“Suçlu işadamı değil sistemdir”

Sadece bu yıl iki ayda üç can iş kazalarında yitip gitti. Ortalık toz duman. 76 yaşındaki işadamı günah keçisi olarak seçilip tutuklanıyor. Çalışma Bakanı Zeki Çeler, sorumluluğu üzerinden atıp yatırım yapan işadamlarını suçluyor. Kimse bu işin doğrusu ne? Bu işçilerin ölümünü nasıl durdurabilir diye ortaya bir öneri atmıyor.

Sadece bu yıl iki ayda üç can iş kazalarında yitip gitti. Ortalık toz duman. 76 yaşındaki işadamı günah keçisi olarak seçilip tutuklanıyor. Çalışma Bakanı Zeki Çeler, sorumluluğu üzerinden atıp yatırım yapan işadamlarını suçluyor. Kimse bu işin doğrusu ne? Bu işçilerin ölümünü nasıl durdurabilir diye ortaya bir öneri atmıyor.

İngiltere’de 2 bin 500’e yakın ev yaptırıp satan, Kıbrıs’ta da bine yakın evin inşaatını yaptıran Ali Özmen Safa, burada fatura çıkarılacak kişinin işadamı olmaması gerektiğini söylüyor. İşçi ölümlerinin nedenini sistem eksikliğine bağlayan Safa, önerisini şu sözlerle dile getiriyor:

“İş kazalarını önlemek için başkaları ne yapıyor, dünyadaki örnekler ne? Bunlara bakmak lazım. Tekerleği icat etmeye gerek yok. Burada yapılması gereken her inşaatta bir Sağlık ve Güvence Memuru (Health Safety Officer) atanmasıdır.

Devlet belli bir metrekare inşaat ya da çalışan sayısından sonra bu memuru zorunlu tutabilir. En az bir tane, büyüklüğe göre belki de iki tane olacak bu görevliler, projenin denetimini tamamıyla üstlenecek. Bu görevliler tamamıyla bağımsız olmalı. Devlet yasayla bu kişilerin inşaatlarda görev almasını zorunlu tutmalı. Böylece her inşaatın başına da sürekli orada görev yapacak bir kişiyi dikmiş oluruz.

Bunun devlete de bir maliyeti olmayacak. Bu kişilerin giderleri inşaatı yapan kişi tarafından üstlenilmeli. Bunun inşaatçı açısında da büyük bir maliyeti olmaz. 50 kişi çalıştıracağına 51 kişi çalıştırır. Ama o bir kişi bütün güvenliği her an kontrol eder.
Bu kişiler 6 aylık bir kurs ile eğitilebilir. Devlet o 6 ay boyunca bu kişilerin alacağı eğitimle ilgili bir program hazırlar. Ülkemizde birçok üniversite var. Bu üniversiteler bu eğitimi verebilir. Bu eğitimi bitirenler sertifika alırlar. Bunların bir merkezi olur. Bu merkezden işadamları o görevlileri temin edebilir.

Bu görevli olmaz ise inşaata izin verilmemeli. Eğer inşaat o görevli olmadan başlarsa işadamı ancak o şekilde sorumlu tutulabilir. İnşaatlarda görev yapan bu Sağlık ve Güvence Memurları yanlış varsa gerekli raporları tutar. Yasaya uymadan, önlem almadan çalışanları işten atılması dahil her türlü müeyyide uygulanır. Bu sistemle devlete de bir kuruş maliyeti olmadan her inşaatın başına bir ya da iki kişi dikilmiş olacak.

İngiltere’de buranın yüzlerce misli inşaat var. Ama bu kadar ölüm yok. Çünkü İngiltere’de bu sistem uygulanıyor.

İlk önce amacı seçeceksin. Sonra yola gideceksin. Amaç iş kazalarını önlemekse
önce işçileri eğiteceksin.

Devlet günde bir ya da haftada bir inşaatı denetleyerek, bu iş kazalarını önleyemez. Çünkü kazanın ne zaman geleceği belli olmaz. Önerdiğim bu sistemle her inşaatın başına bir görevli dikilmiş olur. O inşaata her saat, her dakika denetim olur.

Elbette yine devlet de zaman zaman gidip denetimini yapar. Bu görevlinin tuttuğu raporları inceler. Bir haftalık raporları kontrol eder. Bu şekilde bir sistem kurulur. Böylece zaman içinde bu ölümlerin, kazaların önüne geçilmiş olur.

Geçmişte böyle bir projeden söz ediliyordu. Bazı insanlar da eğitildi. Ancak ne yazık ki proje uygulanmadı.”

Safa’nın önerisi önemli. Eğer bu öneri hayata geçirilmez ise ne yazık ki bir kaş yapayım derken göz çıkaracağız. 76 yaşındaki bir işadamını bir işçinin ölümüne sebebiyet vermekten tutuklatmak, çok adil bir ölçü değil.

Bu şekilde adaletsiz bir sistem yatırım yapan işadamlarını küstürür. Kimse bu riski göze alıp, burada inşaat yapmaya kalkmaz. İşadamı Ömer Gültekin, “neyim varsa satıp Kıbrıs’tan çekileceğim” diyor. Devleti idare edenler işadamını küstürmeden, işçinin de can güvenliğini sağlayarak gerekli sistemi kurmalı. Ali Özmen Safa’nın ortaya attığı fikir de bu anlamda dikkat değer bir öneridir. Umarım değerlendirilir.


Bir dakika Sayın Baybars!

Star Kıbrıs’ın gündeme getirdiği İskele’deki yasadışı inşaatlar Meclis’te gündem oldu. YDP Genel Başkanı Erhan Arıklı, İskele bölgesinde Kalecik’te denize 12 metre mesafede inşaata verilen izni eleştirdi. Bu iznin nasıl verildiğini soran Arıklı, “Bu ülkede güçlülerin hukuku mu egemen olacak” diye sordu.

Arıklı’nın eleştirilerine yanıt veren İçişleri Bakanı Ayşegül Baybars, İskele Kalecik’teki inşaat izinlerinin geçmiş dönemde verildiğini söyledi. Kalecik’teki inşaat izinleriyle ilgili Şehircilik Dairesi’nin sadece görüş verdiğini öne süren Baybars, ÇED raporu alınması şartı da olduğunu, ancak İskele Belediyesinin inşaat ruhsatını verdiğini ifade etti. Baybars, bu konuda belediyeden bilgi istendiğini anlattı.

Buradan Sayın Baybars’a bir hatırlatmada bulunmakta fayda var. Evet belediye o ruhsatı verdi ama ÇED raporunu getirmesi koşuluyla verdi. Şirket ÇED raporunu getiremeyince de inşaatlar mühürlendi. Şimdi söz konusu şirket, o ÇED raporunun peşinde. ÇED raporu için birçok yerden görüş almak zorunda. Ne yazık ki sizin bakanlığınıza bağlı Şehircilik Dairesi de o ÇED raporu için olumlu görüş verdi. Biz burada şunu sormayı kendimize gazetecilik görevi addediyoruz.

Denize 12 metre mesafede bir inşaata ÇED raporu alınması için nasıl bir olumlu görüş verilebilir. Bize bunu açıklarsanız seviniriz Sayın Bakan…



Bu haber 64 defa okunmuştur

:

:

:

: