Alternatif umudu tüketildi

Tatilin kötüsü olmaz. Kısa bir ara verdim, dinlendim, birçok şeye zaman ayırdım.
Tatilin kötüsü olmaz.
Kısa bir ara verdim, dinlendim, birçok şeye zaman ayırdım.
Hayat böyle bir şey, engellenemeyen, değişmeyen, zamanın kendisi.
Zaman değişmiyor, fakat değiştiriyor.
Ne yazık ki, aynı şeyleri konuşmak, zamandan geride olmak, bu ülkenin değişmez yazgısı oldu.
Önemli ama bildik, yıllardır, içinde olduğumuz, bir şekilde geride bırakamadığımız, kısır döngüler, dönemler, siyasal iktidarlar, isimler değişse de, sonuçlarını değiştiremediğimiz tıkanmalar.
İnsan, insandır, doğum yeri, dini, dili, ırkı, milliyeti, inancı, başkalarına müdahale etmedikçe, başkalarına, farklı görüşlere saygı duydukça, önem sıramda birincidir.
İnsanlık mutlaktır, dünyaya, yaşama ait ayrılıklar, insanların, devletlerin, ülkelerin, insanlığı yönetmek için ortaya çıkarttıkları, dünyaya ait farklılıklardır.
Dolayısıyla, bu anlayışa bağlı kalarak, dünyanın neresinde olursa olsun, yaşanan ve herkesin başına gelebilecek olaylarda üzüntüm kat ve kat gerçek ve hissiyatım samimidir.
İki haftalık zaman içinde önemli konular birikti.
Bugün hepsine dokunmak istedim.
Yunanistan çok ciddi bir felaket yaşadı, bu felaketin getirdiği acıyı, dünyanın hiçbir bölgesinde tekrarlamaması dileğimdir.
KKTC de özellikle yaz aylarında aynı sıkıntı yaşıyor.
Yangın felaketi, bilinçsiz, kontrolsüz, umursuz, memleket bir de denetimsiz olunca çok ormanımızı, ağaçlarımızı tükettik.
Her yılın tartışması, yangın helikopteri, yitirdiklerimizden ne kadar önemli olabilir ki?
Elbette tek başına yetmez, fakat toplumsal morali yükseltir.
Ama olmuyor, aynen Teknecik'te filtre olmadığı gibi, yani öncelikli değil.
Afrika Gazetesine, Türkiye'de dava açıldı.
Adli Şube'den gazeteye giden sivil polisler, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nın Şener Levent ve Ali Osman Tabak aleyhine açtığı iki davayı kendilerine tebliğ ettiler.
Öncesi de varmış.
Yasa dışı bir yayın varsa, bunun KKTC yasaları ve yargısına göre olması gerekmez mi?
Bunun açıklaması yok ve bu artık Afrika'nın davası olmaktan çıktı.
KKTC basını, gazetecileri, köşe yazarları, artık fikirlerini, düşüncelerini yazmaktan, yaymaktan imtina edecek.
Bir sessizlik var, ama tehlike tüm KKTC basını için geçerlidir.
Devlet yönettiğini iddia edenlerin sessizliği ise daha bir manidardır.
Aslında eski, ya da eskimiş bir konu, CAS, konuyla ilgili daha öncede yazmıştım.
Konu basit ve net, ortada bir sorun var, bu sorunun çözülmesi şart.
Bu kadar basit ve sonuç olarak bu kadar önemli, artık bu meselenin bir son noktaya ihtiyacı var.
Popülizm, siyasi malzeme yapmadan, zamana yaymadan, günü kurtarmaya çalışmadan.
Devleti idare eden, hükümet, Bakanlar Kurulu, parlamento bu sorunu çözmeli ve arkasında durmalı.
Kamu çalışanlarının maaşlarına, %12.11 hayat pahalılığı yansıdı.
Devletten maaş çeken herkese, asgari ücretle orantılı olarak maaş alan, sosyal kesim hariç.
Bu artış tabi ki milletvekillerine de yansıdı.
Ve yine bildik tartışma alevlendi, elektrik zammını içselleştirdik, şimdi vekil maaşlarına yansıyan 1700 TL'lik artış, günün moda tartışması.
Halkın partisi vekilleri artışı almayacağız açıklaması yaptılar.
Konu hükümetin konusu oldu, hayat pahalılığı artışını, Bakanlar ve Milletvekilleri maaşlarına yansıtılmama kararı alındı.
Oysa Başbakan Erhürman daha önce az maaş alanlara daha çok, çok maaş alanlara daha az artış yansıtılması için Maliye Bakanlığında çalışma yapıldığını mart ayında söylemişti.
Halkın partisi vekilleri artışı almayacağız açıklaması yaptılar.
Olay öyle bir noktaya geldi ki milletvekilleri toplumla karşı karşıya geldi, oysa sorun, ülkedeki eşitsizlik, gelir dağılımındaki adaletsizlik.
Demek ki birçok şey o kadarda kolay değilmiş.
Dokunmak, değiştirmek alışılmışın dışına çıkmak ciddi anlamda cesaret istiyormuş.
Hükümeti eleştirebiliriz, Bakanları yerden yere vurabiliriz, ama değişmiyor, hiçbir iktidar bu ve benzeri sorunları çözmüyor, çözemiyor.
Alternatif olarak ortaya çıkan siyasi partiler, alternatif olamıyor, aynılaşıyor, toplumun alternatif umudunu yıkıyor.
Burada eleştiri sadece iktidara yönelik değil, muhalefet, iktidarı eleştirmek ve sıranın kendisine gelmesi için avucunu ovuşturmak yerine, sorumluluk alarak doğruya zorlamalı, toplumu bu anlamda aydınlatmalı.
Bugünün muhalefeti, dünün iktidarı UBP veya diğer partiler, bu sorunlar için ne yaptı, bugünkü şartlarda farklı ne yapabilir?
Bunlar dün çözülseydi, bugün daha farklı bir ülkede yaşar olurduk.
En kötüsü, soldan, sağa tüm siyasal yönetimlerin, aynı sorunlarla başa çıkamamasıdır.
Bu durum en başta toplumsal güveni bitiriyor.
Ve bu güveni yeniden sağlamak hiç kolay değil.

Bu haber 430 defa okunmuştur

:

:

:

: