Makam mı ? Adam mı ?

Değerli okurlar, bu günkü yazımı makam ve adamlık üzerine yazmaya çalışacağım. Kelime anlamları çok sarih bir şekilde bilinen bu iki kelimeyi, izin verirseniz biraz açmağa çalışacağım.
Değerli okurlar, bu günkü yazımı makam ve adamlık üzerine yazmaya çalışacağım.
Kelime anlamları çok sarih bir şekilde bilinen bu iki kelimeyi, izin verirseniz biraz açmağa çalışacağım.
Makam bilindiği üzere, hem kamuda, hem de özel sektörde ulaşmak için, uğrunda her şeyi feda ederek. Ulaşılmaya çalışılan bir hedef.
Mevki, kat, yer anlamında da kullanılan bir kelime.
Adam veya adamlık ise.
Güvenilir kişi ve insan anlamında kullanılan bir sözcük.
Toplumlarda sevilen kişiler için de “ Adam gibi adam “ deyimi çok kullanılır.
İşte bu iki kelimeyi, bazen birbirine karıştırmaya ve ikisini bütünleştirmeye kalkışanlar. Toplumumuzda bir hayli kabarık.
İnsan veya insanlığı, dolayısı ile adamlığı. Çoğu kimse makamla bütünleştirmek gafletine de düşüyor.
Hatta, adamlığı makama dayandıran dünyamızda ve ülkemizde çok bedbaht var.
Bizde, hemen hemen makamlar, daha çok devlette elde edilenlerdir.
Birçoğu da siyasi makamlardır.
Ayrıntısına girmek istemiyorum.
Kısaca ülkemizde, makam kapmakla, kendilerini adam sanan çok zavallı vardır.
Halk, makam koltuğunun süresi içerisinde, o koltukta oturana itibar eder. Makam bittikten, sona erdikten sonra, makamla adam seviyesine geldiklerini zannedenler. Etraflarında bir tek kişi bulamazlar.
Dünya ve ülkemiz, bunu her daim yaşamaktadır.
Makamları sayesinde.
“Ana kesen. Meme biçen “ birçok makam sahibi adam, kişi, çok kısa bir süre içinde silinip gider.
Makamda iken, çocuğunu bu makam sahibine kurban etmeye çalışanlar. Makamın elden gitmesi ile evladını kurban vermeye kalkan kişiler. Boynuna ilmeği geçirip, hayatına son verebiliyorlar.
Buna bir de madalyonun tersi ile bakmak gerek.
Örneğin.
Herhangi bir makama. İnsanlığı, adamlığı ön planda tutularak getirilen kişi ve kişilere bir bakalım.
Kişi, toplumun itibarını kazanmış. Toplumun adam gözü ile baktığı kişi, herhangi bir makama getirilse bile. Bu özelliklerinden bir şey yitirmez. Zaten toplumdaki yerleri bellidir.
Bunlar, makamlarından olsalar bile kaybedecekleri bir şeyleri olmaz. Çünkü toplumun benimsediği değerlerle, bu makamlara gelmiş olduklarından, bir şey kaybetmezler.
Bu kesim insanlarına mesleklerinin ne olduğunu sorduğunuzda. Hemen mesleklerinin ne olduğunu söylerler.
Elde ettikleri makam isimlerini söylemezler.
Fakat, adamlığı makamla elde edenlere sorduğunuzda. Hemen oturduğu koltuğun makamını veya geçmişte oturduğu koltuğun makamını söylerler.
Tabii bu tipler, bu makamlarından alaşağı edildiklerinde de büyük bir travma içerisine girerler. Hele hele “ Ana kesen. Meme biçen “ bir karaktere sahipseler. Koltuktan düştükten sonra. Selam verecek ahali bulamazlar.
Adamlığını ve insanlığını, makam koltuğuna borçlu olmayanların ise bu denli sıkıntıları ve endişeleri hiçbir zaman olmaz. Olamaz.
Adamlık üzerine, Türk mizahında, bu konu ile ilgili çok hikayeler var.
Birisini buraya aktarma gereğini duydum.
Adamın bir oğlu varmış. Baba oğlundan beklediklerini bulamadığı için. Hep ona, oğul sen adam olamazsın dermiş.
Gel zaman git zaman.
Oğul büyümüş. İstanbul’da okumuş. Sarayın gözüne girmiş. Vezirlik makamına yükselmiş.
Bir gün kendi kendine demiş ki. Babam bana hep adam olamazsın derdi. Ben, değil adam. Koca vezir oldum. Babam beni görmeli.
Talimat verilmiş. Baba, Anadolu’nun ücra bir köyünden, apar topar İstanbul’a getirilmiş.
Oğlu olan vezirin yanına çıkarılmış. Baba şaşkın bakışlarla oğluna bakıyormuş.
Oğul, babasına.
“ Baba demiş. Bana hep, adam olamazsın derdin. Bak ben, koskoca vezir oldum.”
Baba, saraya bu kadar zahmetli yolculuktan bunun için getirildiğini anlayınca. Vezir olan oğluna.
Oğul demiş.
Vezir olmuşsun ama yine adam olamamışsın.



Bu haber 668 defa okunmuştur

:

:

:

: