Yarım asra beş kala ne öğrendim bu hayatta?

Doğum günlerine pek önem vermezdim. Ama son yıllarda nedendir bilmem daha fazla önemser buldum kendimi…
Doğum günlerine pek önem vermezdim.
Ama son yıllarda nedendir bilmem daha fazla önemser buldum kendimi…
Her insanın kişisel tarihinde doğum günleri aslında bir fırsat veriyor…
Bir iç hesaplaşmadan geçiriyor insan kendisini…
Neyi doğru yaptım, neyi yanlış yaptım, geriye kalan zamanda diliminde diye muhasebe ediyor.
Elbette 30’la öyle bir koşturmaca içinde geçti ki o hesaplaşmaya hiç vakit olmadı.
20’lerde zaten öyle bir hesaplaşma yapacak hal de yoktu hayatımızda.
40’lardan sonra baş gösteren bir adet oldu bende bu hesaplaşma…
Ne öğrendim, ne tecrübe ettim geçen yıl diye sordum bu yıl da yine kendime…
Meğer her şeyi bildik, öğrendik, daha doğrusu olduk sanarken…
Ne çok olmamış yanlarımız varmış bu hayatta…
Değer verdiğimiz, her an yanında olduğumuz insanlar bir varmış bir yokmuş misali kaybolurken bu yıl hayatımızdan…
Doğum günüm için çaldığı gitarın tınısıyla bana ulaşan candan selamlar da yetti arttı bile şu küçücük hayatımıza…
Yazının başına dönecek olursak…
45 yaşına kadar ne öğrendim diye sorarsak yani…
O şairin dediği gibi…
“Üçe kadar sayıyorum” diye tehdit ederken bile araya iki buçuğu koymayı unutmayan vicdanlı insanlara hep hürmet etmeyi öğrendim bu yaşımda…
Bize çok kızdı diye doğum günümüzde bile mutsuz olmamız için çabalayan kötü ruhlu insanların inadına…
Biz hep iyi niyetli olmalıyız, defalarca kandırılmayı göze alsak da…
Ne demiş Konfüçyüs?
“İyi niyetli insanlar yalana çabuk kanarlar ama boşa giden iyi niyeti asla unutmazlar…”
Bir insana dost demeden önce iyi düşünmek gerekiyor bu hayatta…
Her dostluğun bir sınavı oluyor bir gün…
O sınavı geçmeden kimse gerçekten dost olup olmadığını bilemiyor hayat yolunda…
Yarım asra beş kala yaşam durmuyor, olanca gücüyle öğretiyor hala…
Biz öğrenci, o öğretmen olduktan sonra…
Öğrenecek çok şey, var.
Öğretecek kimse olmasa da…


Bu haber 84 defa okunmuştur

:

:

:

: