Girne Akçiçek Devlet Hastanesi’nde bir gün…

Uzun zamandır devlet hastanesine yolu düşmemiş bir gazeteci olarak dün küçük bir sağlık problemi nedeniyle gittiğim Girne Akçiçek Hastanesi’nde acı gerçekle bir kez daha yüzleştim.
Uzun zamandır devlet hastanesine yolu düşmemiş bir gazeteci olarak dün küçük bir sağlık problemi nedeniyle gittiğim Girne Akçiçek Hastanesi’nde acı gerçekle bir kez daha yüzleştim.

Sağlık sisteminde aldığımız yol ne yazık ki öyle kendisini dev aynasında göreceğimiz bir noktada değil.

Hastanede kime dokunsanız bin ah işitiyorsunuz.

Hasta dertli. Kaliteli bir hizmet alamadığından, kuyruklardan dert yanıyor.
Doktor dertli. Sağlıklı bir hizmet verebilmesi için kendisine yeterli ortamın oluşturulmadığından şikayet ediyor.

İdari kadro dertli. Personel azlığından yakınıyor.

Peki bu açık nasıl mı gideriliyor. Elbette bizim de hükümetin de sık sık eleştirdiği ek mesailerle gideriliyor.

Ek mesai dedimse beş ay önce yapılmış ek mesai ücretlerinin halen alınamadığını söylemeden geçmeyelim.

Biz ek mesaileri eleştirirken, kamuda 16 bin lira alan şoför üzerinden bir genelleme yaptığımızı fark ettim. Sağlıkta olduğu gibi bazı alanlarda ek mesainin kaçınılmaz olduğunu dün bir kez daha yerinde gözlemledim.

Özellikle idari kadroda üç kişinin yapacağı işi bir kişiye yaptırmaya çalışırsanız, ek mesai kaçınılmaz olur.

Ya yeterli sayıda personel istihdam edecekseniz. Ya da herkes ek mesaiye kalıyor diye şikayet etmeyeceksiniz.

Tabi bunu söylerken Gazeteci Sefa Karahasan’ın dün Ada TV’de yayında bana verdiği örnekte söylediği gibi “bakanlıklarda yarım sayfa yazının yazılabilmesi için 20 kişi ek mesaiye kalıyor. Bu düzen sürdürülemez” eleştirisini de bir kenarda tutuyorum.

Sanıyorum mesele hangi alanda ek mesainin zorunluluk olup olmadığının tespitinden geçiyor. Hükümet bu kadarını yapmalı, toptancı yaklaşımlardan uzak durmalı.
Bu arada koskoca Girne Akiçek Hastanesi’nde sadece bir teknisyen olduğunu da belirtelim. Bu şu anlama geliyor. Çok övündüğümüz o otomasyon sistemi, ya da bilgisayarlarda bir arıza olduğu zaman doktorla hasta karşı karşıya kalıyor.

Doktor sistemin onarılması için teknisyen beklerken, canıyla uğraşan hasta doktora isyan ediyor.

O yüzden “teknisyen ne ki, doktor yok” diyemezsiniz. Doktorun da işini sağlıklı bir şekilde yapabilmesi için, o teknisyene ihtiyacı var.

Yoksa bir doktordan hem tıp ilimi, hem de tamirci mahareti mi bekliyorsunuz? Eğer öyleyse doktorların uzun eğitim maratonuna 6 – 7 ay bilgisayar tamiriyle ilgili bir staj eğitimi de ekleyin.

Şaka bir yana sağlık sisteminde öyle büyük laflar etmeden önce bu çok küçük gibi görünen ama sistemi tamamen kilitleyen sorunları çözmekte fayda var.
Dün ben bu satırları yazarken hastane personelinin de yakındığı ek mesailerle ilgili Maliye Bakanı Denktaş’tan bir açıklama geldi. Bundan böyle her ayın 10’unda ek mesailerin ödeneceğini söyledi Sayın Denktaş. Beş ay gecikmeyle de olsa yerinde bir karar. Çalışanın alın teri kurumadan, ücretini ödemelisiniz. Olması gereken zaten bu.
Dolayısıyla olması gerekeni yaptınız diye de ‘aferin’ diyecek değiliz. Kimse beş ay sizin keyfinizi beklemek zorunda değil. İnsanları çalıştırdığınız gibi parasını da günü geldiğinde ödemesini bileceksiniz…
Bu haber 278 defa okunmuştur

:

:

:

: