Yüce Helenizm popülizmi

Tarih, 3 Haziran 1968, günlerden pazartesi. AKIN gazetesinin manşeti ' Denktaş-Klerides, müzakeresi başladı', alt başlık 'Beyrut'taki görüşmelerin ne kadar süreceği belli değil'.
Tarih, 3 Haziran 1968, günlerden pazartesi.
AKIN gazetesinin manşeti ' Denktaş-Klerides, müzakeresi başladı', alt başlık 'Beyrut'taki görüşmelerin ne kadar süreceği belli değil'.
3 Haziran 1968'de başlayan Kıbrıs sorunu müzakereleri 50 yaşında.
Tam 50 yıl önce başlayan, yarım asırdır devam eden bir müzakere süreci.
Denktaş gitti, Klerides gitti, bir devir bitti.
Devirler bitiyor, müzakereler hala devam ediyor.
Çok ciddi noktalara gelindi, önemli eşikler aşıldı.
Ama belli noktalarda cesaret duvarları aşılamadı.
Yüzlerce görüşme, belge, tutanak, değişen müzakereciler, heyetler, BM Genel Sekreterleri, BM temsilcileri, görüşme merkezleri ve çok yaklaşılan metinler, planlar bir de referandum.
Elli yılda, çözümü getirecek engeller kırılamadı.
Amaç varsa ve tekse, ulaşmak için, önce durum tespiti, tespitler içinde amaca yönelik engellerin ne olduğu ve bu engellerin nasıl aşılacağı belirlenir.
Yakın geçmişte, Cumhurbaşkanı Akıncı'nın, Guterres belgesine yönelik çağrısı gündeme geldi.
Zamanlama açısından eleştirilebilir, ama yeniden başlamak için bir adım olabilirdi.
Olmadı, olmayacak, çünkü muhatap biz değiliz.
Anastasiades, seçim sonrası daha rahat bir tutum sergilemek yerine daha da şahinleşti;
'AKEL, Sayın Akıncı'nın önerdiği belgeyi stratejik anlaşma olarak imzalamayı kabul eder mi? Onlar kabul ederlerse, kesin dille söylüyorum, böyle bir şeyi kabul etmem söz konusu değil.
Çünkü artık Kıbrıs Helenizmi'nin katı görüşleri yoğun endişeleri olan bir şeyi, yani güvenlik konularını müzakere etme olanağım olmayacak.
Kıbrıs Türk tarafının revize söylemleri aracılığıyla bizleri, nüfusu daha küçük olan toplumun imtiyazlı toplum haline geleceği ve nüfusu fazla toplumu kontrol edeceği bir rejime doğru sürükleme eğilimi gelişti. Özde 'çoğunluk yönetir azınlık garanti edilir'i çoğunluk yönetir'e dönüştürecektik.'
Bitmek, tükenmek bilmeyen 'Kıbrıs Helenizm'i endişeleri' ve bunun altına sığınılan cesaretsizlik.
Zaman zaman bizler için yapılan bir eleştiridir;
'Kıbrıslılar kendilerini dünyanın merkezi zannederler' görünen o ki, güneyi ve kuzeyi ile tüm Kıbrıslılar kendilerini dünyanın merkezi zannediyor.
Bir tarafın, egemenlik, garanti çıkmazı, diğer tarafın yüce Helenizm idealleri.
Giderek elden çıkan, kayan, kontrolü başka merkezlere geçen bir sorunun elli yılda geldiği nokta.
Kıbrıs sorununun nasıl doğduğu, hangi aşamalardan geçtiği, kimleri daha çok etkilediği, kimlerin söz ve hak sahibi olduğu, kimlerin çıkarlarına hizmet ettiği, gerçeklerle, yalanların birbirine karıştığı bir elli yıl.
Bir paşa çıkıyor;
'Kıbrıs'ta garanti anlaşmasının kısmen kalması önerisi var. Garanti ve İttifak anlaşmaları konusunda KKTC Cumhurbaşkanı'nın söz söylemeye hiçbir hakkı yok. BM Genel Sekreteri Garanti anlaşmaları kalksın diyor, Cumhurbaşkanı konuşabiliriz diyor.
Birisi de çıkıp demiyor ki 'Sayın Cumhurbaşkanı sen bu konuda söz söylemeye yetkili misin?' Garanti ve ittifak konusunu, ne KKTC halkı, ne de KKTC meclisi konuşabilir. Bu TBMM'nin konusudur ve tek söz söyleyecek olan odur' diyebiliyor.
Belki doğruluk payı var, ama toptan bir hiçe sayma yaklaşımı da var.
Böyle söylemler çok, hepsini yazmaya, tartışmaya çalışsak, ne zaman, ne sabır yeter.
Ortaya çıkıyor ki, elli yıllık başarısızlık sonucunda, kaybeden bizler, kazanan başkaları.
En büyük kaybımız, söz hakkımız.
Elli yıllık geçmişin getirdiği bu, bu mazide söz ve irade alanımız sınırlandı.
Yarım asırda değişmeyen tek şey;
Bir tarafın yüce Helenizm, diğer tarafın garantörlük popülizmi oldu.
Oysa her şeyin iç içe olacağı bir çözüm mümkün.

Bu haber 512 defa okunmuştur

:

:

:

: