Kaç gün yaşadınız?

Bir dostum anlattı. Roma’da bir parkta çiçekler, ağaçlar, göller arasında gezerken gözüne bir takım mezarlar çarpmış.
Bir dostum anlattı. Roma’da bir parkta çiçekler, ağaçlar, göller arasında gezerken gözüne bir takım mezarlar çarpmış.
Mezarlar birer mutluluk tablosu gibi mermer heykellerle, bin bir renkli çiçeklerle süslüymüş. Ama mermerlerin üzerindeki yazıları görünce çok şaşırmış. Çünkü kiminin üstünde 21, kiminin 34 gün, kiminin de 17 gün yaşadıkları yazılıymış. İtalyanca bilmese de mezar taşlarının üzerindeki sayıların bunu gösterdiğini anlamış.
Mezarların boyları da bebek mezarı olmayacak kadar uzunmuş. Bu işe hayret etmiş, bir anlam verememiş. İtalyancası olmadığı için parkın bekçisine de soramamış. Evde akrabalarına anlatmış. Beraber parka gidip bu işin sırrını çözmelerini rica etmiş.
Bir tatil günü hep beraber gitmişler. Parkta bekçiyi bulmuşlar. Ona mezarlarda yazılı günlerin sırrını sormuşlar.
“Burası özel bir mezarlıktır” demiş bekçi. Ardından şöyle devam etmiş:
“Buraya gömülen insanlar mezar taşlarının üstüne gerçek yaşlarını değil, hayatta mutlu oldukları günleri yazarlar. Burada yatanları da kimi 21 gün mutlu olmuş, kimi 34 gün. 52’yi geçen çıkmadı daha…”
Peki siz söyleyin şimdi. Eğer öldüğünüzde böyle bir mezarlığa gömülseydiniz, kaç gün yaşadı yazarlardı sizin için?
Dile kolay bir ömür geldi, geçiyor. Aylar, yıllar birbirini kovalıyor. Ömür denen kum saati hızla boşalıyor. Peki siz o koca koca yılların içinden kaç gün mutlu oldunuz?
İlk aşk, evlilik, çocuğunuzu kucağınıza aldığınız an, bayramlar, hasretin bittiği kavuşma anları, dostlarla akşam yemekleri, yaz akşamları bir bahçede çakırkeyif sıcacık sohbetler…
Söyleyin bakalım topu topu kaç gündür?
Ben bu hikayenin aksine en mutlu olduğunuz anlara, en mutsuz anların da ilave edilmesi gerektiğini düşünenlerdenim.
Çünkü hayat hep mutlu olduğumuz anlardan ibaret midir ki sadece onları sayalım.
Bizi biz yapan, yaralarımız, acılarımız da yok mudur hayat yolunda.
Onları ne yapacağız?
Bir insan sadece mutlu günlerle “olmaz” ki? Ben “oldum” diyebilmek için o acı günleri de hiç unutmamak, onları da yaşam hanesine eklemek gerekir belki de.
O yüzden ben 45 yaşın ardından iyi ve kötü günleri tek tek hesapladım.
İyi günler iki elin parmaklarını geçmiyor.
Daha doğruyu söylemek gerekirse yedi güne anca erişiyor.
Kötü günler ise hep cömert olmuş bize, bir saydım bir aya yaklaştım.
Aynaya bakarken, kar yağmaya başlayan saçlarımı da o kötü günlerden miras saydım.
Bugün bize veda etmeden çekip giden dostlar da olsa hayatımızdan, yaşanan mutlu günlerin hatırına onları da iyi günler hanesine yazdım. Ama yine de yedi günü aşamadım.
Sayın bakalım siz de bu Pazar. Ömrünüzde kaç gün mutlu oldunuz, kaç gün mutsuz oldunuz? Sonra toplayın ikisini…
Nüfus kağıdınızdaki yaşınıza aldırmayın.
İşte siz de o bulduğunuz gün sayısı kadar yaşadınız aslında.
İyi pazarlar…





Bu haber 81 defa okunmuştur

:

:

:

: