Alternatif nedir, kim neyi değiştirecek?

Önemli olan nedir? Sadece, toplumun bir kesimi tarafından kabullenilmek yeterli midir?
Önemli olan nedir?
Sadece, toplumun bir kesimi tarafından kabullenilmek yeterli midir?
Sandık, seçim sonucu, toplumun farklılaşan eğilimleri, öncelikleri, kazanılan bir seçim için zafer midir?
İktidar olmak, hükümet olmak, makam almak, tek başına önemli midir?
Savaşmak, cesaretli olmak mıdır, yoksa savaşmadan da cesaretli olunur mu?
Belki biraz karmaşık oldu, fakat toplumun tükendiği bu noktada herkes için cevap bulunması gereken sorular bunlardır.
Cesaret mi, savaşmak mı, günü kurtarmak mı?
Savaş derken toptan, tüfekten bahsetmiyorum.
Yeni dünyanın en büyük savaşı, topu, tüfeği, ekonomik kavga.
Para, dini, imanı, dili ırkı, olmayan, dünyanın ortak noktası.
Elbette bize çok uzak, dünya ölçeği, anlayışı, dünyanın geldiği nokta, dur durak bilmeyen değişim.
Doğrudan şaşmamak gerek, popülizme, adamcılığa, kayırmacılığa, sandık korkusuna yenilmemek şart.
Bilgi, doğru düşünceden üstündür.
Çünkü 'bilgi sahibi olmak, yalnızca bir şeyin niçin doğru olduğunu bilmek değil. Aynı zamanda öteki seçeneklerin niçin yanlış olduğunu da bilmek demektir.'
Aslında herkes doğrunun ne olduğunu biliyor.
Herkes yanlışı, yanlış seçenekleri de biliyor, gel gelelim, değişenler var, farklı olanlar yok.
Yıllar içinde ne kadar eğreti, temelsiz bir yapı kurduğumuz her gün için ortaya çıkıyor.
Bu yapıda hepimizin katkısı, karınca kararınca bir desteği, etkisi var.
Bunu kabullenerek, cesaretle, eleştiriyi de, desteği de aynı ölçü ve değerde sahiplenerek artıya çevirmek gerek.
Bu düşünceleri, kendi ülke ölçeğimize göre düşünürsek, ekonomik olarak yaşanan sıkıntıları fırsata çevirebiliriz.
Bugün için hükümete, 'bırakın gidin' veya genel olarak 'çare bulun' demek, kolaycılıktır.
Yaşanan sorunlar, makamlarla çözülecek noktayı aştı.
Kimin ne planı, programı, yılların yanlışlarına dokunacak cesareti var?
Muhalefet elbette olacak, eleştiri yapılacak, örneğin hükümetin 24 maddelik paketi için söylenecek çok şey var.
Nitekim bir önceki yazımda bunları farklı görüşlerle destekleyerek anlattım.
Öncelikle, özellikle ülkenin yönetim kademesinde olanlar, benim bilirim, ben yaparım, yaklaşımını terketmeli.
Siyasetçilerin en büyük hatası, her şeyi biliriz, anlayışına güvenmeleridir.
Başbakan öneri yok diyor, bunu muhalefete söylediğini düşünüyorum.
Oysa siyasetçilerden daha çok, daha gerçekçi, daha radikal öneri yapanlar var.
Ekonomi söylemle, hamasetle, günlük düşüncelerle, sihirli değnekle, 'ne yapalım elimizden gelen' bu kolaycılığıyla, yönetilmez.
Bütünlüklü, başta kamu sektörü olmak üzere, tüm alanlara yayılacak, uzun ve kısa vadeli plan ve programlar yapılmalı.
İçte gerekli tasarruf tedbirleri alarak, kamusal harcamalarda etkinlik ve kemer sıkma tedbirleri alınmalıdır.
Başlangıç noktası buradan olsa, toplumsal destek mutlak ve devamlı olur.
Türkiye Cumhuriyeti ile imzalanan protokollerde ülke ihtiyaçları ve şartlarına göre yapılması gerekenler önceliklendirilmeli.
Bu protokoller bu ülkenin gerçeği ve bu gerçek bir şekilde değiştirilemiyor.
Teşvikler, sübvansiyonlar, yardımlar, artık gözden geçirilmeli.
Popülizme değil, akılcılığa öncelik verilmeli.
Bu ülkenin öncü sektörleri nelerdir, artık bunun adı konmalıdır.
Üniversite ve turizm mi?
Bu sektörler disipline edilecek, devamlılığı sağlanacak, ülkenin üretim sektörleri ile uyum, destekleme ağı kurulacak.
En önemlisi siyasi istikrar, bu hükümet sallanıyor, süre olarak kısalıyor.
Peki, alternatif nedir, kim neyi değiştirecek?
Kimin ne hazırlığı var, yok, hiçbir şey yok.
Kötü olan bu durumdur, kötü olan, siyasetin çare olamamasıdır.


Bu haber 376 defa okunmuştur

:

:

:

: