Şiddet, popülizm, EL-SEN, dik duruş

Sebebi, tarafları ne olursa olsun, şiddetin her türlüsüne karşıyım.
Sebebi, tarafları ne olursa olsun, şiddetin her türlüsüne karşıyım.
Şiddetle çözülecek sorun yoktur, şiddet yönelimi, kanunsuzluğu, yasa tanımazlığı, herkesin kendi adaletini yaratmaya çalıştığı düzenleri besler.
Yaşadığımız coğrafya da, maalesef bu düzeni besleyen, güçlendiren bir otorite boşluğu var.
Yapabilen, istediğini yapma imkânlarını elinde tutan, gerek yasal güçle, gerek kaba kuvvetle amacına ulaşıyor.
Bu yıllarca böyle oldu, yığınla örnek verilebilir.
'Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Kudret Özersay'ın üzerine ziyarette bulunduğu kahvehanenin dışında vatandaşlarla konuştuğu sırada sandalye fırlatıldı. Sandalye kahvehanenin camlarını kırdı ve olayda 1 kişi yüzünden yaralandı.'
Öncelikle, Halkın Partisi Başkanı ve Dışişleri Bakanı Kudret Özersay'a çok geçmiş olsun.
Bu ülkede en önemli övünç kaynağımız, özellikle siyasilerin, Bakanların koruma ordusu olmadan, bir yerlere gitmesi, halkın içine bu şekilde karışmasıdır.
Bu değişiyor mu, ülke değişirken, değişmeyen bir şeyin kalması, çok da mümkün değil.
Sebep ne olursa olsun, şiddeti kabullenmek, normalleştirmemek gerek.
Ve doğru her ne ise, yasalar, kanunlar, düzen, nizam, devlet otoritesi neyi emrediyorsa, herkes buna uyacak.
Olaya bu açıdan bakarken, bir başka tarafa da bakmadan geçmem olası değil.
Olay popülizme kurban edilmesin.
Ortada tasvip edilmesi imkânsız bir olay var.
Yapılması gereken, yapılacak olan belli.
Yine yasalar, kanunlar, otoritenin getirdikleri, olayı ve yapanı cezalandıracak.
Ve dokunulması, kanunlara, yasalara, otoriteye boyun eğmesi gereken, devletten daha güçlü, o kadar belirgin kesimler var ki, esas mesele onları rahatsız etmekte, onlar karşısında geri adım atmaksızın dik durmak gerekiyor.
Tüm bunlarla ilgili değildir, ama dik durmanın yeri ve zamanını anlatmak için bir örnekleme olarak kullanacağım.
Kıb-Tek bu ülkenin en önemli kurumlarından biri.
Yılların tartışmaları bir şekilde sonlanmıyor.
Sebebi elbette farklı bakış açılarına göre değişiyor.
Sokaktaki insan, Kıb-Tek'e genel olarak elektrik faturaları açısından bakıyor.
Farklı kesimler, siyasiler, genel olarak Kıb-Tek'e kendilerine sağlayacağı çıkarlar, siyasi kazanç ve popülizm tarafından bakıyorlar.
Kıb-Tek yönetim kurulu, her dönem siyasi atamalarla oluşmuştur.
Tabi ki esas olan kurumun, her anlamda iyi yönetilmesidir.
Fakat bu tek başına yeterli değildir.
Kurum yönetilirken, toplumun çıkarları da öncelik olmalıdır.
Özelleştirme ve Kıb-Tek'in aynı cümlede konuşulmasını bile düşünmem, düşünemem.
Ancak toplumun bu kadar sahip çıktığı kurumun yönetiminde söz sahibi olanlar da her açıdan düşünmelidir.
Yetkili sendika EL-SEN, Kıb-Tek Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Hüdaoğlu'nun görevden alınmasına karşı.
Olabilir, buna müdahil olma hakkı ve yetkisi var mı, bilmiyorum.
Ama bunu gerekçe göstererek, süresiz grev silahını halka karşı tutması doğru değil.
Nitekim grev kararı askıya alındı, doğru da yapıldı.
Zaten faturalar açısından kurumla vatandaşın bağı oldukça zayıf.
Bunun üzerine siyasi bir atama, yani toplumun çok da ilgili olmadığı bir konuda, süresiz grev adımı tamamen yanlış olurdu.
Grev, halka yönelik bir girişim, bu hükümete karşı dik duruş olmazdı.
Bu defa başka, bu defa tepkiler hükümete değil, sendika ve çalışanlara, yani kuruma dönecekti.
Çünkü amaç toplumun canını yakan elektrik faturaları değil.
Yapılması gereken, öncelikle içte tasarruf sağlayacak, daha iyi hizmetin kapılarını açacak, siyasi otoriteyle inatlaşma değil, en yüksek işbirliğini yaratacak, ne sendika yönetiminin ne de, ilgili Bakanın isteğini tek taraflı değil, vatandaş odaklı çıkarı yaratmaktır.
Herkesin görevi, sınırlarla belli, her kurum istediği şekilde hareket ederse, bunun sonu gelmez.


Bu haber 358 defa okunmuştur

:

:

:

: