Ekonomi yönetiminde hükümet kayıp...

Sabah uyandık, cebimizdeki para hiç bir harcama yapmadan azaldı..
Sabah uyandık, cebimizdeki para hiç bir harcama yapmadan azaldı..
Yani durduğu yerde değer kaybetti..
Bismillah dedik evden çıktık.
Markete uğradık birkaç parça bir şeyler aldık, ki bunlar temel gıda ürünleri içine girer,bunlara ödediğimiz bedel düne göre artmış..
Market işletmecisine sordum, neden böyle!
Malların bize girişi, yani maliyeti arttı dedi..
Ve ekledi, “elektriğe zam, akaryakıta zam, dolar gelmiş 5 TL dayanmış, STG 6’.5’i görmüş.. Ne yapabilirim.”
Evet gerçekten ne yapabilir?
Küçük esnaf, büyük ticaret erbabı, sanayicisi, üreticisi..
Bu bağlamda tedbir almaya çalışacak haliyle..
Üstelik kendi gerçekleri doğrultusunda..
Tüketici ise bu işten en çok etkilenen olacak..
Zira tüketici dövizin yükselmesi karşısında cebindeki parayı en azından dengeleyebilecek bir pozisyonda değil, üstelik elektrik ve akaryakıt fiyatlarının yükselmesi sonrası gelen zincirleme hayat pahalılığına ve de dolayısıyla tüccarın kendi realiteleri doğrultusunda aldığı tedbirleri de savuşturacak konumda da değil..
O halde tam da burada bir devlet politikasına ihtiyaç duyulmaktadır..
Peki var mı bizde böyle bir devlet politikası..
Maalesef yok..
Bırakın böyle bir devlet politikasının olmamasını ekonomik şartlar bu denli yurttaşın belini bükerken, ne başbakan, ne başbakan yardımcısı, ne de ilgili olması gereken maliye ve ekonomi bakanları ortada yok..
Her şey güllük gülistanlık (mış) gibi davranıyorlar..
Oysa her şey kötüye gidiyor..
Türkiye’nin yeni yönetim algısının bir getirisi olarak ortaya çıkan ekonomi yönetimindeki tercihleri şu an itibariyle dünya piyasalarında tatmin edici bulunmadı..
Dış yatırımcı bu sebeple ülkeye giriş yapmaktan çekiniyor ve gelmiyor..
Yatırımı olan ise Türkiye’den ya kaçıyor, ya da kaçmanın yollarını arıyor..
İç yatırımcı ise mevcut pozisyonunu kortarabilmenin hesabı ile temkinli olmayı tercih ediyor..
Haliyle bu durum Türkiye’de iç piyasayı olumsuz etkiliyor..
Türkiye’nin üretim yapısını dönüştürücü bir müdahalede bulunmaksızın görece yüksek büyüme temposunu sürdürme telaşından mütevellit TL’nin de sürekli değer kaybı beraberinde enflasyonu da tetikliyor.
Bütün bu olumsuzlukların yansımaları da kaçınılmaz bir şekilde katlanarak bize geliyor..
Kısacası bu durum karşısında ortaya çıkan ekonomik bağımlılık Kuzey Kıbrıs’ta misli ile hissediliyor..
Peki ne yapılabilir?
İşte bunun için hükümetin, gerek iş çevreleri gerekse sivil toplum temsilcileri ile istişarelerde bulunmak suretiyle ekonomi yönetiminde ortak bir strateji belirleyip halkın mağduriyetini en aza indirgeyecek belli alternatif yöntemler geliştirmesi gerekir..
Tek taraflı değil tabi..
Yani sadece iş erbabına yönelik alınacak önlemlerden bahsetmiyorum elbette burada.Daha kapsamlı ve içinde yurttaşın da olacağı, bir nebze olsun insanların rahatlayacağı rahat bir nefes alacağı önlemlerden bahsediyorum..
Aksi takdirde Kuzey Kıbrıs’ta önümüzdeki zaman diliminde mevcut ekonomik yapının çok daha kötü bir duruma düşmesi kaçınılmaz olur..
Ki bunu hiç birimiz arzu etmeyiz..






Bu haber 49 defa okunmuştur

:

:

:

: