Kendi hızıma kendim yetişemiyorum bazen...

O kadar yoğun geçiyor ki bazı günler, temposuna ayak uydurmakta zorlanıyorum.
O kadar yoğun geçiyor ki bazı günler, temposuna ayak uydurmakta zorlanıyorum.

Bahar geliyor ya bence hep ondan...
Masmavi gökyüzü, pırıl pırıl güneş... Bademler, erikler çiçek açmış... Ne yana baksanız yeniden doğuşu görüyorsunuz...

Sabahleyin Acapulco Oteldeki basın toplantısına katıldım. 10. Uluslararası Beşparmaklar Tiyatro Festivalinin bu yılki programı açıklandı.

Çok anlamlı ve çok yararlı bir buluşma oldu.

Dönüşte yolumun üzerinde olduğundan Çatalköy Belediyesine uğrayıp festival biletlerinden aldım.

Ben hayatın içinde bana gel, diyen her sese koştuğum için mutluyum. Hayata katılmayı seviyorum. Başka insanlarla bir arada olmak bana yaşama sevinci veriyor çünkü...


AVUNTU

Gece yarısı uyanıyorum
Ses yok
Seda yok
Çıt! yok
Oh! Dünya varmış
Kafam karışmadan şöyle
İstediğim kadar
Hem de evire çevire
Düşünebilirim seni...

Ayşe TURAL

ŞİİRİN AYAK SESLERİ...

Hayatın içinden gelir şiir...
Şairin yüreğinde nefeslenir...
Gül kokularına bulanır...

Tekrar hayata dönerken artık geldiği gibi değildir...
güzelleşmiştir...
zariftir...
incedir...
naiftir...
kısacası içimi hoş bir ŞARAP gibidir... başınızı döndürür...

AKDENİZ

Bir çigan müziği
Ruhumu alıp götürüyor
Uzak diyarlara...

Tuz kokulu kıyılar
Akdenizin mor salkımlı
Nar çiçekli sokakları...

Bayırlardan incecik buğulu bulutlar
Hep denize iner akşamları...

Bir kızın yasemin kokar saçları
Etekleri açılır hafiften
Yakasından içeri dalar
Çapkın rüzgarın eli...
Çatanalar, tekneler
Mavi, beyaz, kırmızı yelkenli
Yanık tenli kaptan
Ufukları gözler
Siperinde ellerinin
Çatlamış, yosun kokulu...
Özgürlüğe koşar yüreği
Alır alır da başını
Gider uzaklara
Martı kanadında sevileri....

Ayşe TURAL

HAYATI DOĞRU OKUMAK...
Hayatı doğru okumak gerek... Sevgiyle, iyilikle ve iyi niyetle... Hem de her şeye rağmen...
Aksiliklere, sevgisizliklere ve tüm olumsuzluklara rağmen...
Didişmelerinizi, anlaşmazlıklarınızı, hatta çekememezliklerinizi, kıskançlıklarınızı bir yana bıraksanız diyorum...
İnanın.... Ben yürekten inanıyorum...
İnanıyorum ki dünyayı SEVGİ kurtaracak...

BİR PINAR Kİ...

sevgiler pınardır
içmeyi bilirsen
yürekler köprüdür
geçmeyi bilirsen
gözler bir anahtardır
açmayı bilirsen
kadınlar hayattır
seçmeyi bilirsen...

Ayşe TURAL

KADIN VE KEDİ...

Baharın adımlarının duyulduğu bir nisan akşamı... Kafenin yola yakın masalarından birinde oturuyor genç kadın...

Belli ki az önce kuaförden çıkmış, saçları yeni taranmış. Güneş gözlüğünü saçlarının içine yerleştirmiş. Beyaz pantolon, cam göbeği mavisi bir ceket ve aynı renkte taşlarla süslü çantası...

Daha yakın olsam parfümünün kokusunu bile duyabilirim. Kitabımı okur gibi yapıp onu seyrediyorum...

Gözü yolda. Sandalyesinde huzursuzca kıpırdanıyor. Oturduğu yerde sandalyesini biraz sola doğru kaydırıyor...Bakış açısı yolu daha rahat görebilir şimdi...

Havalı bir hareketle omuzlarına düşen saçının bir tutamını arkaya fırlatıyor. Güzelliğinden son derece emin...

Canı sıkkın görünüyor. Zaman zaman tırnaklarıyla oynuyor. Biraz da öfkeli bir bekleyiş duygusu uyandırıyor bende. Bileğindeki altın zincirli saate usançla bir kez daha göz atıyor...

Ayaklarının dibinde masanın altındaki kediyi sonradan fark ediyorum...Siyah bir kedi... Hem de beyaz benekli siyah bir kedi...

Kedi... Onun stresine inat uzanmış, son derece mutlu uyuyor... Arada bir topuk sesine bir gözünü açıp bakıyor... Tekrar gözünü yumuyor...

bir kadın... ve bir kedi...

GÖKTAŞI

aslında
bir göktaşı olmalıydım
feleği şaşmalıydı dünyanın...
arsızların yakasına yapışmalıydım
boğazımı sıkmamalıydı
söz verip de
yerine getiremeyişlerim...

kırık bir tuz kokusu
kalır o zaman ardımda
ben denize yürürken...

bir düş bul bana
ne olursun!
ölümcül olmayan
acılar kirala...

ürperen ara zamanlarda
yasemin kokuları duyur...

Ayşe TURAL

ANLAYABİLMEK İÇİN DİNLEMEK...

Çocuklarımızı eğitirken /ister okulda ister evde/ bir noktayı gözden kaçırırız. Onlardan bizi dinlemelerini isterken, bunun nasıl bir dinleme olmasını gerektiğini anlatmayız...

Öğretmenlik yıllarımda ders yılı başında sınıflara girdiğimde ilk işim, Türkçe- edebiyat dersinin hayatımızdaki önemini vurgulamak olurdu. Ardından etkili ve güzel konuşmanın nasıl yapılacağı filan...

Özellikle dinlemeyen olduğunda ilk işim, konuyu orada kesip, dinlemenin nasıl olması gerektiğini anlatmak olurdu...

Anlatılan konuya uygun sorular, kafa karıştırmak yerine önünü açan ifadeler bizimle konuşanın bakış açısını netleştirecek ve çözüm daha kolay bulunacaktır.

Hala yetişkin olup da karşısındakini hakkıyla dinlemeyen, sadece kafasındaki konuya uygun sorular hazırlamakla meşgul pek çok insan bilirim.

Karşımızdakini anlayabilmek için dinlemek, kimilerinde doğal olarak vardır. Ne var ki çoğumuzun bu konuda kendi kendini eğitmesi çooook büyük önem taşımaktadır...

İletişim eksikliğinden kaynaklanan ne yanlış anlamalar, ne aksilikler ve komik olaylar yaşarsınız her gün... Değil mi?
Sevgilerimle...

ACILARIMIZA ÇİÇEK AÇTIRALIM

Gel
Seninle acılarımıza çiçek açtıralım...
Bölelim,bölüşelim.
Sevda çilesinin
Bir ucundan sen tut
Öteki ucundan ben...

Ama sevda bu...
Açtıkça dolaşacak
Yürek karıştıracak
Gözyaşı döktürecek
Bir deli sevda ki
KÖK söktürecek...
Ayşe TURAL

ÇOCUKLUĞUMUN SİNEMALARI

Biraz daha büyüdüğümde bayrama için özel olarak getirilen ve aylar öncesinde, sokaklarda elinde megafonla dolaşılıp reklamı yapılan Belgin Doruk- Ayhan Işık, Hülya Koçyiğit- Ediz Hun filmleri…

Beni sinemaya en çok götüren dayım olmuştur… Filmleri takip eden ise ince, dal gibi uzun boylu güzel karısı, Hayriye Yengemdi… “ Haydi, söyle dayına, bu akşamki film (Özkan Sinemasında) çok güzel, bizi götürsün…”

Bir dediğimi iki etmeyen dayım, eve kabak çekirdeği dolu kese kağıdıyla gelirdi… Yazlık sinemanın sandalyelerine oturunca da gazozlar alınırdı, kısa pantolonlu, kafası sıfıra vurulmuş ilkokul çocuğundan…

Güzel günlerdi… Yokluk, yoksulluk vardı herhalde ama biz anlamazdık… Var olanla mutluyduk; gözlerimiz ışıl ışıl bakardı…

Yüreğinizdeki çocuk hep kahkaha atsın...
Her insan, kendi düşünce, duygu, niyet ve davranışlarından sorumludur…
Başkalarını suçlamak sorumluluğumuzu azaltmaz...
Ayşe TURAL

SAKLA

iki gülüşümün biri
sensen...

bir avuç gökyüzümde
UMUTsan...

ışığınla aydınlanıyorsa
içimin karanlığı...

haydi al beni
kendi gökyüzünde
bir buluta SAKLA...

Ayşe TURAL

BİZİM OYUNCAKLARIMIZ

Bizim oyuncaklarımız pilli ya da uzaktan kumandalı olmadı hiç… Bez bebeklerdi… Yüzlerini en güzel kaş- göz yapan mahallenin Necmiye Ablası çizerdi… Ya da minik süpürgelerden yapılırdı… Güzel elbiseler de diktik mi, her biri masal perisine dönerdi…

Ortaokula başladığımda, mahallenin çocuklarının bebek elbiselerini ben, diker olmuştum. En güzel modelleri ben biliyordum. Terzi Saadet Ablanın artan kumaş parçalarını bir sepette biriktiriyor, çocuklara masal perileri hazırlıyordum…

Elbiseler dikilirken de onlara, uydurduğum masalları anlatıyordum… Tatillerde rastladığım (çocukluğumun minik kızları) şimdinin kocaman anneleri, kızlarına beni tanıtıp o günleri anlatıyorlardı…

Sahi benim gelincik bebeklerim vardı bir de… Ne zaman baharda kırlara, bağlara yürüsem /bu yaşımda bile/ elimi uzatır bir tomurcuk gelincik çiçeği koparırım. Yeşil tombul karnını yavaşça açar, içinden buruşuk kırmızıya durmuş elbisesini çıkarır, prenses yaparım… Külkedisidir, yakışıklı prensiyle buluşmaya hazırlanan…

BEN
ben
zamanlara asılmaya bayılıyorum...
bu yüzden
yirmi beşinci saatler benim olmalı...
hep
olmayanları
oldurmak için...

Ayşe Tural

UMUT

Umut, yaşam sebebimizdir. Bilmem farkında mıyız ama o varsa, güne başlamak keyiflidir. O varsa yarının plan ve programları yapılır. Yarın ve yarınlara ait her düşünce umudun eseridir.

Kişisel umut ya da umutsuzluklar, toplumun aynasıdır... Sözün özü, bireyler umutsuzsa, o toplumda bir şeyler eksik, yolunda gitmeyen bir şeyler var demektir ...

Bu haber 1608 defa okunmuştur

:

:

:

: