Türkiye’den bize bizden se size diyor Bakan Denktaş..

Maliye Bakanı Serdar Denktaş.. Kendisi iktisatçı mı? Ya da uzmanlık alanı maliye mi? Hayır.
Maliye Bakanı Serdar Denktaş..
Kendisi iktisatçı mı?
Ya da uzmanlık alanı maliye mi?
Hayır.
İyi bir ekonomi gözlemcisi mi?
Zannet miyorum.
Hesap uzmanı mı?
Hayır.
Muhasebeci mi?
Hayır.
Maliye ile ilgisi nedir?
Siyaseten seçilmiş olması.
Özetle Sayın Denktaş’ın maliye bilgisi ne pratikte ne akademide, yok.
Ama ülke olarak bekliyoruz ki ekonomik açmazlardan kurtulalım.
Böyle bir mantıkla bu mümkün mü?
Elbette değil.
Alın işte size örneği..
Ne diyor Maliye Bakanı Serdar Denktaş:
Öyle bir durumdayız ki, kapının önündekiler de haklı diyor. Bu arada kapının önündekiler dediği de müteahhitler oluyor.
Ve ekliyor, maliye de haklı.
Ve devam ediyor, Türkiye’den para akışı başlamadığı için hakedişler ödenemiyor. Bu kendi müteahhitimiz için de, Türkiye’den gelip burada iş yapmakta olan müteahhit içinde geçerli” diyor..
Ve aslında herkesin de bildiği farkında olduğu bir realiteyi dilendirmiş oluyor..
Böylelikle bir kez daha Kuzey Kıbrıs’ın Türkiye’ye doğrudan bağımlı olan finansal yapısını teyit ediyor.
Bu gerçeğin üstüne söylenecek bir şey yok sanırım.
Türkiye parayı gönderdiği sürece sorun yok. Göndermediği zaman da sıkıntılar peş peşe geliyor.
Ekonomi daralıyor, piyasada para sirkülasyonu sağlanamıyor, ödemeler aksıyor falan..
Peki sizce bu sakat bir ilişki biçimi değil mi?
Bence baştan sona sakat..
Dolayısıyla burada ilk öncelik kendi kendine yeten bir ekonomiyi işlevsel kılmak gerekir.
Sonra da bu bağımlılığı azaltmak.
Bunun için elimizde gerekli materyaller de yok değil.
Peki bunun için ne yapılabilir?
Turizm, eğitim, sağlık sektörlerini verimli ve planlı kullanmakla bu anlamda ciddi bir ivme yaratılabilir.
Kaçak ekonominin önüne geçilebilir.
Ha kaçak ekonomiyi tespit edip kapının arkasında karanlık ilişkilerle anlaşma sağlarsanız bunun önüne asla geçemezsiniz. Ya da turizm ve eğitim sektörlerini bile bile birilerine kara para aklama alanı olarak kullandırırsanız bunun ülkeye katma değer olarak dönmesini bekleyemezsiniz. Veyahut da turizm kumara endeksleyerek değerlendirirseniz bunun adına da turizm diyemezsiniz.
Dolayısıyla önce bunları tanımlamakta fayda vardır.
Tabi bunun yanında her alanda planlamaya da ihtiyaç var.
Ekonomide,sağlıkta,eğitimde,tarımda,hayvancılıkta turizmde, kamu maliyesinde, ulaşımda,enerji kaynaklarında,inşaat sektöründe,ticaretin ve üretimin her alanında vs..
Peki bu planlama neye göre yapılacak?
Kuşku yok ki mevcut nüfusun üzerinden çalışmalar yapılacak.
Öyle ya nüfusu bilinmeyen bir ülkede, neyin planlamasını nasıl yapacaksanız..
Bu çok mümkün değil.
Yani el yordamı ile bunu yapamazsınız.
Ya da kalabalığız deyip bu sorunu hafife alamazsınız, zira böyle bir lüksümüz yok.Fakat çok ilginçtir ülkeyi yöneten gelmiş geçmiş ve mevcut siyasetle yönetici olmuş insanların böyle bir dertleri olmadığını görüyoruz.
Yani yönettikleri ülkenin nüfusunu bilmemekten ötürü rahatsızlık duyan yok.
Dolayısıyla bugün için böyle bir planlamaya gitmekten çok uzakta olduğumuzu görüyorum. Kısacası demem o ki nüfusu bilinmeyen, ve bunu su sayaçlarından, elektrik sayaçlarından el yordamı ile anlamaya çalışan bir düşünce tarzı ile bu ülkede hiçbir alanda ne ilerleme sağlayabiliriz, ne de kaliteli bir yaşamın hayalini kurabiliriz..
Bugün okullara bakın, hastanelere bakın, yollara sokaklara bakın, çıkan adli olaylara bakın..
Okullarda 20 kişilik sınıflara 40 kişi sığdırılıyor, hastaneler de ki yoğunluk gecenin karanlığında başlıyor.. Adli vakaların önü alınamıyor, bilinmeyen nüfusun getirdiği başıboşluluktan. Hapishane potansiyelinin çok çok üstünde bir nüfusa yetişmeye çalışıyor.
Ve bütün bu yaşananlardan ders almıyor yönetenler.
Kamu maliyesi de bir başka sıkıntı bu ülkede.
Hatta en önemli sıkıntılardan birisi.
Bütçenin en önemli gideri.
Peki var mı kamu maliyesinde disiplin?
Bana göre yok.
Keşke olsaydı.
Fakat ne giden ne de gelen hükümetler buna pek muvaffak olmadı bugüne kadar.
Kamu olması gerektiğinden çok personelle dolduruldu.
Hantal yapısı işlevsel özelliğini elinden aldı.
Üstelik ihtiyaç alanları belirlenmeden.
Bugün bir kamu kurumuna gidersiniz çalışanlar başını kaldıramıyor yoğunluktan.
Bir başka kamu kurumuna gidersiniz, orada ise çalışanlar oturacak yer bulamıyorlar, üstelik yoğunluk da yok çalıştıkları alanda.
Yani oralarda da gereğinden fazla çalışan oluyor.
Ve maalesef biz bunun planlamasını bile gerçekleştiremedik kurumlar arasında.
Dolayısıyla böyle bir anlayışta kamu maliyesi disiplin altına alınabilir mi?
Tabi ki bu da hayal.
Kamu reformu diyoruz orada kalıyor, liyakat diyoruz orada kalıyor, tasarruf diyoruz orada kalıyor,planlama diyoruz orada kalıyor..
Velhasıl denetimsizlik her alanda olduğu gibi kamu işleyişinde de yetersiz.
Şimdi çıkmış Maliye Bakanı devlet vereceğini veremiyor diyor.
Ve diyor ki alacaklı da haklı, verecekli de haklı.
Peki sebep?
Alacaklı iş yapıyor hakedişini alamıyor.
Peki bu alacaklı iş yaparken kime güveniyor?
Devlete.
Hangi devlete?
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetine..
Ya verecekli devlet kime güveniyor?
Bir başka ülkeye.
Yani Türkiye Cumhuriyetine..
Uzun lâfın kısası, Türkiye’den bize, bizden de size diyor Devletin Maliye Bakanı..
Bu haber 140 defa okunmuştur

:

:

:

: