Yastayız

Geçtiğimiz pazartesi gecesi, Alayköy'den yola çıktım.
Geçtiğimiz pazartesi gecesi, Alayköy'den yola çıktım.
İstikamet Girne, ADA TV, pazartesi geceleri TV programım var.
Gönyeli' den geçtim, Boğaz yolundan, Girne-Lefkoşa yoluna girdim.
Program saat 20. 30'da, kanala gelince, internet sitelerinde haberlere bir göz attım.
Bir anda her yer yangın yeri, konu, Gönyeli de yaşanan malum olay.
O gece programda, yerel seçimleri konuşacaktık, Günyeli'yi, Belediyeyi, Belediye Başkanlığını, konuklarım UBP Gönyeli Belediye Başkan adayı Mustafa Akyön ve bağımsız aday Mustafa Erk.
Her iki konuğumda Gönyeli' den gelecek, nasıl olacak, ne yapsam, programı ertelesem mi?
Böyle bir ortam da seçim konuşulur mu, ne konuşulabilir ki artık?
Ben bunları düşünürken, konuklarımdan Mustafa Akyön aradı.
Programla ilgili fikrimi sordu, program başlama saati geçtiğinden mesaj atan izleyiciler oldu, izleyiciye saygıdan yayın saatini sınırlayarak, programı yapmaya karar verdim.
Öyle oldu, çok uzatmadan, normal vaktinden de kısa tutarak programı tamamladık.
İnanın nasıl tamamladık hatırlamıyorum, ne moralim ne enerjim kaldı, elbette benle beraber konuklarımda aynı durumdaydı.
Gece geç saatlerde eve geldim, çocuklarımın odalarına girdim, yanaklarını öptüm, kokularını soludum, uyumalarını izledim.
Söz konusu çocuklar oldu mu, hepimiz ayrı bir hassasiyet yaşıyoruz.
Mutlaka ki ülke genel olarak aynı ruh halini yaşadı, hala yaşıyor.
Konu çok konuşuldu, tartışıldı, bu durum hala devam ediyor.
Bir anne, yedi yaşında bir çocuk, bir baba, bir dede, artık eskisi gibi olmayacak bir aile.
Hiç konuşmadım, sosyal medya da paylaşım yapmadım, bu yazıyı yazıp yazmamayı da çok düşündüm, kendimce ülkenin yasına saygı duymaya çalıştım.
Evet, yastayız, üzgünüz, moralsiziz, keyifsiziz, umutsuzuz.
Fakat normalleştirmemek, sıradanlaştırmamak gerek.
Çünkü artık sözü, sözleri, konuşmayı geçtik.
Herkes bu yasa saygı duysun, empati yapsın, suçlu her kimse, anne, baba, devlet, hükümetler, şimdilik bırakalım, toplumsal yas ilan edelim ve yenilerinin yaşanmaması için neler yapılabilir onları tartışalım.
Yıllar önce bir olay yaşadım.
Oğlum, bir temizlik malzemesi ilacı üzerine döktü.
Hemen hastaneye götürdük, içmemiş, fakat vücudunda yanıklar oluşmuştu.
Görevli polis, ifade vermemiz gerektiğini söyledi.
Şaşırdım, sebebini sordum, cevabı şu oldu;
'Çocukların sorumluluğu ailelerde. Devlet çocukların başına gelen olaylarda, aileleri sorumlu tutar, ihmal varsa size dava bile açılabilir.'
Kendime yediremedim, çocuğuma bilerek, isteyerek nasıl zarar verebilirim?
Ama yapılan işlem çok doğruydu.
Devleti kutsallaştırıp, itaat noktasına getireceğimize, insanı kutsallaştırıp, devleti insan hayatını düzenlemek adına, daha fazla etkin kılabilsek.
Evde, okulda, sokakta çocukları, gençleri, yaşlıları sosyal anlamda daha fazla sahiplenen bir düzen yaratabilsek.
İnanın günden güne buna olan ihtiyaç artıyor.
Devlet insandan uzak, sadece denk bütçeyi ve toplayacağı vergiyi düşünüyor.
Oysa özne insan, devletin varlık sebebi.
Şimdi, devleti, hükümetleri yaşanan kötü bir olaydan sorumlu tutup, tüm yükü kamusal kurumlara yükleyecek değilim.
Zaten bir faydası olmayacak.
Fakat sormak gerek, konuşacak ne kaldı?

Bu haber 478 defa okunmuştur

:

:

:

: