Sevgül Uludağ ve sahiplendiği ağır yük

Şov, gösteri, dostluk, yakınlaşma adı her ne ise, bir maç oynanmaya çalışıldı. Mağusa Türk Gücü ile Güney Kıbrıs birinci ligi takımlarından Nea Salamina, 'Peace and Sport' organizasyonu ile karşılaştı.
Şov, gösteri, dostluk, yakınlaşma adı her ne ise, bir maç oynanmaya çalışıldı.
Mağusa Türk Gücü ile Güney Kıbrıs birinci ligi takımlarından Nea Salamina, 'Peace and Sport' organizasyonu ile karşılaştı.
Ne üzücüdür ki bu organizasyon amacından saptı, saptırıldı.
Adeta bizim iç siyasetimize ve Cumhurbaşkanlığı seçimimize malzeme yapıldı.
Cumhurbaşkanı Akıncı maçı izlemeye gitmedi.
Açıkçası üzüldüm, Akıncı'nın gitmemekte haklı gerekçeleri elbette vardı.
Bunlara gerek duyulmaması, böyle bir tercihe sebep verilmemesi tabi ki istenendi.
Ama olmadı, Akıncı maça gitse ne olurdu, siyasi eşitliğimiz zarar görür müydü?
Bundan sonraki her türlü organizasyonda eşitlik ilkesinin bozulmasına ilk adım teşkil eder miydi?
Bu saatten sonra ne önemi var ki.
Artık atılan her adım, Cumhurbaşkanı Akıncı'nın her sözü, illa ki eleştirilecek.
İster sağ, ister sol cenah, Cumhurbaşkanlığı seçimine yönelik ilk iş olarak Akıncı'yı hedef alacak.
Üzücüdür, bu olay o kadar konuşuldu ve konuşuluyor ki esas amaç ve sonuç unutuldu.
Bu maç için Kıbrıs'ın her iki tarafından insanlar bir araya geldi, çocuklar yan yana durdu.
MTG'nin organizasyonundan elde ettiği 30 bin TL'lik gelirin tamamı, Lösemi teşhisi konulan küçük Demir'in tedavisi için bağışlandı.
MTG'yi alkışlıyorum, yazık, buna bile saygı duyulmadı.
Benim aklımda kalan ve hatırlayacağım sadece bu olacak, iki taraflı bir organizasyon ve ihtiyacı olan küçük bir çocuğa sağlanan katkı.
Gerisi siyasetin gereksiz, insansız, popülist yüzü.
Her zaman şunu düşünürüm, Kıbrıs adası için siyasi çözüm mü daha önemlidir, toplumlar arası barış mı?
Elbette barış, peki, nasıl, nereden başlanmalı?
Çözüm modeli aramak yerine, toplumlar arası iletişim, iş birliği, ticaret, acıların paylaşılması, belki de bunlardan başlanabilse, başarılsa, çözüm daha yakın ve sağlam olur.
Acılar, kayıplar, yüzleşme, empati, birbirini anlama, kalıcı çözümün, barışın temeli olur.
Temel olur da, anlaşılmaz şekilde, bazı engeller aşılmak istenmiyor.
2014 yılında, yaptığım bir TV programımda, Kıbrıs'ta kayıplar konusunu işlemiştim.
En fazla etkilendiğim ve iyi ki yapmışım dediğim programların başında gelen bir program olmuştu.
Kıbrıslı Türk ve Rum kayıp yakınlarının beraber katıldığı bu programda, Kıbrıslı Türk kayıp yakını Fuat Nalcıoğlu, Kıbrıslı Rum kayıp yakınları Maria Georgıadou ve Panayıotı Panayıotou konuk olmuştu.
Ortaya çıkan ortak fikir, Türk veya Rum fark etmez, acı aynıdır ve kayıplar ortak acının adıdır.
Bu konu insanidir ve çözmek, çözümüne yardımcı olmak, konuşmak, bilgisi olanın paylaşması, insani bir görevdir.
Bu görevin Türk'ü, Rum'u yok, çünkü tek beklenti, sadece kayıp insanların bir yerlerinin, bir toprağının olmasıdır.
Artık daha bir farklı bakıyorum, kayıplar konusu vicdani ev kutsal bir mesele.
En başta ilgili devletler, arşivler, bilgisi olanlar, tanıklar, hatırlayanlar, mutlaka bu yükten kurtulmalı.
Evet, bu çok ağır bir yük.
Kıbrıslı Türk gazeteci Sevgül Uludağ, koca devletlerin, toplumların sahiplenmediği bu ağır yükü sahiplendi, görev edindi.
Bilinmedik, birçok hayat hikâyesini gün yüzüne çıkardı.
En önemlisi umut oldu.
Sevgül Uludağ 'Nobel Barış Ödülü'ne aday gösterildi.
Bu çaba, bu motivasyonu hak ediyor.
Ödüllü olsa da, olmasa da, Sevgül Uludağ'ın en büyük ödülü vicdanıdır.
Çabası, uğraşı, katkısı, tanık oldukları, yaşadıkları onun, gururu hepimizindir.

Bu haber 335 defa okunmuştur

:

:

:

: