Türk askeri neden gitsin?

Rum yönetimi Fransa’ya askeri üs verdi. İsrail üs için sırada. ABD Genelkurmay Başkanı, Rum yönetiminden resmen üs istedi. İngilizlerin zaten iki egemen üssü var. Böyle bir coğrafyada Türkiye’nin Kıbrıs’tan asker çekmesi isteniyor.
Rum yönetimi Fransa’ya askeri üs verdi. İsrail üs için sırada. ABD Genelkurmay Başkanı, Rum yönetiminden resmen üs istedi. İngilizlerin zaten iki egemen üssü var. Böyle bir coğrafyada Türkiye’nin Kıbrıs’tan asker çekmesi isteniyor.
Ne için, kim için?
Bunun hiçbir mantıklı izahı olamaz.
Eylül ayında New York’ta BM Kıbrıs Özel Temsilcisi Guterres’in atadığı geçici temsilci Lute’un hazırladığı rapor ele alınacak.
Rum yönetiminin, tüm tarafların katılacağı o toplantıda Türk askerinin adadaki varlığını tartışmaya açmak için NATO garantörlüğünü gündeme getireceği öne sürülüyor.
İlk önce BM, bunun olamayacağı anlaşılınca AB garantisiyle Kıbrıs sorunundaki en kritik meselenin çözüme kavuşabileceğini iddia eden Güney’in NATO önerisinin de bir sonuç vermesi beklenemez.
Çünkü NATO’nun kuruluş felsefesi böyle bir soruna çare olamaz.
NATO’nun varlığı bizzat ABD ve üye ülkeler tarafından zaten uzun zamandır tartışılıyor.
Çünkü soğuk savaş döneminin bir ürünü olan NATO, artık yeni dünyayı okumakta zaten yetersiz kalıyor.
Fakat NATO tezini öne sürenler, Türkiye ve Yunanistan’ın NATO’ya üye olduğunu, dolayısıyla bu üyelik sayesinde adada belli bir oranda asker bulundurulabileceğini, ancak emir komutanın NATO’ya verilerek bu işin çözüme kavuşturulabileceğini öne sürüyorlar.
Bir başta ifadeyle Türkiye’nin garantörlüğü ve Türk askerinin adadaki varlığını sulandırmak istiyorlar.
Bu işi gündemde tutmak isteyen Rum Dışişleri Bakanı Nikos Hristodulidis’in dün Rum basınına yansıyan bir demeci oldu.
Kıbrıs’taki mevcut durumun tehlikeli olduğunu öne süren Rum Dışişleri Bakanı, BM Barış Gücü’nün Kıbrıs sorunu çözülmeden çekilmesinin bölgeye etkileri olacağını söyledi.
Oysa BM’nin sadece askeri bir posta görevi üstlendiği, adada fiilen başka bir görevi kalmadığı uzun zamandır biliniyor.
Dışişleri Bakanı Kudret Özersay da geçen ay yaptığı açıklamada, BM Barış Gücü’nün varlığını sorgulamış ve artık ihtiyaç kalmadığını söylemişti.
İşin tirajı komik yanı Kıbrıs Türk halkı, BM Barış Gücü’nün 74 öncesinde yaşanan hiçbir acı olayı da önleyemediğine bizzat yaşayarak zaten tecrübe etmişti.
Peki Rumlar bu politikayla ne yapmak istiyor?
BM Barış Gücü’nün adadaki varlığı, Rumların “İşgal altındayız, tehdit altındayız. BM Barış Gücü bizi koruyor” algısını pekiştirmek için kullandığı en önemli argüman.
Doğu Akdeniz’deki sondaj faaliyetleri ve Türkiye’nin Rum yönetimin buradaki kesişen münhasır ekonomik bölgeleri önümüzdeki dönemde gergilimi artıracak bir başka kritik sorun.
AB üyesi Rumlar Türkiye ile olası herhangi bir krizde Brüksel’i arkalarına almaya çabalarken, bunda başarılı olmaları mümkün görünmüyor.
Çünkü Türkiye ile AB ilişkileri, Rumların şımarık tutumlarını aşan çok daha kritik bir derinliğe sahip. Başta mülteci anlaşması olmak üzere Ortadoğu’da değişen yeni dengeler, bunların ilk başında geliyor.
Bu gerçek Güney’de de yavaş yavaş fark ediliyor.
AKEL Avrupa Milletvekili ve eski bakan Neoklis Silikiotis, “Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de olay yaratırsa, Brüksel’in, sözlü açıklamalarının ötesinde Güney Kıbrıs’ı destekleme niyeti olup olmadığı” sorusuna öyle bir cevap verdi ki tüm gerçeği tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor.
Silikiotis, “AB, Kıbrıs MEB’i tehdit edilirse üye devlet olarak Kıbrıs’ı desteklemek zorundadır. Ancak sözlü desteğinin ötesinde fiili destek vermesi beklenmemelidir” dedi.
Yani, Rum yönetimine “başımızın çaresine bakmalıyız” mesajı verdi.
Eylül ayı Kıbrıs sorunu için çok kritik bir ay. Bekleyip göreceğiz…


Bu haber 124 defa okunmuştur

:

:

:

: