Hayatı güzelleştirmek gerek

Sıcacık MERHABAlarla, güzel SÖZlerle, onaylamalarla, yeri gelince ÖZÜR dilemelerle ve de TEŞEKKÜRlerle hayat güzelleşir, diye düşünenlerdenim ben...
Sıcacık MERHABAlarla,
güzel SÖZlerle,
onaylamalarla,
yeri gelince ÖZÜR dilemelerle
ve de
TEŞEKKÜRlerle hayat güzelleşir, diye düşünenlerdenim ben...

Gelin, hayatı güzelleştirelim...

İÇİMDEKİ ÇOCUK

haydi büyü artık içimdeki çocuk
yoruldum yaramazlıklarından...

sobeleme beni
saklambaçlarımda...

dudaklarımda portakal kokusu
saçlarımda yaz yağmurları...

bir bakarsın dört nala
mavi düşlerimde koşarım..

sence hangi sevda
kaç dize okşar şiirimde...

Ayşe TURAL

O harika sesi İsveç'ten duymak
ANADİLİMİN BİRİCİK ANNESİ !

Bu şiirsel sesi üç yıl boyunca ortaokul yıllarımda şanslı bir öğrenci olarak sevgili Türkçe ve sınıf öğretmenim Ayşe Tural hanımefendiden çok dinledim.

Şimdi 40 küsur yıl sonra, memleketten 4 bin kilometre uzakta, o tanıdık güzel sesi tekrar duyunca; o yılların medeniyetten uzak köy kasabalarında görev yapan donanımlı, öğreten, aydınlatan, araştırtan, sorgulatan modern, idealist Cumhuriyet öğretmenleri ile bilgiyi sünger gibi yeniliğe ve uygarlığa açık tertemiz zihnine çekip kaydeden, öğrendikçe de yeni bir şeyler daha öğrenmeye heveslenen, aydınlanan, araştıran, sorgulayan bizim gibi o eski öğrencilerin yerinde yeller estiğini düşündüm !

Pırıl pırıl mavi gözlü anamın ak sütü gibi temiz ve leziz anadilim Türkçemde büyük emeği olan, bilgi ve görgü edinmemde, kendimi kendi kendime naçizane geliştirmemde, kendisine çok borçlu hissettiğim 'analimin biricik annesi', sevgili Türkçe öğretmenim Ayşe Tural hanımefendinin kendi sesinden 'İzmir Akşamları' şiirini onun harikulade arı ve duru türkçe sözlerine ve öğrencilerinin zihnini okşayan sesine sizin de tanıklık etmenizi arzulayarak sizlerle paylaşmak istedim.

Ne diyelim ?

Cumhuriyetin, güzelliğin ve medeniyetin kalesi İzmir ve Ayşe Tural hanımefendi birbirlerini öylesine hoş tamamlıyor ve birbirlerine öylesine yakışıyorlar ki !

Türkçe öğretmenimi dinlediğinizde, sizlerin de zihnini ve yüreğini ara sıra okşayan ya da hoplatan kimi sözlerimin ve cümlelerimin asıl kaynağını anlayacak, o dupduru, arı pınardan sizde yudumlayacaksınız.

Teşekkür ederim, sevgili Türkçe öğretmenim !

TANER YILDIZ

https://www.facebook.com/turalayse/videos/1485078778266428/

GÜNEŞ

güneş sıyrılır buluttan
gülümser...

aydınlanır gökyüzü
aydınlanır evren...

uyanır kuşlar
uyanır börtü böcek...

yaşama merhaba der bir bebek
selama durur sevgi dolu bir yürek...

Ayşe TURAL

İÇİNİZİ BİR KURT KEMİRİYORSA...

Hani olur bazen...
Bir konuya aklınız takılır.
Söylenen bir söz ya da bir davranış rahatsız eder sizi...

Durup durup aklınıza geliverir. Rahatsız olursunuz; o da yetmez huzursuz olursunuz...

Neden öyle dedi?
Neden öyle davrandı?
Söylerken şöyle bir tavır takındı...
Hatta alaycı bir tavırla gülümsedi...

Hiç beklemeyin.
Kendinizi de hırpalayıp üzmeyin...

Geçin karşısına; açık ve net bu konuyu konuşun. Bunu yaparken de gayet sakin ve rahat olun.

Nedenini, niçinini öğrenirseniz kendinizi yemekten vazgeçersiniz.

Atalarımız ne güzel deyimler bulmuşlar. Sayfalarca anlatılacak bir durumun özeti dört sözcük...

Sevgi ve huzurla kalın efendim.
Her şeyi kendinize dert etmeyin...


BİR BAŞKA BAHAR...

kocaman dünyama
aydınlıkları kucaklayıp getiriyorsun
sevginin izdüşümü
dudaklarındaki gülümseyişlerde...

parmak uçların çizerken yüzümü
saçlarım tutuşuyor ellerinde...

başka baharlar istemem artık
bulutsuz göklerime...

Ayşe TURAL


AŞK ÇILGIN OLABİLMEKTİR...

Aşk, sabır ister...
Aşk, cesaret ister...
Aşk, pek çok şeyi, göze almaktır çünkü...
Aslında AŞK, zorlu bir yolculuktur...
Yolun sonunda sizi neyin beklediğini bilmemektir, AŞK...

Yıllar önce bir gazetede okuduğum gerçek bir öykü beni çok etkilemişti. Bu gece sizlerle paylaşmak isterim:

Amerikalı bir kadın ressam ile İtalyan bir profesör, yağmurlu bir günde Paris'te Louvre Müzesinde karşılaşırlar. Müzenin kapanmasına sadece bir saat kalmıştır.

Ortak dilleri olmasa da bir şekilde anlaşarak bir saat kadar müzeyi gezerler. Kadının elinde bir sanat dergisi vardır. Birbirlerini sadece bir saat gören iki insan...

Kadın, bu karşılaşmadan çok etkilenir. Ülkesine dönünce kızına olanları anlatır. Yakışıklı İtalyan'la nasıl iletişime geçebileceğini bilemez ama aşkından yataklara düşer...

Derken kızı, bir mektup hazırlar ve İtalyan gazetelerinde yayınlanmasını sağlar.

Mektupta, annesinin tarifine göre beyefendinin boyu bosu, paltosu, atkısı hep anlatılır. Şayet profesör bu mesajı okursa ve ortaya çıkarsa, annesinin resim sergisine davet mektubu ile Amerika gidiş dönüş bileti kendisine ulaştırılacaktır.

Ancak bir şartla: Kadının elinde tuttuğu derginin adını bilen bileti alabilecektir...

Yüzlerce mektup gelir. Ancak beklenen yanıt içinde yoktur.

Bir hafta sonu, taşrada yaşayan annesini görmeye gelen orta yaşlı PROFESÖRE, annesi gazeteyi uzatır. İçinde tarif edilen kişinin kendisi olduğunu, o tarihlerde Paris'te bulunduğunu, paltosunun ve atkısının da tıpatıp anlatılan gibi olduğunu oğluna söyler...

Sonrası mı?
Adam derginin adını bilir, kendisinden bu kadar çok etkilenen kadını tekrar görmek için Amerika'ya uçar...

Sonuç: MUTLU SON...

Aslında hepimiz mutlu sonlara bayılırız. Ama konu AŞK olunca, çok cesur olduğumuz söylenemez değil mi?
Hiç beklemediğiniz anda biriyle karşılaşırsınız... Bakışlar karşılaşır, iki taraf da etkilenir, inanılmaz bir çekim yaşanır, hatta döner bir daha arkanıza bakarsınız, ya da başınızı çevirirsiniz aynı gülümseyen gözler...

Ama gerisi gelmez...
İki taraf da susar kalır...
Ta ki tekrar karşılaşıncaya kadar...

İkinci şans önünüze çıkarsa tabi... Kendinize defalarca tekrarlarsınız adını bilmediğiniz, ama bakışlarından etkilendiğiniz erkeği görünce bu kez bir şey söyleyeceğim, sadece başımla selam vermek yerine
' MERHABA... DAHA ÖNCE TANIŞTIK MI?..'
diyeceğim diye...

Bakışlarınız etrafı tarar ansızın karşınıza çıkarsa diye... Ona benzettiğiniz her erkek yüreğinizi hoplatır... O da değildir ne yazık ki!

Hepimiz için biraz CESARET gerekli... Keşkeler olmasın diye...

AŞKI ÇAĞIRMAK GEREK...
GELİNCE DE KAÇIRMAMAK...

Kim ne derse desin: AŞKA ÇILGINLIK YAKIŞIYOR...

BİR KENTİ TAŞIMAK

bu kenti
elimde bir demet yaseminle
taşıyabilirim belki...

papatya tarlalarında
açtı açacak hüzün...

sensizliği
bir nehir gibi soluyup
ardından
derin bir nefesle
fırlatmalıyım ta uzaklara...

acıyan bir yerimde
mor güller açıyor istemeden
açmadan soluyor yaprakları
solup dökülüyor...

bu kenti
silinen yüzünle
bir daha gezmeliyim
ama bu kez
elimde kırmızı karanfillerle...
Ayşe TURAL

MUTLU HAFTA SONLARI DİLİYORUM HEPİMİZE...

Bu haber 3569 defa okunmuştur

:

:

:

: