Guterres 30 Haziran’da sunduğum belge dedi..

Antonio Guterres, raporunda, ‘30 Haziran’da sunduğum belge’ diye bahsetti. ve böylelikle çok açık olarak yeniden başlaması muhtemel süreçte zeminin ne olacağını ortaya koymuş oldu..
Antonio Guterres, raporunda, ‘30 Haziran’da sunduğum belge’ diye bahsetti. ve böylelikle çok açık olarak yeniden başlaması muhtemel süreçte zeminin ne olacağını ortaya koymuş oldu..
Antonio Guterres’in bu çok net açıklaması aslında bir yerde Kıbrıs Türk liderliğinin konuya dair yaklaşımını destekler nitelikte olmuştur. Dolayısıyla bundan sonra iş niyete bakar.Tabi ki daha çok Rum liderliğinin tavrına..
Kısacası top Rum liderliğinde, Anastasiadis ya çıkar bu belgeyi kabul eder, ve konferans yeniden başlar, ya da Kıbrıs’a dair belirsizlik devam eder gider..
Devam eder gider diyorum, çünkü adada şu anki mevcut durum bunu tetikliyor..
Evet bugün Güney Kıbrıs Kıbrıs Cumhuriyeti statüsü altında varlığını her türlü idame ettirebiliyor.. Bu anlamda bir sıkıntısı yok.. Lakin bu adanın bölünmüşlüğünün getirdiği olumsuzlukları tümüyle ortadan kaldırmıyor..
Nitekim Kıbrıs’ta siyasi bir sorun vardır..
Ve bu sorun adanın tümünde hayatın her alanlarına sirayet etmiş durumdadır..
Dolayısıyla Güney Kıbrıs’ta Rumlar uluslararası tanınmışlığı olan bir devletin avantajlarına sahip olsa da, bu büyük avantaj adada dini,dili,ırkı ve milleti farklı olan halkların ada üzerindeki varlığını değiştirmez..
O halde adada sadece Rumların hakim olacağı siyasi bir temsiliyetin olması gerçekci değil..
İşte tam da bu nedenledir ki adada her iki halkın da eşit temeller üzerinde temsil edileceği bir ortaklığın olması ihtiyacı doğmuştur. Bugün bu ihtiyacın elzem olduğu uluslararası toplum tarafından da idrak edilmesine rağmen bu noktada izlenen tek yanlı politikaların adada kalıcı bir siyasi çözüme katkı sağlamadığı da ortadadır..
Dolayısıyla Kıbrıs’ta çözüm sağlanmadığı sürece, adanın bir bütün olarak ele alınması mümkün değildir ki, bunun da beraberinde getirdiği olumsuz bir çok etkisi vardır..
Başta ticaret ve ekonomi olmak üzere hayatın her alanını yansıyan bu etki sorunun devam etmesi ve ada üzerinde kalıcı hale gelmesi durumunda ki o yöne doğru bir gidişin olduğunu görüyoruz,daha da hissedilir hale gelerek Kıbrıs’taki yaşamı zorlaştıracaktır..
Bu bir öngörüdür elbette..
Lakin bu öngörünün durup dururken ortaya çıktığını da kimse düşünmesin.
Nihayetinde yarım asırdır yaşayarak tecrübe ettiğimiz realiteler üzerinden yapıyoruz bu öngörüleri..
Dolayısıyla yaşanmışlıklara baktığımız zaman adada devam eden çözümsüzlüğün hiç kimseye bir fayda sağlamayacağı gerçeğini görmezden gelemeyiz..
Peki ne olacak bu durum?
Garantörler, yani İngiltere, Türkiye ve Yunanistan mevcut durumdan pek rahatsız değiller.
En azından takındıkları siyasi tavırlardan bunu görebiliyoruz..
Hoş adada yaşayan halkları temsil eden siyasi otoritelerin de bu noktada tereddütleri olduğunu biliyoruz, ve hatta bu durumun oluşmasında halkların da katkısının olduğunu görebiliyoruz lakin her şeye rağmen birileri hala çözüm için uğraş veriyorsa bu adada, çözüme dair hala bir umut var demektir..
İşte bu nokta da BM’nin daha etkin bir rol üstlenmesi gerekmektedir..
Anlaşılan o ki Kıbrıs sorunu Türkiye’de yapılacak 24 Haziran seçimleri sonrasına bırakıldı..Bu tarihten sonra ne bekleniyor bilemiyorum..
Yani Türkiye’nin Kıbrıs politikası belli..
Milli dava olarak addediliyor..
Bu politikanın bir milim sağına, soluna sapabileceğini açıkçası ben pek düşünmüyorum.
İngiltere ise bu bağlamda çözüme dair bir istek ortaya koyabilir mi?
İşte bu çok önemli..
Eğer koyarsa çok şey değişebilir..
Zira İngiltere, Yunanistan’ı ve Türkiye’yi ikna edebilecek politikalar üretebilir..
Bu haber 110 defa okunmuştur

:

:

:

: