Kaç küçüğüm kaç!

Bir eylül akşamı... Sahilde kafe/ lokanta tarzı bir yerde oturuyorum. Arkadaşımı bekliyorum. Her zaman böyle yerlere erken gelirim. Ruhum alışsın da rahat oturayım diye. Yanımda getirdiğim kitabı çantamdan çıkarıyorum. Yakın masalarda kimseler yok. Yavaş yavaş dolar... Doluncaya kadar da ben epey okumuş olurum.
Bir eylül akşamı... Sahilde kafe/ lokanta tarzı bir yerde oturuyorum. Arkadaşımı bekliyorum. Her zaman böyle yerlere erken gelirim. Ruhum alışsın da rahat oturayım diye. Yanımda getirdiğim kitabı çantamdan çıkarıyorum. Yakın masalarda kimseler yok. Yavaş yavaş dolar... Doluncaya kadar da ben epey okumuş olurum.

Kahvemi yudumlarken koltuğuma gömülüyorum. İyice dalmışım. Derken mırıl mırıl bir konuşma dikkatimi çekiyor. Çaprazıma bir erkek ve bir genç kız oturmuş. Ne zaman geldiler, ne zamandan beri ordalar bilemiyorum.

Başımı çeviriyorum. Erkek orta yaş üstü. Doğulu bir şive ile konuşuyor. Bıyıklı, saçlarında beyazlar artmış. Mesleği büyük ihtimal inşaatlarda ustabaşı... Kurt gibi bakıyor kıza... Az sonra yalayıp yutacak gibi... Memleketinde en az iki karısı vardır böylelerinin; bir ordu da çocuk... Hatta torunları bile vardır.

Kız ürkek bir serçe gibi. Zayıf, ipince... Türkiyeli konuşuyor. Belki lise bitirmiş. Öyle masum ve savunmasız görünüyor ki! Sade kıyafeti öğrencilikten kalma. Bileklerinde ip- boncuk karışımı takı var. Düz saçlarından bir tutamı kulağının arkasına sıkıştırılmış.

Lefkoşa'da bir yerde çalıştığını söylüyor. Bazen hafta sonları arkadaşlarıyla araba kiralayıp Girne'ye eğlenmeye geldiklerini anlatıyor.

Adam sözünü kesiyor... Sakın diyor, artık ben varım. Ne zaman istersen alo de yeter... Çok güzel kızsın. Seni kandırırlar.

Başım kitabımda ama romanın canlısı karşımda... Okur gibi yapıyorum. Garson masaya geldikçe adam ara veriyor konuşmasına. Çocuğun gözünü boyamak için ilgisiz bir sürü öte beri konuyor masaya... Ye diyor, yüzün kaşık kadar kalmış ye!

Arabama bakma. İş arabası işte! İstesem mersedes çekerim altıma ama olmaz ki! Bende para çok! Ne zaman istersen seni alır getiririm buralara... İster diskotek ister kumarhane... Gezdiririm, benden sana hiiiiç zarar gelmez. Bir hafta sonu da şu giden tekneye bineriz. Balık yediririm sana... Gel keyfim gel! Neşeleniriz...

Çocuk elini uzatıyor bardağa... Bu ne diye soruyor. Meyve suyuuuu diye uzatarak söylerken kızın dizini okşuyor hafiften... İkide bir, bir ' yavruuuum '
deyişi var midem bulanıyor... Bıyıklarının arasından bir kenarda altın bir diş parlıyor...

Eyvahlar olsun !
Kızım sen hiç dizi de mi izlemedin... Roman da mı okumadın ? Genç kızlar nasıl kandırılıyor kimseden duymadın mı? Gökten mi indin?

Kaç çocuğum kaç!
Şimdi yanında yirmili yaşlarda bir genç oturmalıydı... Yüreğini çarptıran... Evlilik hayalleri kuracağın, gelecekteki yuvanızı düşüneceğin bir yaşıtın...

KAÇ ÇOCUĞUM KALK VE KAÇ!
Sonra çok geç olabilir...

Elbette onun yerine ben kaçıyorum. Sevgili arkadaşım gelir gelmez kolundan tutup başka yere sürüklüyorum.

GÜZ SEVDALARI

Ben
Güz sevdalarına vurgunum
Hüzün çiçekleri dermeliyim
Solgun bahçelerden...

İkindi güneşleri benim olmalı
Gönlüm
Hüzzam şarkılara yangılı
Erguvan renkli suda
Rüzgarın eli...

Gökkuşağı gülümseyişli sevgili
Dokununca tenime
Ürperişler diz boyu...

Ayşe TURAL

BİRİSİNE GÜVENMEK
GÜVENEBİLMEK

Sanırım ilişkilerimizde en zorlandığımız konulardan biridir güvenmek... Sözlüklerde GÜVEN: Bir şeyden beklenilen niteliğe inanıp ona göre davranma:itimat...

GÜVENMEK: Güven beslemek, güveni olmak... şeklinde açıklanıyor.

Aslında birisine güvenmek öyle kolay değildir. Sınarsınız, denersiniz, birlikte pek çok olay yaşadıktan sonra GÜVEN denilen duygu ortaya çıkar.

Paylaştıklarınız çoğaldıkça o kişiye olan güveniniz pekişir...

Ya da tam aksi, onu tanıdıkça güvenilir olmadığını düşünmeye başlayabilirsiniz...

Yine de her insanın olaylar karşısındaki tutum ve davranışları ve olaylara bakış açısı farklıdır... Tepkilerimiz farklıdır... Bu da hayat felsefemizle ve yetişme tarzımızla yakından ilgilidir.

Hiç ummadığımız durumlarda çok güvendiğimiz insanların farklı tutum ve söylemleri bizi şaşırtmıştır... Yıllar süren dostluklarda bile zaman zaman ne yapacağımızı bilmez durumlara düşmüşüzdür...

Bu nedenle sınırsız güven diye bir şey olamaz. Her zaman bir aralık kapı bırakmalısınız... Daha az üzülmek adına...

İnsanlar, bilmediğiniz yüzleriyle de karşınıza çıkabilirler... O zaman yıkılmamak, daha az üzülmek için hazırlıklı olmak gerektiğine inananlardanım ben...

Bu, iş hayatınızda karşılaştığınız bir durum olabilir ya da özel hayatınızda rastladığınız bir olayla karşınıza çıkabilir...

İşte bu noktada TEMKİNLİ OLMAK (ölçülü olma- bir duruma hazırlıklı bulunma) gerekir...

Özellikle iş hayatında işinizi sağlama almaya özen göstermelisiniz.

Atalarımızın çok güzel bir sözü var: ' Eşeğini sağlam kazığa bağla...' diye...

Siz siz olun söze değil, yazılı anlaşmalara önem verin...

BAĞBOZUMU

eylül sıcağında
darmadağın bağ
saçlarını topluyor altın tokalarla...

ay ışığında
tıpası açılıp
saçıldı mis kokusu şarabın
bedenin toprağına...

yüreğimdeki bağ
damar damar çatlarken
ılık ılık akarken derinliklerine
tenimin asma yaprağını
örtüyorum üzerine...

Ayşe TURAL

NE KADAR ACIMASIZ VE BENCİL OLDUK DEĞİL Mİ?

Son zamanlarda bencilliğimiz tavan yaptı değil mi?

Ben istediğimi yaparım. Bana kimse karışamaz. Ötekiler de kim oluyor kafa yapısı...

Sadece kendini düşünen, başkasını sallamayan bireyler olduk. Ben ne istersem onu yaparım edasındayız...

Neden biraz EMPATİden yoksunuz? Zahmet edip kendimizi onların yerine koymak bu kadar zor mu?

Biz, çoğumuz anamızın karnından zengin, iş güç sahibi doğmadık aslında… Çok değil, 20-30 yıl önce çektiğimiz sıkıntıları hatırlayıversek…

Ya da yaşadığımız mahallenin, semtin mezarlığına doğru yürüsek… KEFENİN CEBİNİN OLMADIĞINI kolayca görür, anlarız…

Bu kadar ah almak bence hayra alamet değil…Hiç değil…

Yarın başınıza gelenler olunca hoşunuza gitmeyecek ama…

ZAMAN hiçbir kötülüğün, vebalin karşılığını almadan, yakanıza yapışmadan sizi bırakmaz…

Atalarımız ALMA MAZLUMUN AHINI, ÇIKAR AHESTE AHESTE, demiş…

Yapılan kötülükle ortaya çıkacak kötü sonuçtan yapanın zarar göreceğine inancı belirten bir atasözü bu...

Boşuna dememişler…
Yerinizde olsam, rahat uyku uyumazdım…

Kimsenin ettiği, kimsenin yanına KAR KALMAZ…

AŞKIN HESABI

acımasız sözlerin
vururken kıyılarıma
önce gözlerini kaybediyorum...

arkanı dönüp giderken
biriktirdiğim güzel günlerin
harfleri soluyor birer birer...

oysa doğruların
sorgulanmaya ihtiyacı yoktur
şarkıları biçiyorsun acımasızca...

kirlenmemiş sözcükler
çoktan yola çıktı
başka diyarlara doğru...

Ayşe TURAL

BEKLEYİŞ

Dün sabah da böyleydi.
Düştü düşecek...
Gelmedi...
Ne mi?
Eylül ayının ilk damlalarını bekliyorum..

Geçen yıl bu kadar bekletmemişti oysa. Neredeyse bir hafta önce başlamıştı.

Dün rüzgar yağmur bulutlarını önüne katıp aldı, götürdü.

Şu an rüzgar yok...
Pencereyi sonuna kadar açtım.
Kulağım kirişte, gök gürültüsü bekliyorum. Ardından da pıtır pıtır dökülecek damlaları...

Yapraklara, ağaçlara, toprağa düşecek ve her yeri mis gibi bir toprak kokusu saracak...

Ne kadar sularsanız sulayın; yağmurun yerini hiçbir şey tutmuyor...

O nasıl bir ferahlık...
O nasıl bir koku...
O nasıl bir huzur...

YÜREĞİN KONUŞSUN

Deniz dibinde
Kırmızı balıklar
Dudaklarında
Vurgun yemiş gönlüm
Alıp götürdüler
Sarayına sultanın....

Gökyüzü
Güneşi harmanlıyor
Durmuş zamanlarda...
Dudakların sulusepkeni
Yüzümü kamçılıyor.

Dur
Sen konuşma
Yüreğin konuşsun....
Ayşe TURAL

NALINCI KESERİ

Acı ama gerçek...

Bu çağın insanı BENCİL olmakla kalmıyor; bencilliklerine GERÇEKLİK, HAKLILIK, BULUNMAZ HİNT KUMAŞI olmak gibi kılıflar bile uyduruyor.

YÜREK mi, yüreği dinlemek de neyin nesi?

Öyle bir şey yok!
MUMla arasanız da bulamazsınız...

Sanki uzayda yaşıyorlar... Toplumda yaşamanın kuralı YOK onlar İçin...

Arabanın camını açıp çöplerini dışarı atabilir....
Sokaklarda deli gibi araba sürebilirler... Bangır bangır gecenin bir yarısı davul çalıp eğlenebilirler...

Alt katta oturanları düşünmeden akıllarına esen zamanlarda TAK TAK diyerek çekiçle keyif yapabilirler...

Her yer kendilerininmiş gibi YAYILMACI hareketlerde bulunabilirler.

Toplum kuralları da NEYİN NESİ?

Onlar bilmem hangi okulu bitirmişlerdir...

DOĞRU olan her şeyi onlar bilir.

Konuşmaya gelince MANGALDA KÜL BIRAKMAZLAR...

Oysa kendi çıkarları söz konusu olduğunda ASLAN kesilirler... Her şey tersine döner...

Sözün kısası hep NALINCI KESERİ gibi KENDİLERİNE YONTARLAR...

Elinizdeyse GÖRMEZDEN GELİN...
Sonunda görmezden gele gele onlara BENZERSİNİZ...

( Böyle olmayanlardan beni bağışlamalarını diliyorum. Sözüm meclisten dışarı...)

VAR GİT BAŞIMDAN

var git başımdan eylül
var git...
sustur şu hüzünlü şarkıları
nihavendler çalmasın...

nerden çıktı şu deli rüzgar
yüzümü kırbaçlayan yağmur
yüreğimi donduran tipi...

eylül
var git başımdan
yaslar
ayrılıklar istemiyorum artık
sustur geceyarısı baykuşlarını
tünemesin bacalarıma...

Ayşe TURAL

YAŞAMAK

“ Biraz Mutluluk Alır mısınız?” isimli kitabımda aslında mutluluğun küçük şeylerde gizli olduğunu anlatmaya çalışmıştım. Küçük şeylerde... İçinizdeki yaşama coşkusunu her fırsatta beslemelisiniz. Sevginizi herkese vermelisiniz, hatta dağıtmalısınız…

Suna Tanaltay: “Sevgi veriş alıştır.” der. Verirseniz size katlanarak döner. Geri dönüşümünü düşünmeden verebilmek...

Karşılıksız verebilmek önemli... Bunu yaparken de yürekten, içten gelerek, cömertçe ve gülümseyerek vermek...
Bence yaşamın özünde yatan en önemli sözcük sevmek...

ÖZGÜRLÜK

Ben
Uçsuz bucaksız ovaları
Severim
Koşan atları bir de...

Ruhumun kanatlarının biri
Yeryüzünde
Diğeri güneşe değdi değecek...

Bakışının bulutlarını sürme yüzüme
Sakın
Yağmurlar yağdırma ellerime...

Ayşe TURAL

BENCİLLİK YALNIZLIĞA GÖTÜRÜR...

Sadece kendini düşünen, kendi çıkarları doğrultusunda kararlar üreten insanlara hep rastlamışsınızdır... Onların rahatı, onların çıkarları, onların lüksü hep önde gider...

Böyle kişilerde ' özgüven' eksikliği kokusu almışımdır hep... Kişiliklerinde oturmamış bir şeyler vardır. Kimseleri beğenmezler, herkese dudak bükerler.

Oysa insan denilen varlık tek başına yaşayamaz. Her zaman çevresindekilere ihtiyaç duyar. Başkalarını küçümsemek, onları kendimizden uzaklaştırmak anlamına gelir...

Bir gün yapayalnız kaldığımızda aklımız başımıza gelir... Gelir ya o zaman da iş işten geçmiş olur...

Oysa hayatı paylaşmaktır, yaşamak...En çok da SEVMEKtir yaşamak...

GÖKTAŞI

aslında
bir göktaşı olmalıydım
feleği şaşmalıydı dünyanın...

arsızların yakasına yapışmalıydım...

boğazımı sıkmamalıydı
söz verip de yerine getiremeyişlerim...

kırık bir tuz kokusu
kalır o zaman ardımda
ben denize yürürken...

bir düş bul bana
ne olursun!

ölümcül olmayan acılar kirala...

ürperen ara zamanlarda
yasemin kokularını duyur...

Ayşe TURAL

UMUTLARINIZ ÇOK OLSUN...

Hayatınızda ne olursa olsun umudunuzu kaybetmeyin...

Para da, mal mülk de yerine konur... Kazanılır... Yeter ki geleceğe uzanan UMUTLARINIZI hiç yitirmeyin...

Ayşe TURAL





Bu haber 96 defa okunmuştur

:

:

:

: