Merhaba deyince birine...

Aslında ' hoşgeldin dünyama...' demek isteriz... İncinmişliklerimizi, kırılmışlıklarımızı, hırpalanmışlıklarımızı ince tebessümlerin arkasına gizlemeye çalışırız...
Aslında ' hoşgeldin dünyama...' demek isteriz... İncinmişliklerimizi, kırılmışlıklarımızı, hırpalanmışlıklarımızı ince tebessümlerin arkasına gizlemeye çalışırız...

Kalplerimizin yamalarını saklarız... Hırçınlıklarımız kabuk bağladığı halde sızım sızım acıyan yaralarımızdandır...

Bir el uzanınca öbür ele, cankurtaran simidi gibi sarılır beriki el...

Yeni bir yola, hem de ışıklı bir yola birlikte çıkmanın sevinci ve tatlı telaşı sarar yüreği...

Aşkın kuyruklu yıldızı, çoktan dokunmuştur her ikisine de...

AY
ay ışıdı gökyüzünde
denize düştü gölgesi
Hermes
öpünce denizkızını
utandı saklandı derin sulara...

aşkları uçtu tekrar göklere
yıldız yıldız serpildi
dalga dalga yayıldı evrene...

bir döndü bir döndü ki başım
sorma gitsin....

Ayşe TURAL

KOŞUCU GİBİ...

Yaşamın içinde savruluşumuz var ya hani... kendimizden geçişimiz... İşte o noktada, gündelik koşuşmacaların arasına sıkışıp kalmış anları yakalamak güzel...

Nasıl mı? Aydınlık yüzle tanımadığımız birine ' günaydın...' demek belki... Ansızın sevdiğimizi arayıp sesini duymak, delice çarpan kalbimizi dinlemek belki... Hoşlandığımız bir şeye dokunmak... Bir çiçeği koklamak...Tadını damağımızda hissedeceğimiz bir parça çikolata yemek...

Koşarken bir an durup çevresine bakan, görmeye çalışan bir koşucu gibi... Yaşamın koşucusuyuz hepimiz... İyiliklerin, güzelliklerin yanımızdan geçip gitmesine izin vermeden farkına varmak …Sahip olduklarımızın değerini bilmek gerek...

ÇANAKKALE

çam dalları arasından
maviliklere çizilen düz çizgide
durur bir düş gemi...

sisler içinde karşı kıyılar
şehitlerin ruhları yükselir
abideden
arşa değer başları...

gökler bir başka güzeldir burada
güneş
bir başka batar Ege'de
bir başka doğar Marmara'da...

selam durur martılar
selam durur bayrağa...

kıyıda bahriyeliler
tepeden tırnağa beyaz
tepeden tırnağa onur ve gurur...
Ayşe TURAL

Bir gerçek öykü daha...

BOĞAZIMDAN GEÇMİYOR

Arada bir dışarda bir şeyler atıştırmayı severim... Öğle yemeği için arkadaşımla eve yakın bir yere gidiyoruz...

Hem sohbet edip hem yerken arkama dönüyorum... Bir çift mavi gözle karşılaşıyorum... Ağlayan bir çift kocaman mavi göz... Siliyor ama tekrar akıveriyor...

On üç on dört yaşlarında bir kız... Ailenin en büyük çocuğu... Kendinden küçük bir kız ve bir erkek kardeşi daha var... Bir de anne... Hepsi mavi gözlü...

Gözyaşlarını gördüm ya! Yediğim boğazımdan aşağı gitmiyor... Diğerleri yiyor onun önü boş... Ağlıyor...

Kendimce bir sürü senaryolar üretiyorum... İkide bir arkama dönüp bakıyorum... Neyse ki annenin arkası dönük... Beni görmüyor...

Dayanamıyorum, kalkıyorum. Arkadaşıma “ Ben konuşmaya gidiyorum.' diyorum...

Bir solukta masalarındayım.
' Afiyet olsun, bu güzel gözlü kız niçin ağlıyor? ' diye soruyorum...

Anne gülümseyerek anlatıyor.

Lefke tarafında yaşayan bir aile... Anne, tatili fırsat sayıp çocuklarını Girne'ye gezmeye getirmiş. Yemeği nerde yesek deyince abla ile erkek kardeş anlaşamamışlar... Anne de ikisinin dediğini de yapmamış başka bir yere getirmiş onları...

Kendimi tanıtıyorum... Anneyi bu kararından dolayı kutluyorum...

Buluğ çağındaki kızımıza sarılıp ' Lütfen yemeğini ye, bak sen ağlarken ben üzüldüm... Bir gün okuluna geleceğim...' diyerek ayrılıyorum...

Şimdi içim rahat... Biz anneler, çocukları ağlarken onlarla ağlayanlardanız...

Ah! Benim yufka yüreğim...

SEN BANA DOKUNUNCA🦋🦋🦋

uyanır içimin kelebekleri
durmadan kanat çırpar
bahara durur akasyalar
sen bana dokununca...

fırtınaları diner denizlerin
limanına demir atarım usulca
içimin şarkısı başlar
sen bana dokununca...

yıldıza keser gökyüzü
ay utanır saklanır buluta
içim aydınlanır bakışlarından
sen bana dokununca...

Ayşe TURAL🦋🦋🦋🦋

KADINLAR NADİDE ÇİÇEKLERDİR...
ONLARI KIRIP İNCİTMEYİN...

Yandaki masaya bir çift oturuyor. Kadın siyah,uzun bir elbise giymiş, hafif dekolte... Düz kumral saçları omuzlarından aşağı dökülüyor.

Erkek de uzun boylu, fiziği düzgün... Şakaklarında ona yakışan birkaç gümüş tel parlıyor...

Her ikisinin de yüzü mutlulukla pırıl pırıl... Aydınlık... Sevgi dolu...

Selfiler yapılıyor, bakışlar kimseyi görmüyor, canlı müziğe dudaklarıyla eşlik ediyorlar.

Bütün düz cümleler büyülü bu akşam... O an dünyada sadece ikisi var.

Ne güzel bir tablo...

Ansızın bir çiçekçi görünüyor, sepeti gül dolu... Belli ki önceden mizansen hazır... Sürpriz kadın için. Arkasında duruyor çiçekçi. Bekliyor...

Erkek masanın altından kırmızı bir gül çıkarıp uzatıyor kadına... Yüzünü görmelisiniz kadının... MUTLULUK DANS EDİYOR...

Derken çiçekçi başının üstünden gül yaprakları serpiyor. Şaşırıyor kadın... Gül yaprakları saçlarında, tabakta, her yerde...

Ne kadar mutlu.. Gözleri doluyor mutluluktan... Kalkıp erkeğe sarılıyor. Hafifçe dokunuyor dudaklarına. Bir süre sarmaş dolaş kalıyorlar...

Canlı müzik bir AŞK 💕 💕 💕 şarkısı çalıyor...

NE KADAR

Daha
Ne kadar sürecek
Sana olan tutkunluğum...

Daha kaç gece uykusuz kalıp
Kalp atışlarımı dinleyeceğim...

Dolunaylarda sıkıntılı
Dolunaylarda sancılı...

Bir taraftan
Diğer tarafa dönüp
Seni düşüneceğim....

Ayşe TURAL

ADAM OLASINIZ DİYE...

Uçaktayım. Kalkmaya beş on dakika olmalı. Yanım boş kaldı diye içimden seviniyorum, elde olmadan...

Yolculuklarda biraz bencil oluyor insan. Gürültücü, durmadan kıpırdanan ya da çok konuşan insanlar istemiyorum.

Zaten az sonra kitabımı açıp okumaya başlarım. Sahi önce cepteki derginin bulmacasını çözeyim...

Tam yerleşiyorum derken, iki genç geçip oturuyor yanıma...

Eyvah eyvah!
23- 24 yaşlarında, şamatacı iki genç... Hani derler ya “ Devenin istemediği ot burnunda biter.” atasözündeki gibi...

Yan gözle inceliyorum. Boyunlarında bir parmak kalınlığında altın zincir, bileklerinde döndürüp durdukları tespihler... Yerleşirken yüksek sesle sataşıyorlar birbirlerine... Kemerlerini karıştırıp marifetmiş gibi gülüyorlar...

Vay başıma!
Uçağın kapısının kapanmasını bekliyorum sabırla... Çünkü yan koltuklar bomboş.

O kadar gürültü ediyorlar ki, hostese işaret ediyorum; oluru alınca yan tarafa geçiyorum. Derken iki sıra önden bir bey ayağa kalkıp “ Sizi adam olasınız diye götürüyorum...” deyince sus pus oluveriyorlar...

Bu yaşa gelip de adam olamamışlarsa vay halinize...

Nereye mi gidiyoruz?
Elbette KIBRIS’a...

Vah! Ülkem vah!

AŞK
Dudakların GİT derken
kalbinin
N'olur KAL
deyişidir...

Ayşe TURAL

YAŞAM ÇEMBERİNİZ

Görünürde çizgileri olmayan, kendimizin belirlediği bu alanı çok seviyorum ben...

Burası benim ülkem. Ben izin vermedikçe kimse adım atamaz. 😄
Elbette sizin için de geçerli bu... Aksi halde HUZUR diye bir şey kalmazdı.

Çevremizde binbir çeşit dost ve arkadaş var. Elbette “ Kusursuz dost arayan dostsuz kalır.” sözünü de unutmuyoruz...

İlk adımla başlayalım...
İçinizde kimler ayran gönüllü?

Bizde çok kullanılan bir sözdür bu... Hemen heveslenen ama nedense onu elde ettikten sonra bıkıveren insanlar için kullanılır... Kısacası ayrangönüllüler için...

Hayatın her alanında yakalarsınız onları, özellikle de ikili ilişkilerde...

Sizinle tanışmak , size yakın olmak için yapmadıkları kalmaz. Hatta aşklarından ölürler... Biraz zaman geçince onlar için cazibenizi kaybedersiniz/ aşkları saman alevi gibidir.../ arkalarını dönüp giderler...

Aynı şey arkadaşlıkları için de geçerlidir. Işleri düşünce sizden iyisi yoktur. Etrafınızda pervane olurlar... Çıkarları tamamlanınca da arkalarına bile bakmadan toz olurlar... Ta ki yeni bir duruma kadar...

Böylelerini iyi tanıyın ve ilk fırsatta YAŞAM ÇEMBERİNİZin dışına çıkarın...

Sevgiyle ve mutlulukla efendim...

Ayşe TURAL

Bu haber 927 defa okunmuştur

:

:

:

: