Krizleri yöneten ortak akla ihtiyaç vardır..

Türkiye’ye bağımlı bir ekonomide ve para biriminde yaşanan siyasi gelişmelerin ekonomiyi olumsuz etkilemesini Kuzey Kıbrıs’ta pozitif yöne evirmek mümkün değildir..Bu hepimizin bildiği ve farkında olduğu bir gerçek..
Türkiye’ye bağımlı bir ekonomide ve para biriminde yaşanan siyasi gelişmelerin ekonomiyi olumsuz etkilemesini Kuzey Kıbrıs’ta pozitif yöne evirmek mümkün değildir..Bu hepimizin bildiği ve farkında olduğu bir gerçek..
Dolayısıyla Türkiye’nin ekonomik sistemi içinde yer almanın yaşanan her hadisede olumlu ya da olumsuz etkileri Kuzey Kıbrıs’ta fazlasıyla hissedilmektedir..
Bunu 1990 körfez krizi,1994 5 Nisan kararları krizi,2001 krizi, 2008/2012 küresel ekonomik kriz ve şimdi ise içinde bulunduğumuz 2018 krizi..
Dolayısıyla krizlere alışık bir toplumuz.
Evet içinde bulunduğumuz siyasi konjonktür bizi buna istemsiz olarak mecbur bırakıyor ama biz bunu en aza indirgeyecek önlemleri ortak akıl yaratarak almak zorundayız..
Bunu koordine edecek olan da hükümettir.
Hükümetin yaşanan gelişmeler karşısında Bakanlar Kurulu düzeyinde konuyu tartıştığı biliniyor bilinmesine lakin bu konuyu sadece Bakanlar Kurulu düzeyinde ele alıp değerlendirmeler yapmak soruna çare üretmeden çok uzak kalır. Zira sorunun tarafları ve geniş bir yelpazesi mevcuttur.
Elbette mevzu toplumsaldır.
İşte tam da bunun içindir ki konun paydaşları olarak toplumsal dinamikleri içine alacak ortak bir akıl grubu oluşturulmalıdır.
Buna ister kriz yönetimi deyin, ister başka bir şey.
Ama bu konuları ele alacak ve kısmen de olsa toplumda bir rahatlamayı sağlayacak adımların atılması adına, siyasetin, sivil toplumun, ekonomik çevrelerin, sendikaların ve sektör temsilcilerinin de içinde yer alacağı bir grup çalışmasının yapılması sanırım abartı olmaz..
Zira ülkede ekonomik durum gerçekten ciddi sosyal sıkıntıları da beraberinde getirecek kadar vahimdir.
Bunu en basitinden şöyle izah edecek olursak, daha 1 ay önce en gerekli temel gıda ürünlerini karşılamak için yaptığınız 100 TL’lik harcama,ile bugün aynı ürünleri ne bir fazla ne bir eksik almak için 150 TL ödemek durumundayız..
Bu diğer harcamalar için de aynı, hatta daha fazla bir maliyet gerektiriyor artık.
Örnek akaryakıt, elektrik enerjisi vs..
Bunun yanında döviz borcu olanlar var, ev kirasını dövizle ödeyenler var, okul taksitlerini dövizle ödeyenler var.
Dolayısıyla devletin bu anlamda varlığını topluma hissettirmesi gerekir.
Nasıl?
Alınabilecek önlemleri alarak..
Peki hükümet ne yapılabilir ve nasıl önlemleri hayata geçirebilir?
Bankaların verdiği kredileri özellikle döviz cinsinden borçlanmalara bir kriter getirilebilir.
Döviz cinsinden ülkeye giren yatırım amaçlı olmayan tüketim niteliği taşıyan ürünlere sınırlama getirebilir, ya da vergi düzenlemeleri yapabilir.
Kamu harcamalarına sıkı bir disiplin getirilebilir.
Öğrenci akışında bir sorun yaşanmaması için barınma ücretlerinde
yerel para cinsinden tavan fiyat uygulamasına gidilebilir.
Bankaların vermiş olduğu TL ve döviz cinsinden krediler için faiz düzenlemesi ve ödeme planı çıkarılması sağlanabilir.
Ödeme zorluğu yaşayan ve mahkemede icra kararı çıkanlar için makul bir erteleme süresi verilebilir.
Öte yandan döviz kurunun yüksek olmasının belki de tek olumlu yansıması,yerel ürünlerin yabancılar için daha cazip hale gelmesi ile özellikle turizm sektörüne katkı sağlayabileceğidir.
Oysa buna rağmen Kuzey Kıbrıs yabancılar için bu anlamda bir çekim oluşturamıyorsa bunun arkasındaki nedenleri de araştırmakta fayda vardır..
Ve Başbakan Tufan Erhürman KKTC Merkez Bankası Başkanını da yanına alarak bir basın toplantısı düzenledi dün.. Merkez Bankası Başkanı biz rahatız, kaygı duyulacak bir şey yok, halkımız da rahat olsun mealinden açıklamalar yaptı..
Oysa burada Merkez Bankasının ya da bankaların sağlamlığını sorgulamıyoruz. Dolayısıyla Merkez Bankasının rahat olması vatandaşın öncelikli ihtiyaçlarındaki mağduriyetini gidermiyor..
Kaldı ki Merkez Bankası Başkanının bu açıklamasından sonra ne cebimizdeki paranın eriyip gitmesi durdu, ne dün 100 TL’ye doldurduğumuz otomobilin deposunu bugün 250 TL’ye doldurmamızın önüne geçildi, ne de dün markette 50 TL verip aldığımız ürünleri bugün 90 TL’ye almamızı engelledi.. Ha elektrik enerjisi mi ucuzladı? Alım gücü mü dengede tutuldu? Ne oldu?
Hiç bir şey..
Dolayısıyla burada ihtiyaç duyulan şey halka yansıyacak somut adımlardır..
Merkez Bankasının sağlamlığı veya da böyle bir krize hazır olduğu görüntüsü insanların birebir etkilendiği mali krizin mağduriyetini gidermez, hoş fayda da sağlamaz. Bizler böylesi bir krizde toplumsal yaşama katkısı olacak, fayda sağlayacak adımları görmek istiyoruz..
Bu haber 63 defa okunmuştur

:

:

:

: