Denizimizdeki haklarımız niye tehlikede?

Kıbrıslıtürk’lerin ve Kuzey Kıbrıs’ta yaşayan ve çalışan insanların yaşam kalitesini yükseltmek amacı ile farklı çalışmalar yapan Kıbrıs Araştırma Akademisi, Doğu Akdeniz’de giderek artan gerilimler ve belirsizliklerle ilgili kaygıları vurgulamak amacı ile bir değerlendirme yapmamı istemiş. Değerlendirmenin temel hatlarını sizlerle de paylaşmak istedim.
Kıbrıslıtürk’lerin ve Kuzey Kıbrıs’ta yaşayan ve çalışan insanların yaşam kalitesini yükseltmek amacı ile farklı çalışmalar yapan Kıbrıs Araştırma Akademisi, Doğu Akdeniz’de giderek artan gerilimler ve belirsizliklerle ilgili kaygıları vurgulamak amacı ile bir değerlendirme yapmamı istemiş. Değerlendirmenin temel hatlarını sizlerle de paylaşmak istedim.
Kıbrıs Sorunu ekseninde de gündem olan Doğu Akdeniz’deki Hidro-karbon ve enerji kaynaklarının kullanım hakları ile süregelen kullanım, yetki ve paylaşım hakları ile ilgili yetki çatışmaları ve talepleri gerçek veriler ile değerlendirerek aşağıdaki konulara önem verilmesinin farz olduğu aşikardır.
Kıbrıs sorunu giderek Doğu Akdeniz’deki Münhasır Ekonomik Bölge (MEB- EEZ) hak çatışmalarının rehinesi olmaktadır.
1. MEB konusunun yönetimi tüm Dünya denizlerinde başarı ile uygulanan yöntemlerle çözülmeye çalışılmalı.
2. Kıyıdaş ülkelerin fikirbirliği sağlanabilmesi için Birleşmiş Milletler Deniz Hukuğu Sözleşmesi (BMDHS/UNCLOS), Uluslararasi Adalet Divanı(-ICJ) ve Uluslararası Deniz Hukuğu Mahkemesi (International Tribunal for the Law of the Sea /ITLOS) tarafından kabul edilen kriterlerin dışında oportünist davranış ve söylemler Kıbrıslıtürkler’e sadece hak ve zaman kaybına sebep olmaktır.
3. KKTC-TC ve TC-Libya Ulusal Mutakabat Hükümeti arasında imzalanan anlaşmalar örneğin de olduğu gibi Akdeniz’de diğer komşu ve ilgili yakın kıyıdaş ülkeler ile de ( Suriye, Lübnan, İzrail, Gazza Şeridi/Filistin, Mısır ve Yunanistan ile de benzeri anlaşmalar yukarda belirtilen sözleşmeler hukuk ve teamüllerine uygun olarak en kısa zamanda yapılmalıdır.
4. Orta Doğu da yıllardır süren gerginlikler ve askeri tırmanışlar göz ardı edilmemeli. Bu anlaşmaların her tarafın hakkına saygılı ve adil olmasının tek yöntem olduğu olgusunu özümsemek lazım. Spekülatif , populist, gerçekdışı söylemler artık fayda değil zarar verdiği barizdir. Bugüne kadar Deniz Yetki Alanlarını geçerli bir şekide ve kıyıdaş ülkelerle yapılan anlaşmalar ile meşrulaştırılmamış olması KKTC’yi ve TC’yi Doğu Akdeniz’de yalnızlaştırmaya sebeptir.
5. Türkiye’nin ve KKTC’nin BMDHS’ne (UNCLOS) imza koymuş olmaması ve veya Uluslararası Deniz Hukuğu Mahkemesinin hukuki otoritesini kabul etmemiş olması bu anlaşmaların yapılmasına engel olmazken, kıyıdaş ülkelerle anlaşmalarımızın olmaması, Doğu Akdeniz’de Türkiyenin ve Kıbrıslıtürklerin haklarının meşrulaştırılması ve savunulması çok daha ağır külfetlere, risklere ve belirsizliklere açıktır.
Bu konu ile ilgilenen resmi kurumlarda, siyaset insanlarında ve hatta uzman kişilerde son yıllarda doğru yöntemlerden uzaklaşma eylemi ciddi endişe sebebidir.
Bu gerilimler sadece denizlerdeki haklarımızı değerlendirememekle kalmayıp, bölge ülkeleri ile olan ilişkilerimizi de çıkmazlara sürükleyecektir.
Kıbrıs sorununun denizlerdeki hak kullanım sorunlarından dolayı giderek daha da komplikasyonlu bir eksene yerleşmesini kabul etmek mümkün değildir.
Türkiye Cumhuriyeti, Karadeniz’deki kıyı komşuları ile 1980 lerde yaptığı , 90 larda Sovyetler Birliği’nin yeni ülkelere dönüşmesi ile de yenilediği MEB anlaşmaları yukarıdaki kriterlere uygun olabiliyorken, Doğu Akdeniz’de bilinmeyen yöntem, risk ve maceraları denemeyi tercih etmesinin analizi yeniden yapılmalı.
Bölge liderliği yolunda Türkiye dış siyasetin sadece konfrontasyon enstrümanını kullanmak yerine, diplomasi, iyi komşuluk, işbirliği, karşılıklı saygı , ve uluslararası hukuk becerilerini de öne çıkarmalıdır.
Bu haber 401 defa okunmuştur

:

:

:

: