Değişmeyi ve değiştirmeyi öğrenmeliyiz

Söylenenler söylendi, söz vatandaşa, sandığa geldi. Önümüzdeki Pazar, yerel seçimler yapılacak.
Söylenenler söylendi, söz vatandaşa, sandığa geldi.
Önümüzdeki Pazar, yerel seçimler yapılacak.
Ülke demokrasisi için önemli bir süreci daha geride bırakacağız.
Burada önemli bir nokta var.
Herkes seçim sonrasını, 25 Haziranı düşünerek hareket etmeli.
Yine yan yana, yine çarşıda, markette, yolda, sokakta karşılaşmak var.
Her şey seçim ve siyaset değil, yaşanacak bitecek, ilk değil, son da olmayacak.
Bir nokta daha, herkesin amacı aynı, mevcut görevi iyi yapmak ve bulunduğu bölgeye kalıcı katkı koymak.
Eleştiriler söylendi, siyasi mesajlar verildi, artık iradeye saygı duyma zamanı.
İrade belirlenirken, işin tarafları var.
Vatandaş, iyi insan değil, iyi yönetici olacak ve iyi hizmet sunacak yöneticileri belirlemeli.
Bu güç vatandaşın elinde, bu gücü sırf kişisel hırs ve çıkar için kullanmamalı.
Aday olanlar, seçmene alternatif olarak ortaya çıkanlar, bunun bir seçim olduğunu kabullenmeli.
Kaybetmenin de, kazanmanın da bir sonuç olduğunu içselleştirmeli.
Önemli bir başka nokta, yıllardır, özellikle Belediyelerde yöneticilik yapan, Belediye Başkanı olan insanlar, bunun bir sonu olduğunu bilmeli.
Gün gelecek bulunulan makamlara başkaları oturacak.
Demokrasi diyerek, yıllardır, bulundukları kurumların kaynakları ile seçim kazananlar, gün gele bu demokrasi ile makamlardan ayrılacaklarını da görebilmeli.
Birçok Belediye de değişim gerekiyor.
Eskimiş hizmet ve yöneticilik anlayışı, yıpranmış, heyecanını, motivasyonunu yitirmiş Başkanlar, hep aynı yöntemler, artık bir yerde sonlanmalı.
Vatandaşta buna göre hareket etmeli, yani değişmeyi ve değiştirmeyi öğrenmeliyiz.
Bu işe, kamusal yönetimlere bir süre, dönemsel bir sınır ve kriter getirilmesi şarttır.
Kaliteyi, vizyonu, maddi, manevi, enerjiyi en iyi noktaya getirmek için bunu yapmak elzem.
Bugünkü anlayış, siyasetçiyi, yöneticiyi, liderliği, birbirine karıştırdı.
Ortaya toplumdan uzak, kopuk, merkeziyetçi bir anlayışı çıkardı.
Üç yıl önce yazdığım bir yazıda şunları anlatmışım;
'Şimdi seçilmiş olanların genelinde bir 'Kibir' var.
Sanki gökten zembille indiler, onlar kimseden oy istemediler, kimse onları desteklemedi, seçmedi.
Bu ülkede lider siyasetçi yoktur, umut edilenlerde bu beklentileri boşa çıkardı, ülkenin koca bir denizde rotasız gemi gibi gitmesinin önemli bir sebebi de budur.
Toplumun geneline yön veren, siyasi rozetini bir kenara bırakarak, kucaklayan, sahiplenen, her adımını toplumsal düşünceyle atan, bölmeyen, birleştiren lider profili, yerini belli bir zümreye ait olan kutuplaştırarak kazanan yöneticilere bıraktı.
Kişisel zırhından çıkamayan, herkese eşit söz ve düşünce hakkı tanımayan ve aslında sadece yönetici olabilecek insanlarla, gerçek liderler arasındaki farkın adı 'KİBİR' dir.
Bugün için, bu ülkede liderler yerini yöneticilere bıraktı.
Ve liderler, yöneticilerden daha az ilgi ve kıymet görüyor.
Liderlik, elbette tek isimlilik, tek adamlılık değildir.
Böyle bir anlayış tabi ki kabul görmez.
Mutlaka ki organize bir sistem, çoğunluğun etkin katılımı, herkesin eşit olduğu bir düzende liderlik sorgulanabilir.
Herkesin kendini toplum lideri ilan ettiği bu ortamda liderliği böyle anlatmak istedim.'
Mesele birazda budur.


Bu haber 377 defa okunmuştur

:

:

:

: