Azgelişmişlik dış dinamiklerin öngördüğü orandır.

Kalkınmayı kısaca üretici güçlerin gelişmesi, yani insanın doğayı kontrol etme olanaklarının artması olarak tanımlayabiliriz.
Kalkınmayı kısaca üretici güçlerin gelişmesi, yani insanın doğayı kontrol etme olanaklarının artması olarak tanımlayabiliriz. Bilindiği gibi üretici güçler, insan, işgücü, üretim araçları, belirli üretim alışkanlık ve becerilerini içerir. Yani üretici güçlerin gelişmesi yukarıda sıralanan, doğayı kontrol etmede temel olan öğelerin nicel ve nitel anlamda gelişmesidir. Fakat, kalkınma konusunda ölçüt olarak üretici güçlerin bir bölümünü oluşturan insan ve işgücünün nicel büyüklüğünü veya işgücünün nicel anlamdaki büyüme hızını almak yanıltıcı olur. Burda söz konusu onan işgücünün verimliliğinin artmasıdır. Bu ise üretim sürecinde üretim araçlarının daha yoğun bir şekilde yer almasına ve teknolojik gelişmeye bağlıdır. İşçi başına düşen üretim aracının artırılması, işgücünün verimliliğinin arttırılmasının vazgeçilimez önkoşuludur. Başka bir deyişle üretim sürecinde üretim araçlarının giderek artan oranlarda kullanılır olması, iş gücünden tasarruf yada birim işgücünün daha fazla kullanım değeri yaratması demektir.
Şu çok açıktır ki, insanın doğayı daha etkin bir şekilde kontrol etmesinden kastedilen de budur. Aslında kalkınma sorununun sınıfsal içeriği kalkınmanın sadece bir zenginlik artışı olmayıp, temelinde üretici güçlerin geliştirilmesi sorunu olduğu gerçeğinden kaynaklanır. Kalkınma sınıfsal bir sorundur derken aslında belirtilmek istenen, kalkınmayı, ancak üretici güçlerin gelişimine destek olacak sınıfın başarabileceği gerçeğidir. İktidara ağırlığını koyması söz konusu olan toplumsal sınıf, iktidarının nesnel koşullarını yaratma ve yerleştirme sürecinde üretici güçleri geliştirme zorunluluğu ile karşı karşıyadır. Kapitalizmin gelişim döneminde burjuvazinin üretici güçlerin gelişmesini sağlayan ilerici niteliği ile, burjuvazinin tüm ilerici niteliklerini yitirdiği bir dönemde işçi sınıfı iktidarlarının gerçekleştirdiği hızlı kalkınma bu zorunluluğun en belirgin örnekleridir. İşte bu nedenledir ki, kalkınma sorunu sınıfsal özünden soyutlanarak anlaşılmaya çalışılamaz.
Burjuva iktisadında azgelişmişliğin nedeni araştırılırken aynı kalkınmanın tanımında takip edilen yola başvurulur. Örneğin az gelişmiş ülkelerin geri kalış nedeni şu kısır döngü mantığı ile açıklanmaya çalışılır: Bir ülke yoksul olduğu için yoksuldur. Yani sorun yine sadece yoksullukla zenginlik arasında bir ikilem gibi gösterilmeye çalışılır ve sorunun çözümü arz ve talep yasalarının işletilmesinin gerçekleştirilmesinde aranır. Bu belirleme bir anlamda az gelişmiş ülkelerin nasıl kalkınacağının değil de, neden kalkınmayacağının açıklanması görünümündedir. Aslında azgelişmişliğin nedenini bu ve buna benzer yargılarla açıklamaya çalışanların düştüğü açmazın nedeni, bunların azgelişmişliğin gerçek nedenini gözden kaçırma yönündeki tavırlarıdır. Sorunun yukarıdaki alıntıda olduğu gibi çözümsüzlükle noktalanması bu tavrın doğal sonucudur.
Aslında az gelişmişliğin temelinde yatan, söz konusu ülkelerin iç dinamiğinin tarihsel süreç içerisinde gelişmiş kapitalist ülkeler tarafından yok edilmesidir. Yani kapitalizm gelişim süreci içinde, kapitalizm öncesi üretim biçimlerinin egemen olduğu ülkelerin sömürgeleştirilmesi yolu ile bu ülkelerin iç dinamiğini parçalamış ve buralardaki üretici güçlerin gelişme sürecini belirleme olanağına sahip olmuştur. Böylece sömürgeleştirdikleri bölgeleri sömüren kapitalist ülkeler giderek daha fazla gelişirken dış dinamiğin belirleyici hale gelmesiyle üretici güçlerin gelişmesi engellenen ve sömürülen bölgeler, geri kalmışlığa mahkum edilmişlerdir. Bu süreç, tekelci kapitalizm döneminde daha yoğun bir şekilde devam etmiş ve emperyalist sömürünün tahakkümünden kurtulamayan ülkeler az gelişmişlikten de kurtulamamışlardır. Kısacası az gelişmiş ülkelerde hakim olan yoksulluğun nedeni, bu ülkelerin öteden beri yoksul olmaları değil, üretici güçlerin ancak endüstrileşmiş kapitalist ülkelerle girişilen ilişkilerin izin verdiği ölçüde geliştirilebilmesi ve yine bu ilişkiler sonucunda yoğun bir sömürüye tabi tutulmalarıdır. Yani az gelişmiş ülkeler kendi iç dinamiklerinin sonuçları olarak değil, fakat yukarıda kısaca özetlemeye çalıştığımız şekilde geri bıraktırıldıkları için gelişememişlerdir. Az gelişmişliğin nedenlerini emperyalizm ve sömürü olgusundan soyutlayarak açıklamağa kalkışmak burjuva iktisatçılarının kalkınma sorununa yaklaşımlarındaki tavrın en belirgin örneklerinden bir tanesidir.
Burjuva iktisadında az gelişmiş ülkeler için kalkınma yöntemleri araştırılırken yapılan varsayımlardan bir diğeri de az gelişmiş ülke koşullarının, günümüzün gelişmiş kapitalist ülkelerinin yıllar önce sanayi kapitalizminin gelişim döneminde içinde bulundukları koşulların kopyası olduğu varsayımıdır. Başka bir deyişle, yapılan varsayıma göre günümüzün az gelişmiş ülkeleri, gelişmiş kapitalist ülkelerin birkaç yüzyıl önceki koşullarını yaşamaktadır ve aynı onların geçirdikleri süreçten geçerek sanayileşmek suretiyle kalkınacaklardır.
Daha önce de belirtildiği gibi, az gelişmiş ülkelerin içinde bulunduğu koşullar, endüstrileşmiş kapitalist ülkelerin ilk gelişim döneminin koşullarından çok farklıdır. Öncelikle bu ülkelerin gelişim süreci kendi iç dinamiğinin bir sonucu değildir. Bu nedenle, az gelişmiş ülkelerde kapitalizm giderek gelişse bile, bu gelişimin sınırları ve niteliği dışardan belirlendiğinden, söz konusu kapitalist gelişimi Avrupa'da sanayi devrimi ile hızlanan kapitalistleşme ile özdeşleştirmek olanaksızdır. Avrupa'da kapitalist kalkınma, burjuvazinin rekabetçi kapitalizm döneminde üretici güçleri geliştiren ilerici niteliği sonucunda gerçekleştirilmiştir. Fakat günümüzde emperyalizmin denetiminde gelişip, palazlanan ve rekabetçi aşamayı atlayarak tekelci niteliklerle ortaya çıkan az gelişmiş ülke burjuvazisi dışa bağımlı bir biçimde geliştiğinden üretici güçleri geliştirici bir niteliğe sahip değildir. Az gelişmiş ülkelerin bir kısmında bilhassa İkinci Dünya Savaşından bu yana uluslararası tekelci sermaye ile bütünleşme düzeyinde çıkar birliğine girmiş olan, tekelci niteliklere sahip burjuvazinin üretici güçleri geliştirmesi beklenemez.
Bu nedenle az gelişmiş ülkeler kapitalist yoldan kalkınma olanağına sahip değildir. Az gelişmiş ülkelerin kapitalizm ile kalkınamayacağı gerçeğini belirleyen bir diğer neden de, bu ülkelerin dış pazarlara açılma olanağının olmamasıdır. Günümüzün gelişmiş kapitalist ülkelerinin bu gelişmişlik derecesine ulaşmalarında dış pazarları sömürme olgusunun büyük payı vardır. Diğer yandan geri bıraktırılmış ülkeler böyle bir olanağa sahip olmadıkları gibi, emperyalist-kapitalist sistem içinde, kendileri birer pazar durumuna düşürülmüşlerdir. Bu nedenle az gelişmiş ülke koşullarının Avrupa'da kapitalizmin gelişme dönemindeki koşullarla aynı olduğu tezi kadar, az gelişmiş ülkelerin kapitalist yoldan kalkınma olanağına sahip olduğu tezi de geçerli değildir.

Bu haber 108 defa okunmuştur

:

:

:

: