Herkes kendi yangınıyla baş başa

Son dönemin ekonomik kriziyle ilgili çok şey söylendi.
Son dönemin ekonomik kriziyle ilgili çok şey söylendi.
Yazıldı, çizildi, tartışıldı, pek çok fikir, deyim yerindeyse havada uçuştu.
Bu ortam ilk gün etkinliğini kaybetse de, hala devam ediyor.
Çözüm üretmesi gerekenler, bütünlüklü bir politikayı ortaya çıkaramadılar.
Bir çaresizlik algısı yaratıldı, bu bir yere kadar doğrudur.
Dövize, Türk Lirasının değer kaybına ve bu anlamda ki krizin bizim olmadığında herkes hem fikir.
Bizim olmayan bir krizi yönetmek elbette zor, hatta mümkün değil.
Ama bizim ekonomimizle ilgili sıkıntılar sadece bu döneme ait değil.
Ekonomide, gelirde ve giderde adalet olmaması, kamusal hizmetlerden her kesimin eşit yararlandırılmaması, kamunun partizan yönetim anlayışıyla siyasallaştırılması, hepsi bugüne gelişi besleyen ayrı krizlerdir aslında.
İlginç başka bir nokta.
Bizde gündem çok çabuk değişiyor, unutuluyor, normalleşiyor.
Alışıyoruz, krizlerle, olumsuzluklarla, yanlışlarla, skandal düzeyinde olan icraatlarla, hepsiyle beraber yaşamaya başlıyoruz.
Döviz krizi olarak algılanan fakat ekonominin genelini ve ülkenin dinamitlerini etkileyen kriz etkisini yitirdi mi?
Daha öncede sormuştum, hükümetin aldığı önlemler, attığı adımlar, olumlu anlamda geri dönüş sağladı mı?
Önlemleri, yapılan müdahaleyi, vatandaş günlük yaşamında hisset mi?
Gerisinin değeri, kıymeti, getirisi yoktur.
Elbette, özellikle ekonomide ülkenin geneli düşünülecek.
Tüm sektörler dikkate alınacak, bir bütünlük içinde eşitlikle müdahaleler yapılarak, yine eşit bedel ödemeyle, eşit menfaat sağlama ortamı yaratılacak.
Sorun, adalet ve eşitliğin, her alanda olmadığı gibi bedel ödemde de olmamasıdır.
Krizi avantaja çevirmek için fırsatçılık yapanlarla, krizin bire bir etkilediği kesimler aynı oranda bedel de ödemez, elini taşın altına da koyamaz.
Elini taşın altına koyacakların, elleri eşit derecede ezilmeli, bu ülkede yaratılan düzenin getirisi, kötü günde de, iyi günde de beraber olamamaktır.
Bugün yaşanan kriz, geçici bir kriz değildir.
Önlemler alındı, piyasa kontrol altında, maaşlar ödeniyor, tüm bunlar her şeyin yolunda olduğunu göstermez.
Şimdi piyasa daha hoyrattır, alım gücü ciddi derecede düşmüştür, bu durum da geçici değildir.
İşsizlik oranı, kapanan işyerleri, geri dönüşü zorlaşan krediler, ödenmeyen kredi kartları, hepsi ayrı ayrı bir çalışma ve önlem gerektiriyor.
Askeri kantinlerle ilgili yaşanan tartışmalarda eksik taraf haksız rekabet iddiasının, bu kantinlerin olmadığı piyasa için gündeme gelmemesidir.
Ortada bir haksız rekabet var, bunun tersini söylemek mümkün değil.
Fakat denetlenemeyen, tamamen serbest ve kontrolsüz piyasanın vatandaşı ezmesi de bir haksızlıktır.
Sosyal yardımla geçinen kesimler için askeri kantinlerin kullanımını sağlayacak düzenlemeler yapılabilir.
Bir şeyler yapmak, hiçbir şey yapmamaktan iyidir.
Türkiye'nin önemli ekonomi yazarlarından Uğur Gürses, 'krize alışılır mı ?' sorusuna karşılık olarak;
'Hayır, insanların sokakta eylem yapmaması alıştıkları anlamına gelmiyor. Kaldı ki dün bir kilo et alabilen insanların bugünkü alım gücü yarım kiloya düşmüş olabilir, ama bu düşüş bir erozyon gibi devam edecek. Şirketlerin batışı 1994 veya 2001 krizlerindekinden farklı olarak belki sessizce olacak ama olacak. İnsanlar işsiz kalacak, şirketler batacak ve belki kimse 'ben batıyorum' diye bağırmayacak' cevabını verdi.
KKTC'de yapılan eylemler, geniş kesimler tarafından benimsenmedi.
Bütünlüklü olmadığı, tüm kesimleri kapsamadığı, zümreleştirildiği için artık ilgi görmüyor.
Toplumun geneli ortak bir hak arayışının içinde değil, herkes kendi yangınıyla baş başa.
Bu krizin bittiği, olmadığı, tehlikenin geçtiği anlamına gelmez.
Her şey sessizce yaşanmaya devam ediyor.

Bu haber 419 defa okunmuştur

:

:

:

: