“Solcu kesimlerde bile ırkçılık gözlemliyorum'

Özel hayat nedir, nerede başlar, nerede biter?
Özel hayat nedir, nerede başlar, nerede biter?
Kamusal alan, kamuyu ilgilendiren sınırlar, basının kamusal görevi, nerede başladığı, nereye kadar gittiği, hepsi tartışmalı.
Bir basın mensubu sokakta bir resim çekti, sosyal medyada yayınladı.
Kuzey Kıbrıs'ın alışkın olmadığı ve esasen alışmak istemediği, belleklerde korkuların olduğu, tablolar var artık sokaklarımızda.
Elbette herkes dilediği gibi yaşamakta özgürdür.
Kimse tercihlerinden dolayı toplumsal yargıyla, yargılanmamalı.
Ama bu toplumunda bir kültürü, yaşam şekli var ve bu yaşam sınırlarının aşılmasını da istemiyor.
Açık söyleyeyim, sokakta veya bir başka yerde şahsen resimlerimin çekilmesi ve sosyal medyada yayınlanması beni de rahatsız eder.
Ama bu benimle, beni rahatsız eden kişi arasında hukuk yoluyla çözülebilir.
Son yaşanan olayda, esas sorun, polisin sokakta çektiği resimleri yayınlayan gazeteciye karşı uyguladığı tavır, davranış ve muameledir.
Burada mesaj açıktır.
Sokakta dini görüşlerin sembolize edildiği kıyafet ve davranışları bu şekilde ortaya koyanlar suçlu muamelesi görecek.
Yarın ben veya bir başkası, görüşü, yazdığı bir yazısı ya da bir cümlesi için aynı muameleyi görebilir, birkaç saat hücrede kalabilir.
Kadından Yaşama Destek Derneği'nin (KAYAD) Proje Koordinatörü ve Avukat Mine Atlı ile ev içi şiddet, artış gösteren adli olaylar ve kadına karşı önlenemeyen şiddeti konuştuk.
'Ceza yasası gereği bir gazetecinin kamusal alanda kimsenin resmini çekemez diye bir ibare yoktur. Polise çok şikâyet gider. Polis her şikâyette tutuklama yapmaz. Resmi yayınlanan kişi mahkemeye başvurabilir. Fakat bu olay bir suç değil. Bu konuda devletin taraf olması çok düşündürücü ve yanlış.
Polis bunu sorgulamadan yapamaz. Bu konuda polis dava açamadı. Çünkü böyle bir suç yok. Bugün ülkemizde resim ve karikatür yayınlanması sonucu açılan bir dava var. Geldiğimiz nokta bu.
Ülkemizde kadına şiddet vardır. Bir anket çalışması yaptık. Çıkan sonuç, her üç kadından biri şiddet görüyor. Toplum olarak yaşanan şiddeti anlatmakta bile halen özgür değiliz. Bizim toplumumuzda şiddet yoktur inanışı son zamanlarda kırılmaya başladı. Görünür oldu, farkındalık artıyor. Siyasiler için kadına şiddet sorunu tali bir konudur. Üçüncü ülke vatandaşı kadınlar ve onların sorunları siyasiler için tali konu bile değildir.
Şiddet uygulanmasının, doğum yeri, eğitim düzeyi, gelir düzeyi ile ilgisi yok. Diplomalı olanlardan, doktor olanlara kadar, şiddet uygulayan eşler var. Bu araştırmalarda bunları gördük. Mesele güç ve kuvvet göstermektir.
Ev içi şiddetin mağduru %10 erkek, %90 kadındır. Çocuklara olan şiddeti, hem kadın, hem de baba yapabiliyor. Sağlıklı ilişkilerin olduğu evlerde çocuğa şiddet azdır.
Bizim ülkemizde fırsat eşitliği yok. Özel okul ve devlet okulları arasında ciddi bir eşitsizlik var. 157 çocuğun Türkçe bilmediğini öğrendim. Bu devlet, bu çocukların entegre olması için ne yapıyor? Şiddetin olmaması için ilk adım sosyal eşitliğin sağlanmasıdır. Bu ancak eğitimle sağlanır. Yabancı çocuklara karşı sınıflarda, öğretmenlerde bir öfke görüyoruz. Kendilerini buraya ait hissetmiyorlar. Böyle olunca da, haklı olarak, buraya uyum sağlamaya çalışmıyorlar. Öfkeyle yetişiyorlar.
Nüfus artışı var. Ama bu hizmet vermeye engel değil. Orta eğitim yasamız diyor ki, anne babası çalışma izni olmayan çocuk ortaokula kayıt olamaz. Bu ülkenin utancıdır bu. Çok acıdır ki solcu ve aydın kesimlerde bile ciddi bir ırkçılık gözlemliyorum. Konulara doğru zeminde yaklaşılmıyor.'

Bu haber 468 defa okunmuştur

:

:

:

: