Bu toplumun bölünme lüksü yok

İnsanı özgür yapan, kendi düşünceleridir.
İnsanı özgür yapan, kendi düşünceleridir.
Hani söylenir ya, 'düşünceye kelepçe vurulmaz' diye, insan nereye giderse gitsin, düşünceleri de kendisiyledir.
Kendi düşüncelerini, hayata geçirmek, iradesi ile yaşamını yönlendirmek.
Birine veya birilerine kendi yaşamının, hayatının, ekonominin, sosyal hayatın, yaşamsal ihtiyaçlarının idaresini teslim ediyor.
Kendi özgürlüğünü, temsiliyetini, benim yerime üret, benim yerime yönet diye başkalarına, kurulmuş bir düzene, kendi özgürlüğünden vazgeçerek izin veriyor.
Azınlıkla, çoğunluğun ilişkisi, ihtiyaçları giderecek çözümlerin üretilmesi, iradenin teslim edildiği üst akıl, yöneticiler ve yönetim sistemi genel olarak güven vermeli.
Bulunulan durumdan çıkışı, kötüden kurtulup, cezalandırmak veya karşı olunan düşüncenin yerine bir başkasını koymak, özgür bir demokrasi şekli değil aslında.
Geri kalmış yaşamsal ihtiyaçlarımızın en önemli sebebi belki de budur.
Bizde yapılan yanlış tam da bu noktada ortaya çıkıyor.
Siyasal iktidar kim olursa olsun, eskiler hemen unutuluyor, yeniler, beklentiler ve kendi öncelikleri ile savruluyor, yıpranıyor.
Hiçbir dönemde, kendi sınırlarımızı çizemedik, sınırlar derken, anlatmak istediğim toprağa çizilen bölümler değil.
Kendi demokrasimizin sınırlarından bahsediyorum, emanet yaşıyoruz, sahip olduğumuz geliştirmeye çalıştığımız her ne varsa emanet.
Kendi demokrasimize, sorunlarımıza, çözümlerimize sahip çıkmadık, çıkmıyoruz.
Hem dışarıdan, hem de dışarıyla beraber olan içerden, her dönem baskılar var.
Sağlıklı gelişmeyen, toplumsal ilişkiler, bununla beraber her tarafa yayılan, hükmeden, etkili olan sosyal kopukluk.
Başka yerden gelen, geldiği yer gibi, geldiği yere göredir.
Bu sorun da olsa aynı, çözüm de olsa aynıdır.
Ve sahiplenme, kabullenme, kendini bu topraklara ait hissetme hep eksik kalıyor.
En büyük tehlike, insanların önemsizleşmesidir.
İnsanların, düşüncelerinin, beklentilerinin, sorun ve çözümlerinin, bir kişi, kişiler, siyasetçi veya siyasi partilere körü körüne bağlı olması.
Hiçbir siyasi iktidarın kendi çözümünü, kendi içinde bulamaması.
Kişinin değil, gücü elinde tutan, partinin, yöneticinin, bağlılığı demokratik üretime değil, kitlesel, zümresel kazançlara ve paylaşmaya ait olduğu inanışıdır yaygın ve yanlış olan.
Ama yine de iktidar sahipleri hep kazanıyor, kaybeden, birbirine düşen, küçük beklentileri, büyük darbeler alan, hep iktidarları sırtında taşıyanlardır.
Sınıflandırmak, bölmek, ayrıştırmak, sadece bunları yapanlara kazandırıyor.
Esas mesele, bireyi, topluma feda etmektir.
Yanlış anlaşılmamasının altını çizmek isterim.
Bireysel çıkarı, düşünceyi, toplumsal kazanıma feda etmek gerek, aksi şikâyet edilen her ne varsa yaşanmaya devam eder.
Toplumsal kazanım için küçük bir toplum olmamız bir avantajdır.
Bu avantaj, dezavantaja döndürüldü, ekonomik yapıda, sosyal hayatta, iş hayatında, fırsat eşitliğinde, Kıbrıs sorunun da, böldükçe böldüler, bölüyorlar.
Bu kadar küçük bir toplumun, bireyselliğe, siyasi partilere, derneklere, birliklere, görüş ve fikirlere, sendikalara bu kadar bölünme lüksü yok.
Çünkü hepsinde özne insan olmalıyken, özne iktidar nimetlerine kaydı.
Oysa kamusal görevde olanlar, sorumluluk sahipleri, her söyledikleri ve yaptıkları ile başkalarının hayatlarına etki ediyorlar.
Bunu öncelik yaparak bir kez daha düşünmek, gerçek amaca yönelmek ve yıllar sonrasının ülkesini inşa etmek gerek.
Bunları yapmak için kimsenin gelmesi beklenmesin, sizin yapamadıklarınızı, başkaları kendine göre yapar.
Sonrasında tek işiniz talimat almak olur.

Bu haber 323 defa okunmuştur

:

:

:

: