İnsanlık boğuluyor Avrupa seyrediyor!

Mülteci mezarlığına dönen Akdeniz dün bir kara günü daha yaşadı. 150’ye yakın mülteciyi üst üste bir tekneye koyup umuda yolculuğa çıkaran insan tacirleri, 19 hayatın solmasına neden oldu.
Mülteci mezarlığına dönen Akdeniz dün bir kara günü daha yaşadı. 150’ye yakın mülteciyi üst üste bir tekneye koyup umuda yolculuğa çıkaran insan tacirleri, 19 hayatın solmasına neden oldu.
Dün bu yazıyı yazarken, denizde kaybolan 26 göçmenin hayatından da ümit kesilmek üzereydi.
Yaşanan felaketin boyutu, kurtarılan 103 kişi için sevinmemizi önledi.
Sözüm ona Avrupa mülteci politikalarında nasıl bir yol izleyeceğini tartışırken, bu yılın sadece ilk 6 ayında 1500’e yakın mültecinin Akdeniz’de hayatını kaybettiği belirtiliyor.
Uluslararası Göç Örgütü’ne ait olan bu rakamlara, bulunamayan cesetler de eklendiği zaman, sayının 2 bini geçtiği ifade ediliyor.
Dile kolay 6 ayda tam 2 bin can…
Son üç yıl esas alındığında can kaybının 10 bine ulaştığı açıklanıyor.
Gerçekten savaş gibi…
Peki ya medeni Avrupa, yanı başındaki bu dram için ne yapıyor.
Belki nedeni de oldukları Orta Doğu’daki kanlı iktidar mücadelelerinden, savaşlardan, kırımlardan kaçan bu çaresiz insanlar için ne yapıyor?
Ben söyleyeyim.
“Ben 500 tane aldım, sen 300 tane aldın, o niye 800 mülteci kabul etti” diye aralarında tartışıyorlar.
Bu öyle bir tartışma ki, vatandaşı da sivil toplumu da bunu destekliyor.
Nereden mi biliyorum?
Bundan dört yıl önce bir Macar kameramanın, sınırda çocuğuyla hayatta kalmak için koşan bir mülteciyi nasıl çelme takarak düşürdüğünü dün gibi hatırlıyoruz.
O çelme aslında insanlığa atılan çelmeydi.
Batı’nın anlayışı işte o çelmede vücut buldu.
Bir de bu mültecilerin geçiş koridoru durumunda bulunan Türkiye’ye “Aman sende kalsınlar, ne yardım gerekiyorsa yapmaya hazırız” diye dil döktüler. Sonra o sözlerini de yerine getirmediler.
Türkiye’nin topraklarını açtığı sadece Suriyeli mülteci sayısı 3.5 milyonu geçiyor.
Evet zengin Batı, “300 fazla aldım, 500 çok oldu” diye arasında pazarlık yaparken, daha doğrusu sözünü ettiği rakamların insan olduğunu unuturken, Türkiye 3.5 milyonu aşkın Suriyeli mülteciye topraklarını açtı.
Uluslararası toplum, dünyada en fazla sığınmacıya ev sahipliği yapan Türkiye'nin politikalarını 'benzersiz bir cömertlik' olarak nitelendiriyor.
BM Mülteciler Yüksek Komiserliği, Türkiye'yi 'dünyanın en fazla sığınmacıya ev sahipliği yapan ülkesi', UNICEF ise Türkiye'yi 'dünyanın en fazla sığınmacı çocuğa ev sahipliği yapan ülkesi' ilan etti.
Şansölye Merkel, 'Türkiye'nin Suriyeli sığınmacılar için yaptıkları çok büyük bir katkı ve takdiri hak ediyor' diye beyanat veriyor.
Peki bunları alt alta koyduğunuz zaman ne anlama geliyor?
Kuru laf dediğinizi duyar gibiyim.
“Demokrasi, insan hakları” gibi evrensel değerlerle, lafla peynir gemisi yürütmeye çalışan medeni Avrupa, insanlık dersinden sınıfta kalıyor.
Akdeniz’de boğulan çocukların, kadınların, insanların sesi, medeni Avrupa’nın kulaklarını ne yazık ki açmaya yetmiyor.
Kısaca insanlık boğuluyor. Avrupa ise korumalı bir camekan içinde oturarak, boğulan o insanları sadece seyretmekle yetiniyor.
Bu haber 188 defa okunmuştur

:

:

:

: