Gerçekleri görmek lazım

Değerli arkadaşım Cemal Aslan bir soru sordu. Kıbrıs Türk Cumhurbaşkanı Mustafa “Akıncı'nın neye ve kime hizmet ettiği ortada dururken, neden hiç bir KKTC vatandaşı kendisi hakkında devleti zaafa uğrattığı yönünde suç duyurusunda bulunup dava etmiyor?”
Değerli arkadaşım Cemal Aslan bir soru sordu. Kıbrıs Türk Cumhurbaşkanı Mustafa “Akıncı'nın neye ve kime hizmet ettiği ortada dururken, neden hiç bir KKTC vatandaşı kendisi hakkında devleti zaafa uğrattığı yönünde suç duyurusunda bulunup dava etmiyor?”
Böyle bir davanın sonucu ne olur? Açılabilir mi? Başsavcı bu konuda bir adım atar mı?
Bunlar polemik meseleleri, o kadar. Üzerinde hiçbir sonuç alınamayacağını bilerek saatlerce, günlerce tartışabiliriz. Halbuki zamanımız dar. Boşa geçirilecek anlar değil yaşadığımız dönem.
Başka ve çok daha önemli konular da var elbette. KKTC Cumhuriyet Meclisi, mesela, Kıbrıs konusunda Türkiye parlamentosunda bir parti hariç birleşip Kıbrıs deklarasyonu yayınlayabildiği bir dönemde, niye acaba toplanıp bir ortak bildiri ile görüşmelerin hedefinin değiştiğini, artık iki devletli çözümün konuşulması gerektiğini ilan edemedi.
Zor değil mi? Türkiye Cumhuriyeti açık seçik “federasyon öldü” demediği sürece, hedefin artık “iki devletli çözüm” olduğunu açık seçik söyleyip, “federasyonun dışındaki seçenekler de masada olmalı” gibi renksiz açıklamalarla durumu idare ediyor ise, Kıbrıs’taki “ileri karakol” nasıl aksini söyleyebilir?
Halbuki adadaki yönetim, ister yönetimde sol-sağ koalisyon, isterse sadece sağ ya da sağ-sağ hükümeti olsun, “ileri karakol” olma, “Biz ne yaparsak Ankara bizi nasıl olsa destekler” aymazlığından çıkıp, “Biz böyle istiyoruz, hükümet de, muktedir de biziz” diyebilse işte ancak o zaman Ankara’daki iktidar da “Biz Kıbrıs Türkünün tercihine saygı duyuyoruz” deyip, resmen politika değiştirmesi daha mümkün olmaz mı?
Akıncı’yı eleştirmek kolay. Eleştirilmesi için de bile isteye hatalar yapıyor. Niye? Sanki Türkiye’ye alternatif ve hatta Türkiye’ye rağmen siyaset yapabiliyor havası vererek, kendisine saldırtarak “Kıbrıslı Türk” kimliğine şirin görünmeye çalışıyor.
Libya ile Doğu Akdeniz’in siyasi haritasını değiştiren bir Mutabakat Zaptı imzalandı. TBMM’de onaylandı. Libya Devlet Yüksek Konseyi de olurunu verdi. Mutabakat Zaptı onaylanmış şekliyle BM’ye de bildirildi. Yunanistan ve Kıbrıs Rum devletinin bir yandan Mısır diğer yandan İsrail ile yıllardır ilmek ilmek ördükleri Türkiye’yi karaya hapsetmek stratejisi başlarına çöktü.
Rum-Yunan ikilisinin yıllardır Mısır’la, İsrail ile üçlü, dörtlü anlaşmalar ile ördükleri şer ittifakının bugün hangi fiyata yapıldığı sorgulanmalı ve o ülkelerin halklarına akılcı uygulanacak kamu diplomasisiyle anlatılmalıdır. Mısır’ın Sisi iktidarının imzaladığı anlaşmalarla Yunanistan’a 15,000, Kıbrıs Rum devletine 21,300 kilometre kare deniz alanı hibe ettiğini öğrenince Mısır halkı çok mu mutlu olacaktır? Ya da İsrail halkı Yunanistan ve Kıbrıs Rum devletiyle Türkiye’ye karşı Akdeniz’de oluşturdukları şer ittifakının fiyatının 4,600 kilometre kare deniz alanının Rumlara bırakılması olduğunu halkına nasıl anlatacaktır?
Uluslararası hukuk açısından haksızlar, diğer ülkelerin haklarını gasp etme gayretindeler ve Türkiye bu oyunu bozdu. Libya elçisini istenmeyen adam ilan etmekten başka adım atamadılar. Yunanistan’ın Libya-Türkiye mutabakatından delirmesi biraz da bundan dolayıdır. İsrail devletinin en önde gelen gazetelerinden Haaretz bile Türkiye-Libya deniz yetki antlaşmasının hukuki zemininin sağlam olduğunu vurguladı yayınladığı bir değerlendirmede. KKTC başbakanı ve dışişleri bakanı da çok mutlu oldular gelişmeden. Destek mesajları yayınladılar. Akdeniz’de yeni bir siyasi coğrafya oluştuğunu söylediler.
Hadi Akıncı bir şey diyemedi. Rumlar bozuldu diye belki karalar da bağlamıştır. Peki KKTC hükümeti ve diğer iki sağ partiyle birlikte mecliste milli konularda rahat karar alabilecek kahir çoğunluğu ne yaptı? Sessizlik…
Ayıptır beyler.
Dün zamanıydı, yapmadınız, Berlin’de gol yemeyi istediniz, umarım hazmettiniz.
Bugün geç, ama hiç olmamasından evladır. Atın adımınızı, koyun gerçekleri birer birer masaya. Deyin Rum kesimine Kıbrıs Türk halkının ne istediğini. Avrupa Birliği çatısında iki devletten konfederal Kıbrıs’a kadar çök seçenek var. Ancak, esasında, her şartta Kıbrıs Türk halkının soykırımını kendisine görev edinen katil Yorgo Grivas (Digenis) anıtına çelenk koyarak göreve başlayan eğitim bakanlarıyla, ikide bir Girne’ye bayrak dikme mesajı yayınlayan, Kıbrıs sorununun temelinin adayı, kaynaklarını ve egemenliği siyasi eşitlik temelinde Kıbrıs Türk ortaklarıyla paylaşmayı kabul edememelerinden, Kıbrıs Türküne azınlık hakları ötesinde hak tanımayan Rum liderliğiyle sadece ve sadece boşanma konuşulabileceği de açıkça deklere edilmeli KKTC meclisince.
Kıbrıs Türk halkının çoğunluğunu Akıncı temsil etmiyor. Seçildiği gün dahil, hiçbir zaman da etmedi. Temsil ettiği siyasi çizgi ister sağdan sayın isterse soldan yüze onu bile geçemez. Meclisteki %70’i aşan siyasi çoğunluk üzerine düşen görevin ve sorumluluğun farkına varmalı, gerçekleri görüp gereğini yapmalıdır. Atılacak öyle bir adım Türkiye’nin de önünü açacak, daha rahat siyaset geliştirebilmesine imkan verecektir.

Bu haber 383 defa okunmuştur

:

:

:

: