Kapımıza dayandı hatta gındırıkladı

Çin’de baş gösterip Dünyanın korkulu rüyası haline gelen Korona virüsünün meydana getirdiği hastalık. Hiç beklenmediği şekilde dünyaya yayılmaya devam ediyor. Birçok ülke, risk bölgelerini karantinaya aldı.
Çin’de baş gösterip Dünyanın korkulu rüyası haline gelen Korona virüsünün meydana getirdiği hastalık. Hiç beklenmediği şekilde dünyaya yayılmaya devam ediyor.
Birçok ülke, risk bölgelerini karantinaya aldı.
Risk taşıyan hava yolu şirketlerinin uçaklarını, hava meydanlarına indirmeme. Aynı şekilde deniz limanlarını da hem tedbir hem de tehlikeden korumak için ya çok ciddi tedbirler almış. Ya da deniz işletmelerine kapatmıştır.
Meşhur bir Ata sözü vardır.
“Tehlike geliyorum demez.”
Vallahi tehlike eline davul zurnayı almış, bağıra çağıra “geliyorum“ diyor.
Dünyadaki devletleri yöneten hükümetler. Ülke üzerindeki vatandaşlarının sağlıklarını korumak için olağanüstü çalışıp, tedbirler almakta.
Belli olmuştur ki söz konusu virüs, insan teması ile yayılmakta. Sağlıklı insanlara da rahatlıkla geçebilmektedir.
Şehirleşmenin getirdikleri ile çoğu insanımız beslenmelerini dışarıdaki lokanta, kebap evleri, kantinler vs yerlerden sağlamaktadır.
Bu gibi yerlerde çalışanların, sağlık açısından durumları devamlı kontrolden geçiriliyor mu ?
Yoksa mevzuat gereği, iş ola verilen sağlık belgeleri ile mi yetinilmektedir.
Bu gibi iş yerlerinde çalışanların. Üçüncü ülkelerden gelen çalışma izinli emekçiler veya yüksek öğrenime gelen yabancı uyruklu öğrencilerden olduğunu hepimiz bilmekteyiz.
Birçoğu da kaçak olarak çalıştırılmaktadır.
Denetim dışı çalıştırılan bu kesimdeki kişilerin, ne denli tehlikeli bir durum arz ettikleri hepimizin malumu.
Yemek yenilen yerlerdeki kapların nasıl yıkandığını. Hangi deterjanın kullanıldığını. Bakteri ve mikrop öldürücülerin kullanılıp kullanılmadığının tespiti yapılıyor mu ?
Hijyen koşulları sağlanıyor mu?
Bu yazdıklarım, Kahvehaneler ve beslenme kantinleri ve bet salonları, okul, asker yemekhaneleri ve kantinleri için de geçerli.
Hiç unutmadım, İngiliz sömürge idaresinde iken. Ortada fol yok, yumurta yok. Babam Belediye çalışanı idi. Belediye makamından kendisine verilen talimat. Yemek yenilen beslenme yerlerini, her gün denetlemesi. Kap kacağın yıkandığı suda üzüm sirkesi var mı yok mu ? diye kontrol etmesi istendi.
Bölgemiz bağ bölgesi olduğu için sirke nerede ise sudan ucuzdu.
İşletme sahipleri sirkeyi bulmakta güçlük çekmezlerdi.
Buna rağmen, kap kacağın yıkandığı suda sirke olmayan işletmelere ceza kesildiğini hiç unutmam.
Bizde bu ve buna benzer denetimler yapılıyor mu ?
Başta Sağlık Bakanlığı ve Belediyelerimize, bu konuda çok büyük görevler düşmektedir.
Ayni şekilde, toplu taşıma araçlarının rutin şekilde hijyenik ilaçlarla ilaçlanması. Söz konusu virüsün kuluçkalanmasının önüne geçilebilir.
Türkiye İran’a kapılarını kapattı.
Biz kapı komşu değiliz. Bu konuda giriş kapılarında önlemler alındı mı ?
Virüs saptanan ülkelerden yapılan ithalattaki ithal malların, sağlık açısından denetimi yapılıyor mu ?
Çaresi bulunmayan virüsün, bari alacağımız tedbirlerle ülkeye gelmesinin önüne geçilir veya gelmesi halinde. En az zararla alacağımız önlemlerle, kuluçkadan çıkmadan def edip bu afetten kurtuluruz.
Afet dedim. Gerçekten de İnsanlığa karşı büyük bir afet.
Çin’de, nüfusumuzun yarısı kadar, ölüm ve virüse bulaşan Çinli vatandaş var.
Virüs 32 ülkede görülmüş durumda.
Orta Doğu ülkelerinde, beklenenin üzerinde bir salgın görülmeye devam etmektedir.
Öyle görülmektedir ki artmaya devam edecektir.
Derhal virüsle ilgili, ilgili Bakanlıkların başkanlığında bir kriz masası oluşturulmalı.
Buna gerek var mı ?
Evet vardır.
Yoksa, ülke, Allah korusun Virüs sayesinde dökülmeye başlar da kriz masası oluşturulursa.
Bu nereye benzeyecek bilir misiniz ?
“ Koca karının mandal hikayesine .”



Bu haber 413 defa okunmuştur

:

:

:

: