Kriz gemisinde hep beraberiz

Türkiye ve istisnasız dünyadaki tüm ekonomilerin her sektörü bu krizde İngilizce deyimiyle “suyun üstünde kalmaya” yani hayatta kalmaya çalışmaktalar.
Türkiye ve istisnasız dünyadaki tüm ekonomilerin her sektörü bu krizde İngilizce deyimiyle “suyun üstünde kalmaya” yani hayatta kalmaya çalışmaktalar. Herkes aynı gemide, kimsenin egosantrik, ben merkezci yaklaşımlarla gemisini yüzdürmeye devam edebilmesi mümkün değildir. Covid-19 ya da mutasyona uğramış yeni Korona virüsün yarattığı kriz tüm dünyada yaşamı temelden etkilemeye, dönüştürmeye başladı. Şimdi farkına vardığımız izolasyonun, hijyenin önemi, en güçlü olduğunu iddia edenler dahil tüm ekonomilerin kırılganlığı ve bırakın yılları, ayları insanlığın birkaç hafta sonra ortaya çıkabilecek tehditlerin, sıkıntıların neler olabileceğini görmekten aciz oldukları.

Tabii ki her insanın birincil önceliği kendisinin, ailesinin, yakınlarının, komşularının ve eğer asansörlü bir binada ise aynı asansörü kullananların sağlığı, esenliği. Biraz değil, bayağı bencilce, ancak bu yararlı bir bencillik. Herkes aynı özeni gösterir ise, özellikle izolasyon kurallarına uyar, “nasılsa evdeyiz, komşuda bir kahve içeyim” falan gibi saçmalıklara kapılmaz ise, bu virüse karşı savaşın kazanılması daha erken bir tarihe çekilebilir.

Elbette, yanlışlıkla söylemedim. Virüse karşı bir savaş verilmekte ve insanlık bu savaşı, bazı içimizi yakan acı kayıplar verse de, kazanacaktır. Bundan şüphe duymamak lazım. Ancak, KKTC’de son günlerde rastlanılan, maaştan kesinti yapılması, karantina için seçilen yurt veya otelin ne kadar lüks beklentisine cevap verdiği falan gibi saçma ve kötü anlamda bencil yaklaşımları da hep beraber lanetleyebilmeliyiz. Sendika ağaları kendilerine yine nemalandıkları ve hiç iş gitmeden bol sıfırlı maaşları cebe attıkları KKTC’ye düşmanlık göstermede hiçbir fırsatı maalesef kaçırmıyorlar.

Evet, evlerde kapalı olmanın verdiği koyu depresif ruh halinin de verdiği psikoloji ile bazı şeyleri kabul edemiyor, hatta isyan ediyor bile olabiliriz. Normaldir. Bir nevi bir savaş içindeyiz. Kayıplarımız olacak. Ama kazanacağız bu savaşı. Ve işte o gün bir başka ciddi sınav ile boğuşmaya mecbur kalacağız: Bu virüsle savaşın ekonomiye yansımaları… Eğer dikkatli olunmaz ve krizle savaşırken hazırlanmaya başlanılmaz ise, virüsten kurtuluşun ardından gelecek olan ekonomik savaş çok daha ciddi hasar verebilir.

E-mesajlarda, sütunlarda Korona sonrası dünyanın farklı olacağını konusunda neredeyse herkes hemfikir. Anlaşamadığımız o yeni dünyanın nasıl olacağı. Kesin olan 1346-1353 dönemindeki Kara Veba, 1889-1890’daki nezle pandemisi, Birinci Dünya Savaşı sırasında neredeyse savaş alanındaki kadar insanın canını alan İspanyol nezlesi pandemisi gibi daha önceki global benzeri felaketler ardından yaşanan yeniden yapılanma kaçınılmaz olacaktır. İsterseniz 5-G tartışması açar, komplo teorilerine gömülebilirsiniz, ancak o durumda bile dünyanın Korona sonrasında yeni bir düzene geçeceğini kabul etmek kaçınılmaz olacaktır.

Şu anda ekonomilerin pek çok sektörü ciddi krize girmiş durumdadır. E-ticaret kapasitesini geliştirme birçok işletmenin krizde çıkmasının anahtarı olacaktır. Ancak toplu bir ekonomik erime yaşamak istemiyor isek önce mevcut tehdide cevap vermek zorundayız. Lokantalar, kafeler, bakkallar, esnaf çok ciddi bir krize yuvarlandılar. Dükkanlar ya kapalı, ya düşük kapasitede çalışıyor. Kira, personel gideri, eski borçlar, yeni finans ihtiyacı ve eğer borç alınırsa onun yaratacağı sarmal.
Siyasetçilerin, devlet memurlarının maaşlarından kesinti, savurganlık bütçelerine tırpan, devlet harcamaları sınırlama gibi önlemler KKTC hükümetinin aldığı önemli adımlar. Yetmez. Kaynak yaratılmalı. Avrupa Birliği Rum yönetimine çok önemli miktarda krizle mücadele ödeneği verdi. Kıbrıs Türk toplumuna da acil tıbbi yardım desteği, o da birkaç kuruş. Şaştık mı? Hayır. Sayın Mustafa Akıncı ve diğer Rumsever arkadaşlar ikna edebilmeliydi Nikos Anastasiades hükümetini AB’nin verdiği paranın bir bölümünün Kıbrıs Türklerine verilmesi için. Hani iyi niyetli ve çözüm isteyen birisiydi ya Niko efendi. Niye yapılmadı? Akıncı da inanmıyor Rum tarafının çözüm istenci olduğuna, federasyonun mümkün olduğuna.

Akıncı Ankara’ya mektup yazıp destek istemiş. Doğru adres de mektubu yazan yanlış adam. Daha dün Türkiye’ye onca lafı eden arkadaş şimdi ağız eğip yardım istiyor… Onu da telefon ederek falan değil, mektup yazarak. Telefon edecek yüzü yok çünkü.
Doğrudur, Türkiye Kıbrıs Türküne yardım etmeli ve bu krizde ne KKTC’nşin ne de Kıbrıs Türk halkının büyük hasar almasına engel olmalıdır. Ancak, bu kriz de bir fırsat olarak kullanılabilmelidir. Yıllardır KKTC’nin kendi ayakları üzerinde duran bir devlet, bir ekonomi olmasını talep etmektedir Türkiye. KKTC’de erk sahibi olanlar, birkaç istisnai dönem haricinde, “ileri karakol” mantığıyla davranmakta ısrar etmekte, palyatif tedbirlerle surumu idare etmeye çalışmaktaydılar.

Şimdi daha cesaretle hareket etmenin, krizi fırsata çevirmenin tam zamanı. KKTC devleti yeniden yapılandırılmalı, devlet küçültülmeli, özel sektöre ciddi yatırım teşvikleri sağlanmalı, vergi reformu yapılmalıdır. Turizm sektörü kumarhane, kerhane sektörü olmaktan çıkartılmalı, üniversite sektörü ciddi bir statüye kavuşturulmalıdır.

Bu haber 2558 defa okunmuştur

:

:

:

: