Cemal Kaşıkçı olayı, bu kadarı çok fazla

'Suudi Arabistan vatandaşı, gazeteci Cemal Ahmet Kaşıkçı, 2 Ekim'de ülkesinin İstanbul'daki Suudi Arabistan Başkonsolosluğu'na girdi ve bir daha haber alınamadı.
'Suudi Arabistan vatandaşı, gazeteci Cemal Ahmet Kaşıkçı, 2 Ekim'de ülkesinin İstanbul'daki Suudi Arabistan Başkonsolosluğu'na girdi ve bir daha haber alınamadı.

Riyad yönetimi günler sonra Kaşıkçı'nın 'korsan bir operasyon' sonucu öldürüldüğünü açıkladı.

Suudi gazeteci, radikal İslam'ın önüne geçebilmek için ülkedeki din eğitiminin gözden geçirilmesi gerektiğini, din eğitiminin yalnızca dini okullarda verilmesini, çocuklara bir dinin empoze edilmemesi gerektiğini savunuyordu.

Suudi Arabistan'da Selefi mezhebinin temelini oluşturan din adamlarından, İbn Teymiye'nin görüşlerine bu kadar itibar edilmemesi gerektiğini söylüyordu.

Yazı işleri müdürlüğünü yaptığı dönemde, Al Watan'da da ülkedeki radikal İslamcılığı eleştiren yazılar ve karikatürler yayınlanması, ülkedeki ulemanın en çok tepkisini çeken konular arasındaydı.

Kaşıkçı'nın görevine son verilmeden önce kıdemli bir din adamı, gazetenin alınmasının günah olduğunu söyleyen bir fetva yayınlamıştı.

Alman Der Spiegel dergisine göre Kaşıkçı, ülkesinde eleştirilerini en yüksek sesle dile getiren entelektüellerdendi. 2011'de Arap ülkelerini sarsan isyanlar sırasında Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad'da konuştukları Kaşıkçı'nın 'Mutlak monarşinin' devri bitti.
Tek çare demokrasi' sözlerini 'Suudi Arabistan'da başka biri bu sözleri söylese sorgulanır ve hapse atılırdı' sözleriyle yorumlamıştı.

Suudi Arabistan'ın o dönemde halkı memnun etmek için kesenin ağzını açarak 129 milyar dolarlık harcama yapmasını eleştiren Kaşıkçı, Der Spiegel'e şunları söylemişti:
'Bu yöntem işe yaramaz. Yarın halka 100 trilyon dolar dağıtılsa da yine herkesi mutlu edemezsiniz. Petrol bittiğinde ne olacak?
Herkes çağdaşlığı istiyor. Ama kimse bunun yan etkileriyle yüzleşmeye yanaşmıyor.

Bir gün diğer uluslar gibi bu ulus da reform yapacak. Bizim de özgürlük, şeffaflık, hukukun üstünlüğü, seçilmiş bir başbakan ve gerçek bir parlamentoya ihtiyacımız var.

Tunus ve Mısır'da demokrasi mücadelesi başarıya ulaşırsa ne olacak? Siyasi olarak izole kalmayı göze alamayız. Tarih akıyor ve kimse bunu durduramaz.'

Bu bilgileri internet ortamından sağladım.

Kaşıkçı, ülkesi için bunları söylemiş, bunlara inanmış, beklemiş ve temenni etmişti.

Mevcut yönetime, muhalif, yeniliğe ve çağdaş yönetime, halkın yönetime direk katılımına önem vererek, bunu savunmuştu.

Ve bir devlet terörüne, devlet cinayetine kurban gitti.

Hala daha cinayet şekli, sebebi, hatta cesedinin nerede olduğu bile bilinmiyor.

Bu devirde, böylesi bir vahşet, bir gazeteci, aydın, çağdaş bir entellektüel.

Demokrasinin olmadığı veya demokrasi varmış gibi davranıldığı ülkelerde yaşanmaya alışılmış, örnekleri olan olaylardan biri.

Devlet cinayet işler mi, tek bir adama, zümreye, aileye bağlı bir yönetimde herşey olur.

Onlara kimse karşı çıkmamalı, eleştirmemeli, özgürlük, demokrasi, insan hakkı istememeli.

Kaşıkçı olayıyla ilgili bir başka haber;
'Dünyaca ünlü kanal, Riyad yönetiminin Kaşıkçı ailesine kan parası veya tazminat verebileceğini bildiriyor. Ülkenin kritik kenti El Kasım'a giden Kral Selman ise, parasızlıktan hapse giren mahkumlara af getirdi. Kral, 267 bin dolara kadar olan borçları ödemeye hazırlanıyor.'

Bu olsa olsa, bir devletin, o devletin sahiplerinin, vicdanını rahatlatma psikolojisi ve yöntemi olabilir.

Suudi Arabistan halkı daha önce de yaşanan ve gazeteci Kaşıkçı'nın eleştirdiği olayları kapatma, özgürlük, demokrasi, parlmenter sistemle yönetilme yerine, günlük kazançları tercih etmeye devam mı edecek?

Büyük olduğunu iddia eden ülkeler, hala daha sessiz mi kalacak?

Muhalif, tarafsız, açık görüşlü, biat etmeyen, gazeteciler, köşe yazarları dünyanın hiçbir iktidarı tarafından, hiçbir ülkede sevilmez.

Hele demokrasinin araç yapıldığı yerlerde.

Ama yok da bu kadar, bu kadarı çok fazla.


Bu haber 238 defa okunmuştur

:

:

:

: