A) Olay nasıl oldu?

Mahkemeye gelen taraflar anlaşmazlık konusu olayı genellikle farklı ve kendi işlerine geldiği gibi anlatırlar.
Mahkemeye gelen taraflar anlaşmazlık konusu olayı genellikle farklı ve kendi işlerine geldiği gibi anlatırlar. Adversarial ( Karşılıklı Mücadele ) yöntemi yargıda gerçeği tarafların bulmasını öngörür. Yargıcın görevi taraflar arasında geçecek mücadelenin adil olmasını sağlamaktır. Bunun için tarafların anlaşmazlık konusu olayla ilgili iddialarını özgürce kanıtlamalarına ve karşı tarafın iddialarını çürütmelerine fırsat verilmelidir.

Bir davada kendi iddialarını kanıtlamaya çalışan tarafın önüne karşı taraf engeller çıkarmaya çalışacaktır. Bazı davalarda Mahkeme bu engellere takılır ve “Tüzükte şöyle bir engel var şu halde bu davada gerçek durum ortaya çıkarılamaz” diyerek davayı sonuçlandırır. Bu sisteme uygun olmayan hatalı bir yaklaşımdır. Yargının böyle engellere takılıp kalması doğru değildir. Aksine engellerin aşılmasına ve gerçeğin bulunmasına yardımcı olması gerekir. Sistemin amacı olayı bir usul kuralına bağlayarak sonuçlandırmak değil gerçeğin en doğru bir şekilde ortaya çıkmasını sağlamaktır.

Bu görüşler ışığında yargıcın yargılamayı yönetmesi ve duruşma sonunda şöyle bir karar vermesi beklenir:
“Taraflardan biri olayların şöyle meydana geldiğini iddia etmektedir. Diğer taraf ise olayların daha farklı meydan geldiğini iddia ediyor. Taraflara olayın nasıl meydana geldiğini kanıtlama fırsatı verildi. Taraflar serbestçe Mahkemeye sundukları tanıklarla ve delillerle ayrıca karşı tarafın tanıklarını çapraz sorgulayıp karşı iddiaları çürütmeye çalışarak gerçeği ortaya çıkarmaya çalıştılar. Tarafsız bir şekilde bu iddiaları değerlendirdim ve olayın Davacının veya Davalının iddia ettiği gibi olduğu kanısına vardım. Bu kanıya varmanın gerekçeleri şunlardır…… ”.

Görüleceği gibi bu yargılama yönteminde dava sonunda yargıçtan beklenen hangi tarafın doğruyu kanıtladığını saptamasıdır. Bunun için tarafsız ve dürüst bir değerlendirme yapması gerekir. Eskiden mahkemelerimizde kararlar yazılırken bu özelliklere dikkat edildiği için kimse yargıcı kusurlu bulmuyordu. Yargıdan şikayet edilmiyordu.

Anglosakson sistemde incelediğimiz ve takdir ettiğimiz örnek kararlar da bu formatta yazılmıştır. Kararlarda açıkça bu sözler yer almasa bile kararların temelinde yatan yöntem budur.

Doğal olarak böyle bir karar yargıcın kendisinin gerçeği aradığı Kontinental karardan çok farklı olacaktır. Kontinental yargılamada tüm kusur yargıçta aranacak ve yargıçların saygınlığı tartışma konusu olacaktır. Kontinental ülkelerde yargının saygınlık kazanamamasının nedeni budur.

Anglosakson sistemde inisiyatifin taraflarda olması davaların çok uzayacağı izlenimini verebilir. Halbuki doğru bir yargılamada durum böyle olmaz. Doğru yargılamada taraflar gerekli ve sadece sonucu etkileyecek işlere zaman ayırmak zorunda kalırlar. Yargıç da onları bu amaca yönlendirir. Bu nedenle doğru uygulandığı zaman Anglosakson sistemde davalar daha süratle sonuçlanmakta ve azalmaktadır.

Anglosakson sistemin diğer bir yararı da şudur. Taraflar dava sonunda gerçeğin nasıl olmasa ortaya çıkacağını bildikleri için gerçek dışı iddialarla boş yere vakit kaybetmemektedirler. Böylece davalar daha erken sonuçlanmaktadır..

Maalesef ülkemizde birçok davada usul kurallarının gerçeğin kanıtlanmasını sağlama ve kolaylaştırma amacıyla konduğu dikkate alınmamaktadır. Çoğu kez kurallar gerçeğin bulunmasını engellemek için konmuş gibi yorumlanmaktadır.

Bunun yanı sıra bir çok davada gerçeğin bulunması ile ilgili olmayan konular tartışılmakta ve bu durum davaların çoğalmasına ve Mahkemelerin tıkanmasına neden olmaktadır. Yargının saygınlığını kazanması için bu yanlış yollardan dönülmesini ve sistemin temel ilkelerinin hatasız uygulanmasını temenni edelim.
Devam edecek.
Bu haber 200 defa okunmuştur

:

:

:

: