Ah şu garantiler

Garanti meselesi Kıbrıs sorununun çok önemli bir unsurudur. Kıbrıs meselesinin güvenlik boyutunun temelini oluşturduğu kadar, adada iki toplum arasındaki derin güven bunalımının ve birbiriyle tezat güvenlik algılamasının sonucu çözülmesi son derece karmaşık bir konudur.
Garanti meselesi Kıbrıs sorununun çok önemli bir unsurudur. Kıbrıs meselesinin güvenlik boyutunun temelini oluşturduğu kadar, adada iki toplum arasındaki derin güven bunalımının ve birbiriyle tezat güvenlik algılamasının sonucu çözülmesi son derece karmaşık bir konudur.
Kıbrıs'ta 1960 çözümü, ya da adanın İngiltere'den bağımsızlığını kazanarak Kıbrıs Cumhuriyeti'ne geçişi bir iç bir de dış denge üzerine oturmuştur. İç denge doğu Akdeniz'deki bu adayı kendine 'ev' yapmış Kıbrıs Türk ve Rum halklarının arasındaki dengedir. 1960 sisteminde bu denge 7'ye 3 olarak tesis edilmiş, nüfus açısından Kıbrıs Türk tarafının gerek yasama gerekse devlette temsili açısından sayısal durumundan daha yüksek bir oranda katılımı öngörülmüş, ayrıca hem cumhurbaşkanlığı yardımcılığına tanınan yasal veto, hem de belli konularda mecliste Kıbrıs Türk temsilcilerine tanınan fiili veto ile hak ve çıkarları güvence altına alınmıştı.
Ayrıca, iç denge aynı zamanda oluşturulan dış denge ile de desteklenmiş, fiili olarak korunmuştu. Dış denge ise ada üzerinde ve doğu Akdeniz'de Türkiye ve Yunanistan'a sağlanan ve esasında NATO üyeliği veya bir dönemin çok önemli ABD mali yardımlarının bile temelini oluşturmaktaydı. Kıbrıs sorunu açısından bu dış dengenin en önemli yansıması ada bağımsızlık, anayasası ve toprak bütünlüğünün, oluşturulan sistemin garantörlüğünün İngiltere, Türkiye ve Yunanistan tarafından sağlanması, gerektiği durumda bu üç ülkenin tek başlarına veya birlikte adaya müdahale edebilmesini öngören garanti ve -- sadece Kıbrıs Cumhuriyeti ve Türkiye ile Yunanistan arasında imzalanan -- ittifak anlaşmalarıydı. Bunların ve Kıbrıs Cumhuriyeti kuruluş anlaşması ve anayasası yanı sıra diğer önemli bir anlaşma ise adada iki egemen İngiliz üssünün oluşmasını öngören anlaşma idi. Bu anlaşmaların tümünün birlikte hayat bulduğu ve herhangi birinin tek başına değişmesinin mümkün olamayacağı da bir başka önemli husustur.
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı garanti anlaşması konusunda söz söylemeye yetkili midir? Türkiye Cumhuriyeti eski genel kurmay başkanı İlker Başbuğ'un katıldığı bir televizyon programında garanti ve ittifak anlaşmalarının Türkiye Yunanistan ve İngiltere'yi ilgilendirdiğini ve bu konuda Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı'nın söz söyleme hakkı olmadığını savunması kanımca hadsizlik ve bilgisizlik ürünüdür. Başbuğ söz konusu anlaşmaların adadaki iki toplumun, Türkiye, Yunanistan ve İngiltere'nin katılımıyla, uzun ve karşılıklı uzlaşıyla ortaya çıkarıldığını, her aşamasında hem Kıbrıs Türk hem de Kıbrıs Rum katılımının olduğunu unutmuş olmalı. Evet, doğrudur, garantiler Türkiye, Yunanistan ve İngiltere'yi, ittifak anlaşması ile Türkiye, Yunanistan ikilisini ilgilendirmektedir. Peki gerek Kıbrıs Cumhuriyeti gerekse onu oluşturan iki halkın temsilcileri bu konuda söz sahibi değil midirler? Komik olmayalım.
Akıncı'nın bu konuda söz söylemeye yetkili olup olmadığı, gerçek yetkilinin TBMM olduğu meselesine gelince, Akıncı elbette ki yetkilidir. Tabii ki TBMM de, Yunanistan parlamentosu da ve hatta İngiltere de sorumlu ve yetkilidir. Afaki beyanatlar yerine belki daha gerçekçi olup garanti sisteminin, ittifak anlaşmasının nasıl doğduğunu incelemek lazım. Unutanlar için hatırlatayım, bilmeyenler de öğrensin. Garanti konusu Türkiye istedi diye veya Kıbrıs Türk tarafı talep etti diye vücuda gelmedi 1960 sisteminde. Kıbrıs Cumhuriyeti kuruluş aşamasında en önemli endişelerden birisi Türkiye'nin adaya müdahalesi değildi. Yunanistan'ın taa 1931'den başlayarak sıklıkla talep ettiği, bu amaçla adada bir terör örgütü kurduğu ve amacının adayı ilhak etmek olduğu gerçeği nedeniyle İngilizler tarafından talep edildi garanti konusu ve Türkiye de kabul etti. Nitekim, ne kadar önemli olduğu zaman içerisinde görüldü, yaşanıldı ve o sayede Kıbrıs Türkünü ortadan kaldırmaya yönelik büyük ir soykırım Türk müdahalesiyle önlenebildi.
Garantiler ne Akıncı ne de başka bir lider tarafından tek başına çözülebilecek konu değildir. Kıbrıs Türkü açısından yaşamsal önemdedir ve haklı olarak 'kırmızı çizgi' olmaya devam etmektedir. Akıncı istediği kadar konuşsun, Kıbrıs Türk halkı bu konuda kararlıdır. Rumlar açısından ise Türkiye'nin 1974 müdahalesi nedeniyle garantiler istenmemektedir. 1963'de anayasayı tadil etmek isteyen, reddeden Türk halkını soykırıma tabi tutan Rumlar değil miydi? 1963-1974 döneminde Kıbrıs Türklerini ortak yönetimden kovup, her türlü saldırıya, mezalime mahkum eden Rumlar değil miydi? 1974'de darbe ile bir yandan adada 'Helenik Kıbrıs Devleti' kuran diğer yandan Atlılar, Sandallar, Muratağa örneklerinde olduğu gibi Kıbrıs Türkünü kesmeye çalışan Kıbrıs Rumları değil miydi? Bütün bu geçmişe rağmen Rumlar garanti sisteminin sona erdirilmesi taleplerini çözümün ön şartı yapıyorlar ise ya çözüm istemiyorlar ya da bir başka niyetleri var. Açık değil mi?
Akıncı bu konuda yetkili midir, değil midir tartışması beyhude. Kıbrıs'ta tek Kıbrıs Türkü olmasa da Kıbrıs Türkiye için stratejik öneme haizdir, terk edilemez. Kıbrıs Türk halkı tabii ki çok önemlidir ve Türkiye yakın geçmişi de daima hatırlayarak onu asla yalnız bırakmayacaktır. Ancak çok önemli bir diğer boyut daha vardır. İngiltere adada egemen üs bulunduracak, Yunanistan Rumlarla stratejik ortaklık içinde Rum kesiminde her türlü at koşturacak, istediği kuvveti bulunduracak, Rusya'sı, Fransa'sı Amerika'sı ya İngiliz üsleri üzerinden ya Kıbrıs Rumlarıyla ikili anlaşmalar yoluyla adayı bir uçak gemisi gibi kullanacak ancak en uzun kıyıya sahip doğu Akdeniz ülkesi Türkiye ada ile ilişkisini kesecek... Bunu olabilir diye düşünmek gerçek anlamda ciddi bir akli sorun olduğunu ortaya koyar.


Bu haber 273 defa okunmuştur

:

:

:

: