Emmanuel Macron ve Liberaller, AB'nin yeni gücü olma yolunda

Kıbrıs'ın güneyinde Avrupa Parlamentosu Seçimlerine sadece üç gün kaldı. Bazı AB üyesi ülkelerde ise bugün yapılmakta Avrupa Parlamentosu Seçimleri.
Kıbrıs'ın güneyinde Avrupa Parlamentosu Seçimlerine sadece üç gün kaldı. Bazı AB üyesi ülkelerde ise bugün yapılmakta Avrupa Parlamentosu Seçimleri.

Kıbrıs'ın kuzeyinde fazla bir rol oynamamakta bu seçimler. KKTC'de yeni hükümetin kurulması çalışmalarının sonuna varılmış olması sevindirici. Dileğimiz Başbakan Ersin Tatar ve hükümetinin, yani UBP-HP Koalisyon Hükümeti'nin başarılı olması. Çok zor koşullarda göreve geldiler. Türkiye ve KKTC hem yurt içinde hem de yurtdışında bir çok 'hainlikle' ve 'düşmanlıkla' karşı karşıya kalmış durumdalar. Böyle zamanlarda birlik olmak çok önemli. Türkiye ve KKTC elbette bu zor dönemi de atlatacaklar.
Güney Kıbrıs Rum Kesimi'nde gene yanlış rüyalar görenler var. Örneğin Fransa ile imzaladıkları anlaşmaya güvenenler Fransa ve Türkiye'nin birer NATO üyesi olduğunu unutmuşa benziyorlar. Güney Kıbrıs Rum Kesimi ise NATO üyesi olma şansına bile sahip değil. Hele Türkiye aleyhine faaliyetleri ile bu konuda Türkiye'nin 'vetosunu' daha da perçinlemekte. Yarın dengeler değişecek ve onları o zaman göreceğiz.

Neyse biz bu hafta Avrupa Parlamentosu Seçimleriyle ilgilenelim. Malum KKTC'de de biri bir mahkeme kararının 'dopingine' kapılmış vaziyette diğeri de Türk düşmanı AKEL'e 'bel bağlamış' bir halde rüya görmekteler. KKTC vatandaşlarının kendilerini seçmek için akın, akın güneye geçip 'oy vermesini' bekliyorlar. Göreceğiz. ben Şener ya da Niyazi beylerden daha çok güveniyorum Kıbrıs Türküne!
Biz bugün okurlarımıza Avrupa'daki son gelişmeleri anlatalım.

Son günlerde doğal olarak propaganda faaliyetleri de arttı. Aşırı sağcı popülist partiler bu konuda en aktif olan kesimler arasında. Geçtiğimiz Cumartesi Günü İtalya İç İşleri Bakanı ve aşırı sağcı popülist Lega Başkanı Matteo Salvini'nin daveti üzerine neredeyse AB'nin tüm namlı aşırı sağcı popülist parti liderleri Milano'da biraraya geldiler.

Lega Başkanı Salvini, konukları Marine Le Pen (Fransa), Jörg Meuthen (Almanya), Geert Wilders (Hollanda), Georg Mayer (Avusturya) ve Belçika, Danimarka, Finlandıya, Estonya, Çekya, Slovakya ve de Bulgaristan'dan gelen aşırı sağcı popülist parti temsilcileri ile tüm Avrupa'ya 'geliyoruz' mesajını verdi. Şaka değil! Gerçekten de güçlü bir şekilde 'geliyorlar'. Seçim öncesi son hafta içinde atağa kalkan aşırı sağcı popülist partilerin Avrupa Parlamentosu seçimlerinde yüzde 33-35 civarında oy alması beklenmekte. Seçimlere katılım oranı az olduğu oranda aşırı sağcı popülistlerin oy oranı da artmakta.

Aşırı sağcı popülist partilerin beklenen başarısını kırmak umuduyla geçtiğimiz pazar günü tüm AB genelinde 'aşırı sağa' karşı gösteriler organize edildi. Bu gösterilere katılım ise düşük oldu. Zaten çok da geç kalındı. Şimdi artık seçimler sonrası atılacak adımlar daha önemli hale geldi.

İşte bu noktada Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, oldukça önemli bir operasyon gerçekleştirmekte. Eğer başarılı olursa hem Avrupa Parlamentosu içindeki güç dengesini değiştirecek hem de AB'de gücünü arttıracak. Fransa'da Avrupa Parlamentosu Seçimlerinde Macron'un partisi „La République en Marche' ve müttefiklerinin oluşturduğu „Renaissance' listesinin oy oranı yüzde 22. Aynı şekilde Le Pen'in partisi 'Rassemblement National' yüzde 22 oy oranına sahip. Yani Fransa'da Macron ve Le Pen seçimin kazananı olacaklar.

Macron'un listesinin kalabalık bir milletvekili sayısı ile geleceği Avrupa Parlamentosu'nda liberal grup (LİBE) içinde güçlü bir konumda olacağı açık. Macron ayrıca LİBE Başkanı (eski Belçika Başbakanı) Guy Verhofstadt'ın da tam desteğine sahip. İkisinin planları gerçekleşirse LİBE grubu ufak bir liberal grup olmaktan çıkıp belki de parlamentonun ikinci büyük grubu olacak. Macron ve Verhofstadt, AB genelinde sadece liberalleri değil aynı zamanda bazı hristiyan demokrat ve sosyal demokrat grupları da kazanmaya çalışıyorlar. Eğer başarırlarsa yeni oluşturacakları meclis grubu belki de bu seçimde başarılı olamayacak olan ve sayıca azalacak olan sosyal demokrat meclis grubundan daha fazla milletvekiline sahip olacaklar. Ya da sosyal demokratlara çok yakın bir sayıya sahip olarak üçüncü ama büyük bir meclis grubu olacaklar.

Bu durumda aşırı sağcı popülist gruplara karşı oluşacak yeni koalisyonda Macron önemli bir rol oynayacak. Sadece Avrupa Parlamentosu 'başkanının kim olacağına' ya da komisyonların oluşumunda değil seçilecek olan AB Komisyonu Başkanı açısından da bu koalisyon çok önemli bir rol oynayacak. Avrupa Parlamentosu içinde güçlenecek Macron, ikna edeceği AB liderleri ile birlikte AB Komisyon Başkanı'nın 'kim olacağı' konusunda da belirleyici bir rol oynayacak. Macron'un adayının Michel Barnier olduğu biliniyor. Ancak yeni oluşacak koalisyon dengeleri sonucu Hollanda Başbakanı Mark Rutte'de yeni komisyonda da komiser olacağı garantisi alan Frans Timmermans'ında AB Komisyonu Başkanı olma şansı yüksek olabilir.

Angela Merkel'in etkisinin daha da azalacağı ve Emmanuel Macron'un tüm AB genelinde güçlü lider olma yolunda ilerlediği bu yeni dönemde bir çok süprize hazır olmalıyız.

Macron ve yeni Liberal Meclisi Grubu hedefine ulaşırsa Avrupa demokrasisi açısından da önemli bir misyonu yüklenmiş olacaklar. Hristiyan demokrat ve sosyal demokrat merkez partilerinin, aşırı sağcı popülistlerin yükselişi karşısındaki başarısızlığından dersler çıkararak aşırı sağa karşı Avrupalı tüm demokratların birliğini sağlama konusunda ufak da olsa yeni bir umut olabilirler.

Bu haber 471 defa okunmuştur

:

:

:

: