Trump ve Bolsonaro Manzoni okusaydı

Alessandro Manzoni’nin (1785-1873) Nişanlılar’ı, döneminde gelişen pandemik olayı da anlatan tarihi, sosyolojik bir romandır.
Alessandro Manzoni’nin (1785-1873) Nişanlılar’ı, döneminde gelişen pandemik olayı da anlatan tarihi, sosyolojik bir romandır. Kitap ilk olarak 1827 yılında üç cilt olarak yayınlanıyor, eserin yeniden ele alınıp düzeltilmiş son baskısı ise 1842’ de okuyucuyla buluşuyor. İtalyanca yazılan ilk tarihi roman özelliğini taşıyan eser, İtalyan tarihine ışık tuttuğu için ders kitabı olarak okutuluyor. Manzoni’nin yaşadığı çağda İtalyan Romanı diye bir kavram yok. Bu eser milliyetçi bakış açısıyla İtalyanları etkiliyor. Hikaye 1630 yılında İspanya yönetimi altında yaşayan İtalya’da geçiyor. Como Gölü yakınında Lombard’da yaşayan ipek dokuma işçisi Renzo (Lorenzo) ve Lucia evlilik hazırlığı yapmaktadırlar. Don Rodrigo bu evliliğin olmasını önlemek için elinden gelen her şeyi yapacaktır. Lucia’nın kaçırılmasıyla çift birbirinden ayrılır. Olay örgüsünün içine daha sonra İtalya’da yaşanan ekmek kıtlığıyla başlayan ayaklanma, veba salgını, İtalya’nın idari ve siyasi durumu, Otuz Yıl Savaşı’nın Lombardiya’ya ulaşması ve istilalar girer. Kitabın dört yüz doksanlı sayfalarında şehirde ölümler başlar (s;490). Sağlık Müdürlüğü kenti saran yokluk nedeniyle tehlike yaratan salgın hastalık karşısında önlemler almaya çalışır. Yoksulların bir arada karantinada kalabileceği, giderlerinin belediye tarafından karşılanacağı bir yapı; yüz kırk yıl önce veba salgınında kullanılmış geniş bir barınak önerilir. Pek çok yoksul buraya kendi isteğiyle gider ve burada ölür. Buraya giderken yolda hayatını kaybedenler ve kapıda gücü yetmediği için yığılanlar, geniş kalabalık grupları oluştururlar. Ayrıca karantina çağrısına uymayıp sokaklarda yatmayı tercih edenler devriyelerce toplanıp bu merkezlere getirilir. Devlet devriyelere getirdikleri her dilenci için para ödülü verir. Bu barınaklarda otuz kişi aynı odada ve kötü koşullarda kalırlar. Toplumun yoksul ama özgür ruhlu kesimi büyük şehri terk ederek kırsalda yaşamaya çekilir. Bu barınakta kalanların arasında gerek yakın temas gerekse şartların kötülüğü dolayısıyla zayıf düşen bedenlerin dirençsizliğiyle salgın hızla yayılıp ölüm sayısının artmasına sebep olur. Kararın yanlış olduğunu anlayıp karantinanın kapıları açılır (s;494). Mantrova kuşatması için Alman birliklerinin Milano’ya ineceği haberini almış olan Sağlık Müdürlüğü’nde endişe başlar. Tadino askerler arasında salgının yaygın olduğunu bildiğinden ve yaklaşık yüz yıl önce de salgının Alman askerleriyle kente gelmesinden dolayı bu fikre karşı çıkar. Ancak karar dört hukukçu ve iki doktordan oluşan sağlık kurulu tarafından verilecektir. Tarihte ünlenme hevesiyle Gonzalo, orduların ilerlemesiyle elde edilecek çıkarın sağlıkla ilgili tehlikeden daha önemli olduğuna karar vererek salgının yayılmasında etkili olur. Ordunun geçtiği tüm o yöredeki evlerde önce birkaç ceset, sonra bu köylerdeki aileler şiddetli acılar veren, tuhaf ve çoğu kişinin belirtilerine anlam veremediği bir hastalığa tutulmaya ve ölmeye başlar. Başhekim Settala elli üç yıl önce salgın felaketinin tanığı olduğu için bilinçli davranarak veba salgınının başladığına dair raporu Sağlık Bakanlığına iletiyor. Araştırmalar da salgının başladığı sonucunu ortaya çıkarır. Bilgilendirilmiş olmasına rağmen salgın konusuna inanmak istemeyen Vali, Prens Carlo’nun doğumunun kutlanması için büyük kalabalıkların toplanmasını emreder. Ölümlerin sebebini bir yıl önce yaşanan sefalet, askerlerden çekilen sıkıntı ve yürek çöküntüsüne bağlar. Veba sıkıntısından bahsedenlere kimse inanmaz, dahası bu insanlarla alay edilir. Aynı saplantı ve körlük Onlar Meclisi ve Senato’da da egemendir (s;531). Bu arada sürece otuz yıl savaşları da eklenir. Hastalık iki nedenden ötürü bütün yıl boyunca ve ertesi bin altı yüz otuz yılının ilk aylarına kadar ağır ağır kente bulaşıp yayıldı. Biri önceden kente girmiş insanların başkalarıyla ilişki kurmuş olmalarından ve meclisin yakılmasını ve alıkonulmasını buyurduğu eşyaların, giysilerin kiracılar, hizmetçiler ve akrabaları tarafından araklanmasından ötürü; öteki ise, ki daha etkili oldu, çıkarılan emirlerin yetersizliği, uygulanmasında gösterilen kayıtsızlık ve yurttaşların vurdumduymazlığından ötürü kente yeni yeni girmiş olan hastalıklı insanların hastalığı yaymalarının engellenememiş olmasındandı (s;533). Bazı doktorlar ise hastalıkla dalga geçer. Bu doktorlar sağaltmaları için çağrıldıkları veba vakalarına gösterdikleri belirtilere aldırış etmeden birtakım gelişigüzel hastalık adı takma eğilimindeydiler (s;534). Salgın ve karantina korkusu insanları hile yapmaya zorluyor. Hastalar haber verilmiyor, mezarcılar ve yardımcılarına susmaları için para veriliyor, kurulun cesetleri muayene etmesi için gönderdiği memurlar para karşılığı sahte evrak düzenlemeye zorlanıyor (s;534). Vebanın bulaştığı evlerdeki eşyaların yakılmasını ve evin kordon altına alınmasını buyuran kişiler olarak Todino ve Settala öfkelenen halkın vatan haini ithamlarına ve taşlamalarına maruz kalırlar. Bu şekilde düşünen diğer doktorlar halkın paniğinden yararlanarak servet yapmaya çalışmakla suçlanırlar. Ani ve şiddetli bir biçimde kimi zaman hastalığın belirtileri görülmeden, birdenbire gerçekleşen ölümler oldu. Salgın olduğu görüşüne karşı çıkan doktorlar daha önce dalga geçtikleri olayı şimdi kabul etmek istemediklerinden çok fazla yayılmış olan ve belirtileri apaçık görülen hastalığa yeni bir ad bulmak zorunda olduklarından buna sıtma ya da ateşli sıtma adını taktılar. Zararı da çok büyük olmuştu. Çünkü hastalığın tanısı konuldu sanılarak, inanılması ve görülmesi gereken bir gerçeği, bir başka deyişle hastalığın temasla bulaştığı gerçeğini göz ardı etmişlerdi (s;536). Toplumun nasıl yönlendirildiği ve galeyana geldiği anlatılır ilerleyen süreçte. İspanya Kralı IV. Filippo imzasıyla valiliğe gönderilen bildiride bu hastalığın bilinçli olarak merhemlerdeki zehirle veya büyüyle yayılabileceği belirtilir ve şüpheli olarak gösterdiği dört fransız’ın yakalanması emri verilir. Bu yaklaşım hastalığın gerçek sebebine odaklanmayı engeller. Salgının bulaştırıcılar sayesinde bilerek şehirde yayılması söylentisi ve bunun ardından başlayan linç girişimleri ilginçtir. Kıyafetinin üzerindeki tozları silkeleyen bir adam da bu ithamdan ve linçten payını alır(s;548). Fransa’dan gelip sanatsal inceleme yapmak amacıyla ellerini mermer yapılara süren üç akademisyen yine bulaştırıcılıkla suçlanırlar(s;548). Veba yok sayılır. Başta veba yok, gerçekten yok denildi. Veba sözcüğünü ağza almak yasaklandı (s;542). Ama yok demekle yok olmaz veba! Valilik emriyle sokaklarda üç gün boyunca büyük kalabalıkların toplandığı bir dini tören alayı yapılır. Bu törenden sonra ölümlerin artması hastalıklı kişilerle yakın temasa değil, hastalığı yaymak isteyenlerin ellerindeki zehirli merhemleri her yere bulaştırmak için kalabalıklar dolayısıyla fırsat bulabilmiş olmalarına bağlanır ve yabancı düşmanlığı artar. Bu arada insanların giyim alışkanlıkları değişir. Herhangi bir yere değebilecek uzun giysilerden ya da bulaştırıcıların-en çok bundan korkuyorlardı-işini kolaylaştırabilecek her türlü giyim kuşam tarzından kaçınılıyordu (s;588). İnsanlar korunmak için; civa, sirke ya da tabanca taşımaya başlar. Büyük karantina merkezi içinde on altı bin insanı barındırır hale gelir. Ve sefalete akıl sağlığını yitirenlerin görüntüsü eklenir. Sağlık Müdürlüğünde çalışan Tadino, iki yüz elli binlik Milano nüfusunun altmış dört bine indiğini bildiriyor. Bu salgın sırasında herkes salgından ölmez. Annelerini kaybetmiş pek çok çocuk bakımsızlıktan hayatını kaybeder. Ahlak çöküşü yaşanır. Hırsızlar ellerini kollarını sallayarak kapısı açık, içinde kimseler olmayan ya da hastaların yaşadıkları evlere girerek oraları talan ediyorlardı (s;556). Astrolojiye ilgili kesim arasında ise bunun kuyruklu yıldızla ilgili olduğu söylentisi yaygınlaşır. Bir grup insan arasında ise cadılar tarafından Duamo Meydanı’ndan kaçırılan bir adamın, kendisine verilen kutudaki hastalığı kente bulaştırması karşılığında altına boğulacağı teklifini reddettiği şehir efsanesi yayılır. Bu hastalığı zehir veya merhemle bulaştırdığından şüphelenilen kişiler kent merkezine kurulan işkence aletleri ile sorgulanır ve yakılarak öldürülürler. Daha sonra bu işkence aletleri dışarı çıkma yasağına uymayanlara karşı kullanılır. Don Rodrigo’nun uşağı bütün dikkatli davranışlarına, hastadan uzak durmasına rağmen, efendisinin pantolonunu, şöyle parmak ucuyla baş aşağı edip cebindeki paraları aldıktan bir gün sonra hisseder vücudundaki titremeyi (s;568). Kentte yaşayanların üçte ikisinin öldüğü bir zamandır bu. Karantinaya alınan evlerin kapısının hasta olan ve olmayan ayrımı yapılmaksızın kimsenin dışarı çıkamaması için çakıldığı bir dönemdir. Felaketin bu denli şiddetli ve sürekli olması insanları vahşileştirmişti; her türlü acıma ve insanlık duygularını yok etmişti (s. 588). Öyle ki roman kahramanlarının kavuşup kavuşamayacağı merak konusu olmaktan çıkar bu dehşet ve kaos karşısında. Yine de bu kitabın sonunda bu konunun da cevabını veriyor yazar. İtalya’nın Lombardiya Bölgesinde seyreden salgının günümüzde yine bu bölgede daha yoğun biçimde konumlanması, Trump ve Bolsonaro gibi günümüz liderlerinin salgını hafife almaları, bilim insanları ile siyasetçilerin ters düşmesi, halkın bilime değil populizme yönlendirilmesi tarihte olayların tekrarı olarak karşımıza çıkıyor.



Bu haber 717 defa okunmuştur

:

:

:

: