Kıbrıslı Türkler ve Kürtler

Geçtiğimiz pazartesi günü, tarihi bir gündü.
Geçtiğimiz pazartesi günü, tarihi bir gündü.

Uzun zamandır konuşulan, tartışılan, Kıbrıs'ın kuzeyi ve güneyi arasında geçişleri hızlandıracak, çeşitlendirecek iki sınır kapısı daha açıldı.

Açılan kapıların, ekonomik ve sosyal etkisinden çok, psikolojik etkisi bana göre daha önemli olacak.

Kâğıt üzerinde belirlenmiş bir çözüm modelinden çok, Kıbrıslı Rumlarla, Türklerin barışması kendi adıma daha önceliklidir.

Barışmak, af dilemek, yüzleşmek, ne kadar mümkün, bilmiyorum, ama siyasi çözümden daha çok önem veriyorum.

Güvenmekle başlayacak her şey, gerisi hep eksik kalacak.

Birbirini kandırmak, aldatmaya çalışmak, ne koparırsam diye müzakere etmek, işte bugünlerin tablosu.

Oysa güven olmadan, hiçbir çözüm, hiçbir model, temelli olmaz, beklenileni getirmez.

Güven, elbette zamanla, elbette barışmakla, elbette nesillerin, gençlerin, çocukların, toplumların iletişim kurmasıyla gelişecek, büyüyecek, olgunlaşacak.

İşte bu sebeplerle açılan yeni sınır kapıları önemlidir ve ekonomik getirisinden çok, psikolojik ve iletişim gelişimi için öneme sahiptir.

Geçtiğimiz hafta Nikos Anastasiadis önemli açıklamalar yaptı.

Kendi açısından, kendi düşüncelerinden, kendi politik öncelikleriyle, sıradan bir Rum lider gibi konuştu.
Açıklamaları öncelikle basından, daha sonra ise e-mail adresime gelen Türkçe çevirisinden okudum.

İlginç noktalar var, Rum tarafı açısından, Kıbrıs sorununun çözümüne engel teşkil eden bakış açısının yalın görüntüsü var.

En önemli başlıklar, siyasi eşitlik, doğal kaynakların ve getirisinin paylaşılması, tabi ki başka tartışmalı, yaklaşımları da var.

Üniter bir devlet olan Türkiye Cumhuriyeti ile yıllardır federal modelin müzakere edildiği Kıbrıs için ilginç bir cümle ilginç bir soru sordu;

'Türkiye'de Kürtler, Erdoğan'dan her kararda kendilerinden en az bir evet oyunun olmasını isteselerdi, Türkler ne düşünürdü acaba?'

Kıbrıslı Türklerle, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan Kürt kökenli insanların veya Çerkez, Laz kökenden gelen insanların ne gibi benzerliği var?

Çok ilginç, gereksiz, ilgisiz bir benzetme ve softa şaşırtması.

Cumhurbaşkanı Akıncı da basın karşısında açıklamalarda bulundu;

'Sorunun ulaşmaya çalıştığımız çözüm modeli ve parametreleri ile ilişkili olduğu kanaatinde değilim. Çünkü gerçekçi olanlar elimizde formül olarak, iki kesimli, iki toplumlu Federal çözümden başka bir şeyin olmadığının farkındadırlar.
Rumların hakim olacağı üniter bir devlette, azınlık haklarıyla yetinmeyen Kıbrıslı Türkler kabul etmeyeceklerdir.
Sn. Anastasiadis verdiği örnekte, Bakanlar Kurulu'nda İSMED projesi oylanır ve Kıbrıslı Türk bir Bakanın olumlu oyu gerekli olursa, bu durumda ne olacağını sorgulamıştır. Demek istemiştir ki, Kıbrıslı Türk Bakanlar doğalgaz için İsrail-Güney, Kıbrıs-İtalya güzergahı yerine Türkiye üzerinden hattın gitmesini isteyecek ve diğer projeyi engelleyecektir. Sn. Anastasiadis bunu kabul edemeyeceğini belirtmiştir.
Sn. Anastasiadis, Kıbrıslı Türk Bakanların kararlara etkin katılımını da geçersiz saymaktadır. Sınırlı olarak geçerli saydığını düşünsek, enerji konularını bile Kıbrıslı Türkler açısından yaşamsal bir alan olarak görmemektedir. Kıbrıslı Türklere kendi yaşamsal konularında 1 olumlu oy hakkını kabul ettiğini söylemektedir.
Doğalgaz ve nakil projeleri federasyon kurulsa da, sadece Rum toplumunu ilgilendiren bir konu olacaktır. Bunun izahı olabilir mi?
Doğalgazın daha mantıklı, kısa mesafeli ve daha düşük maliyetli güzergah olan Türkiye üzerinden taşınmasına çözümden sonra bile razı değildir. Ona göre Doğu Akdeniz enerji politikalarında Kıbrıslı Türklerin de, Türkiye'nin de yeri yoktur. Kıbrıslı Türkler ve Türkiye'nin de dahil olacağı, ortak akılla yürütülecek işbirliği projelerine ihtiyacımızın olduğu aşikardır. Ancak böyle barış ve istikrara katkı yapabiliriz.'
Sayın Cumhurbaşkanı, özetle bunları söyledi.
Hem Anastasiadis'in açıklamalarını, hem Derinya ve Aplıç kapılarının açılmasını, hem de Cumhurbaşkanı Akıncı'nın söylemlerini aynı yazıda paylaşmak istedim.

Cumhurbaşkanı Akıncı sitemkar, iki lider arasında, daha önce tanık olduğumuz, Talat ve Hristofyas benzeri bir durum yaşanıyor gibi.

İki taraf liderliğinin farklı şeyleri konuştuğu net olarak ortada.

En üzücü olanı, bir fikir ve yol birlikteliğinin bile hala ortaya çıkmaması.

Suçlu aramak mı, hiçbir faydası yok.


Bu haber 357 defa okunmuştur

:

:

:

: