizimi yapılmıştı. Evinde ADA Tv. olarak da çekim de yapmıştık.
DULUN OĞLU:
İlk öykü kitabını 1985’te yayınlar. Kitap, Lefkoşa Belediyesinin açtığı öykü yarışmasında 2. olur.Kitapta 9 öyküsü yer alır.
Onun öykü dilinde de, destansı, şiirsel bir anlatım yakalarız.
“ Yaşamı güçlüklerle geçti. En ağır işlerde çalıştı. Sürekli uğraştı. Yorgunluğa boyun eğmedi. Emeğini hiç acımadı. Hep terli gömlek çıkardı. Özlemlerini teriyle yoğurdu. Taşı taşla ezdi. Sabahın serinliği gücüne güç kattı. Daha büyük coşkuyla işine sarıldı. İşlerinin ağırlığı yaşama sevincinden bir şey götürmedi. Yine de iki yakayı bir araya getiremedi. Küçük saydığı sorunları dert edinmedi. Böyle olmasına karşın iyi bir gün görmedi. Soluk soluğa yaşamın sürdürdü, deyip sözün kapısını açık bırakmıştın.”
(Dulun Oğlu, s. 71)
Elimdeki kitabı 18.4.1985 tarihli, imzasını taşıyor. O yıllarda şair Feriha ALTIOK da aynı okuldaydı. Öğretmen odasının bir köşesinde genellikle şiir kitabı okur ya da yazdıklarından dizeler mırıldanırdı. Zaman zaman ikisinin hararetli hararetli tartıştıklarına şahit olurdum.
GÖKÇEOĞLU, iyi bir gözlemciydi. Halk bilimi araştırmalarına o yıllarda başlamıştı. Bir Türkçe öğretmeni kadar titizlikle her sözcüğün aslını, ses değişikliklerini inceler, söyleyiş biçimini araştırır, bulurdu.
Öğretmenlikten emekliye ayrıldıktan sonra daha yoğun çalışmaya başlar. Kitaplar hızla arka arkaya çıkar. Gecesini gündüzüne katar. Yakın Doğu Üniversitesinde öğretim görevlisi olur. Uzun yıllar hizmet verir. Yurt dışında sayısız etkinliklere katılır. “ TÜRKÇEM BENİM SES BAYRAĞIM…” dercesine dünyanın her yerinde bildiriler sunar, sempozyumlara katılır.
Elbette ulusal varlığımızı, kimliğimizi koruyabilmemiz için önce dilimizi çok iyi tanımalı, bilmeli ve doğru kullanmalıyız. Bu konuda emek verenlere saygımız sonsuz…
Öykü kitabının ardından Tezler ve Sözler 1- 2 çıkar. (1989- 1992, 1991)
Kıbrıs Türk Atasözleri ve Deyimler Sözlüğü 1991- 1997 (2 baskı)
Tezler ve Sözler 3 ( 1992)
Aynalı’nın Okuduğu Şiirler (Kıbrıs Destanları) (1993)
Kıbrıs Halk Fıkraları ( 1994- 1996)
Şu Adamız Dediğimiz (şiir) ( 1995)
ŞU ADAMIZ DEDİĞİMİZ:
Şiir kitabın 1995’te çıkarır. Alabildiğine duygusal şiirlerinde çok güzel bir Türkçe kullanır.
Şair bir şiirinde:

“ Akdeniz’in kucağında
Oylum oylum menevişli sevda kızı
Kendini bildi bileli
Hep kanla kirletildi” ( Şu Adamız Dediğimiz, 1995)

der Kıbrıs için, tarihe atıfta bulunarak…
“ Adada doğdum, adalıyım
Yürekten Lefkoşa’lıyım
Sevdalıyım yıllardır dolaşırım
Gezinirim zamanla, zamanın ötesinde
Şu bir karış yerdeki yaşamın eşiğinde
Bazan sıcak bir soluğun yamacındayım
Kimi zaman Hisarüstünde, Dikilitaş’ta…”
( Şu Adamız Dediğimiz, 1995)

Gökçeoğlu, şiirlerinde Kıbrıs’ın tarihini destanlaştırır. Bir Akdenizli olmanın, Lefkoşa sokaklarında tarihi solumanın şiirlerini yazar; tıpkı M. KANSU gibi, Fikret Demirağ gibi…
1980’li ve 1990’lı yıllarda pek çok kalem, tek bir yolda değil çoklu yollarda yürür. Savaşlardan, çatışmalardan uzak, güvende olmanın iç huzuruyla… Başlarını kaldırıp yılların boşluğunu doldurmaya çalıştılar. Bülent Fevzioğlu, Dr. Arif Albayrak ve Mustafa Gökçeoğlu, Özden Selenge… Şiir yazıyorlar, resim yapıyorlar, romanlar kaleme alıyorlar, müzikle uğraşıyorlar, Kıbrıs kültürü araştırmaları yapıyorlar.
Bir keresinde, onu eski evinde ziyaret ettiğimde, (Sanırım, Konya- Karaman’daki dil bayramına hazırlanıyordu.) gecelik entarisiyle yatakta oturmuş, kucağına aldığı, tahtadan özel olarak yaptırdığı masada kurşun kalemle yazı yazıyordu. O gün çok gülmüştük…
Masallar, bilmeceler, tekerlemeler gelir ardından. Yazar soluklanmadan sürdürür koşusunu…
Cihan Şah (masal) (1997)
Bir Varmış / İki Yokmuş (1997)
Bilmecelerimiz ( 1999)
Hikayelerimiz Tekerlemelerimiz ( 1999)
Bildiriler Panel Notları (2000)
Masal Ağacı ( 2001)
Telefonun Ucundaki Sevda Sözleri ( 2001)
Manilerimiz ( 2002)
Bu haber 84 defa okunmuştur

:

:

:

: