KKTC’DEN HİÇBİR KAZANIM YOK

Kıbrıs Türk halkının KKTC'nin ilanından bir kazanımı olmadığını düşünen İkinci Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, başbakanlık ve cumhurbaşkanlığı döneminin, halkın yaşadığı sıkıntıları ortadan kaldırma çabalarıyla geçtiğini ve KKTC'ye yeni şartlarda çok ciddi hizmetler verdiğini söyledi.
Kıbrıs Türk halkının KKTC'nin ilanından bir kazanımı olmadığını düşünen İkinci Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, başbakanlık ve cumhurbaşkanlığı döneminin, halkın yaşadığı sıkıntıları ortadan kaldırma çabalarıyla geçtiğini ve KKTC'ye yeni şartlarda çok ciddi hizmetler verdiğini söyledi.
Talat, ''Kıbrıslı Türkler çözüm istemez' imajını biz yıktık' dedi.
İkinci Cumhurbaşkanı Talat, Cumhuriyetçi Türk Partisi'nin (CTP) 15 Kasım 1983'te KKTC'nin kuruluşuna bu devletin ilanının çok iyi bir karar olması nedeniyle değil, 'hayır' denirse kapatılacağı ve siyaset yapma imkanları kalmayacağı gerekçesiyle 'evet' demek zorunda kaldığını söyledi.
Talat, bağımsızlık ilanına, partideki oylamada kendisinin 'hayır' dediğini ancak 15 evet, 14 hayır oyu ve oy çokluğuyla 'evet' deme kararı alındığını kaydetti.
Talat, KKTC'nin ilanıyla ilgili döneme ve sonrasındaki sürece ilişkin sorularını yanıtladı.

'BAĞIMSIZ DEVLET İLANI ULUSLARARASI TEDRİCİMİZİ ARTIRACAKTI'

15 Kasım 1983’te de CTP'nin tavrının ne olacağının belirlendiği toplantıda yer alanlardan biriydiniz. KKTC’nin ilanı gündeminize nasıl geldi, o dönemde neler yaşadınız?

Askerlik görevimden önce CTP Girne ilçesinde yönetim kurulu üyeliği yaptım, askerlik sonrası ise 1980'de MYK’ya girdim ve 1983’te de MYK’daydım. O zamanlar MYK kurultay tarafından seçilirdi.
15 Kasım’dan birkaç gün önce Lefkoşa’da Girne Kapısı güzergahında “ayrı devlete hayır” yürüyüşü düzenlemiştik. Ayrı devletin taksim anlamına geleceği üzerinde duruyorduk. Zaten KTFD var, böyle bir bağımsızlık ilanı aynı zamanda uluslararası izolasyonu daha üst boyutlara çıkaracaktı.
O zamanlar Türkiye takımlarıyla maç yapabiliyorduk, bazı uluslararası ilişkilerimiz oluyordu. Malımızı ihraç edebiliyorduk. 1973’te yapılan ve o günün Cumhurbaşkanı Muavini olan Rauf Denktaş’ın da onayı olan Kıbrıs- AET İşbirliği Anlaşması çerçevesinde mallarımızı gümrüksüz Avrupa'ya ihraç edebiliyorduk. 1974’ün hemen arkasından ekonomi sarsılmıştı, tarımda sıkıntılar vardı ama KKTC’nin ilanına kadar bunlar ağır aksak gidiyordu.
CTP bunların da sorun olacağına inandığı için bu konuları da öne çıkararak bağımsız devlet ilanına karşı çıkıyordu.
O dönemde KTÖS çok sık bu konuyu gündeme getiriyor ve bağımsız devlet ilanını savunuyordu. Savunan daha başkaları da vardı.
14 Kasım akşamı MYK ve PM olağanüstü toplantıya çağrıldı. Biz o zaman öğrendik. Onun öncesinde öğrendik ki Denktaş milletvekillerini çağırmış ve demiş ki “Yarın sabah devleti ilan edeceğiz. Karşı çıkanlar siyasi faaliyet yürütemeyecek, karşı çıkan partiler kapanacak.”
Toplantımız 15 Kasım sabahı 05.00’e kadar sürdü ve sonuçta oylamaya gittik. Bir oy farkla KKTC ilanına 'evet' deme kararı çıktı.

'EVET GEREKÇESİ PARTİNİN KAPANACAK OLMASIYDI'

Evet diyenlerin gerekçesi KKTC çok iyi olacak diye değil, KKTC ilanına hayır dersek partimizin kapanacak olmasıydı. '1970'ten beri çok emek verilen bu parti kapanırsa yenisi kurulabilir ama bu kolay olmaz' gibi argümanlar vardı. Siyaset yapma imkanı da artacak baskılar yüzünden kalmayabilirdi.
O dönemde özellikle önde olanların bir kısmı, siyaset yapma imkanının kalmayacağını, partinin kapatılacağını söyleyerek 'evet' dememiz gerektiği kanaatindeydiler.

Toplantıda çok gergin bir hava mı vardı?

Hayır. CTP’de o zaman şöyle bir disiplin anlayışı vardı: Organlar tartışır, karar verir, karar verildikten sonra herkes uyar. Karar çıkınca bizi ilçelere gidip özellikle gençlere anlatalım diye görevlendirdiler.

Sizin oyunuz ne yöndeydi?
Hayırdı.

Ve inanmadığınız birşeyi anlatmak için yola çıktınız.

Evet.

'BİR HAFTA ÖNCE 'HAYIR' DEDİĞİMİZE NİYE 'EVET' DİYELİM'

O toplantıdaki ve kararın alınmasından sonraki duygularınızı “ağladım” diye aktarmıştınız. Neler hissetmiştiniz?

O gece çok üzgündüm. Kafamda bir sürü şeyler dolaşıyordu. Bir hafta önce biz hayır dediğimiz bir şeye niye evet diyelim? Bu, bırakın siyaseti, etik de değil. Sadece bu nedenle bile evet dememek lazım diye düşünüyordum. Ayrıca getireceklerini tartıştık. Sonuçta çok şey getirecek diye değil, -kötülükler de getireceğini, ambargoların artacağını herkes de biliyordu, kimse de inkar etmedi- ama parti kapanmasın, siyaset yapmanın imkanı ortadan kalkmasın diye 'evet' dendi. Gerekçe buydu.
Siyasette geri adımlar olur ama o günlerde bana göre buna gerek yoktu. Bir hafta önce hayır dediğimize hayır demeliydik. Parti kapatılırsa yenisini kurar, belki de daha güçlü olurduk. Niçin hayır dediğimizi anlatır ve söylediklerimiz bir bir gerçek oldukça halkın desteği de artabilirdi. Nitekim öyle oldu, oylarımız arttı. Biz ne kadar evet desek de gönüllü evet demediğimizi halk biliyordu.

'HÜNGÜR HÜNGÜR AĞLAMADIM AMA ÇOK ÜZÜLDÜM'

Benim de 'ağladım' dediğim buydu işte. Geri döndüğümde çok üzüldüm gerçekten... Doluya koyarım sığmaz, boşa koyarım dolmaz.. CTP'nin prestiji ne olacak? Ben yarın nasıl insanlara gidip bunca zamandır 'hayır' dediğimize 'evet' dedik diyeceğim? Parti bize kararımızın gerekçelerini halka anlatma görevi verecekti. 'Ağladım' dediğim bu çerçevededir. Gerçekten hüngür hüngür ağlamadım ama çok üzüldüm. Ağlarcasına üzüldüm. Sonuçta dediklerimiz de bir bir gerçek oldu.


Bu haber 156 defa okunmuştur

:

:

:

:

DİĞER HABERLER