Yüklü bagaj…

Normalleşmeye gidilsin derken pandemi döneminin ağır bagajı tüm dünyada hükümetlere sıkıntılı günler yaşatmaya başladı.
Normalleşmeye gidilsin derken pandemi döneminin ağır bagajı tüm dünyada hükümetlere sıkıntılı günler yaşatmaya başladı. “Teğet geçecek” ya da “bizi etkilemeyecek” gibi olumlu beklentiler ve “Bu sıkıntıyı tamamıyla atlattık, artık önümüze bakacağız” gibi söylemler morali düzeltmek, güveni artırmak için ne kadar önemli ise, gerçekten ciddiye alıp bizi atalete, hazırlıksızlığa, rehavete sürüklemesine izin vermemiz halinde de o kadar yıkıcı sonuçları olabilecek yaklaşımlardır.
Nereden bakılırsa bakılsın, dünyadaki her ekonomi bu krizden etkilenmiş, daha da etkilenecektir. Amerika Birleşik Devletleri’nin Minneapolis kentinde, polisin George Floyd isimli bir siyahiyi gözaltına alırken boğarak öldürmesi sadece o şehirde değil onlarca eyalette halk ayaklanmasına yol açtı. Siyah-beyaz ırkçı gerginliği ABD’de ülkenin geçmişinden beslenen her zaman ciddi sonuçlar doğuran açık bir yara. Sebep sadece ırkçı polis şiddeti mi olağanüstü hal ilan ettirecek, 28 yıl aradan sonra federal askeri güç kullanımını gerektirecek şiddetdeki ayaklanmaların? Tüm dünyada gerginliğe açık bir dönem yaşanıyor. Sanki bardaklar dolmuş, taşmaya bir ilave damla, ciddi veya basit bir son neden aranıyor.
Türkiye ekonomisi de ciddi yaralar aldı bu süreçte. Ülkenin tüm imkanlarının kullanılması yanı sıra, halk da “Biz bize yeteriz” çağrısıyla bu sıkıntının üstesinden gelinmesinde seferberliğe dahil edildi. Ne kadar doğru yapıldı, ne ciddi hatalar yapıldı falan gibi konular tabii ki bir gün ele alınacak, hesap verilecek. Ama bugün yaraların sarılması, olabilecek en az zararla bu global afet atlatılmaya çalışılmalıdır.
Birçok kez söyledim. Bu küresel salgın aynı zamanda mikro milliyetçiliğin kırılganlığını göstermesi gibi, ulus devletlerin yerine geçmesi için kuluçkaya yatırılan çok uluslu federasyonların etkinlik ve yeterlilik sınavında ne kadar ciddi başarısız olduklarını gösterdi. Örneğin bu günlerde muazzam bütçe ilan ederek, yardım programları, yeniden inşa ödenekleri yaratmaya çalışan Avrupa Birliği salgının ilk ve gelişme döneminde çok ciddi çuvalladığını, üyelerinin ve kurumlarının dayanışma ve birliktelik yerine ulus devlet refleksiyle hareket ettiğini gördü, yaşadı. Bunlara çözüm getirecektir elbette ancak İtalya, İspanya ve hatta Fransa bu durumun üstesinden sosyolojik olarak nasıl gelebilecekler, AB’ye ve kurumlarına nasıl güvenebileceklerdir.
Sorgulanan bir başka durum dünya ticaretindeki dolar egemenliği olmuştur. Sanal para ve Euro ya da ulusal paralarla ticaret anlaşmaları yapılması gibi alternatiflerle tahtı zaten ciddi sıkıntıya giren ABD dolarının, Amerika’nın krizi atlatabilmek için cömert banknot basması, stagflasyon tehdidi ve global alım gücü azalmasının bankacılık sisteminde yaratacağı etkilerle önümüzdeki dönemde çok daha ciddi gelişmeler yaşayacağı beklenmektedir.
“Bunlar bizi etkilemez” denilebilir elbette. Devekuşu gibi başımızı kuma gömersek belki bu duruma kendimizi de inandırabiliriz. Ancak her ne kadar globalleşme dediğimiz kapitalist sistem ciddi yara alsa da, ekonomiler o kadar bağımlı olmuş durumda ki kimse kelebek etkisi teorisini unutmamalı.
Türkiye’nin tercihi ne şekilde olursa olsun üretimi ve tüketimi artırarak ekonominin tekerleğini hızla normal hızına getirmek olacaktır. Bu maksatla gerekirse enflasyon hedefinden sapılacak, gerekirse dev projelerle ekonomiye taze para enjekte edilecektir. 1929 krizinin ABD ekonomisine en büyük katkısının iş-yoğun Hoover barajı inşaatı ve yaratılan ilave enerjinin kullanılacağı ve Las Vegas kumarhane krallığı olduğunu unutmamak gerekir. Mesele Türkiye bu bagajı taşıyabilecek kapasitede ve dayanıklılıkta olup olamayacağıdır. Belki de kesinlikle olmaz beyanlarına rağmen 2021 baharında bir baskın seçim ile karşılaşabiliriz.
KKTC’de durum ise oldukça sıkıntılıdır. Hani Covid-19 dönemindeki maaş kesintileri ve fedakarlıklardan şikayet ediliyor ya, ekonomisi, Türkiye Cumhuriyeti hibe ve kredileri yanında çok büyük oranda üniversite, turizm ve onlara bağlantılı hizmet sektörlerine bağımlı KKTC’de sorun yokmuş gibi yapılsa da çok ciddi boyutta bir kriz kapıda beklemektedir. Türkiye’den ilave sağlanan hibe ve kredi tabii ki önemli bir rahatlama getirmiştir ancak üniversiteler ciddi yara almışlardır. Hem mevcut kapasiteleri ciddi şekilde yıpranmış hem de yabancı, bu arada Türkiye’den gelen, öğrenciler geride bırakılan süreçte ciddi sıkıntı çekmişler, adadan ayrılmışlar ya da ciddi parasızlık yaşamışlardır. Tekrar KKTC’ye ve üniversitelere nasıl getirilecek bu ve yeni öğrenciler? Bulaş görülürse masraflar kendilerinden karantinaya alınırlar demek kolay ama o mantıkla üniversiteler nasıl ayağa kaldırılacaklar?
Benzer durum oteller ve gazinolar için de geçerli. Bunların devlete olan borçları, harçları ve diğer yükümlülükleri ayrı konu, açıldıkları zaman bulaş görülürse ne olacak?
Ulaşım sorunu her zamankinden daha büyük bir engel olacak önümüzdeki dönemde. Covid-19 önlemleri de dikkate alınırsa Rum kesimi üzerinden turist gelebilmesi nasıl sağlanacak. Diyelim Larnaka’dan turist geldi ama bulaşa rastlandı. Ne yapılacak?
KKTC’deki ağır bagajda bunlar yetmezmiş gibi bir de cumhurbaşkanlığı seçimi var. Ekim ayına kadar beklemek kime hizmet edecek? Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı da biliyor anayasal bir suç işleyerek koltuğu işgal ettiğini. Zor ama belki bir kez de halkın çıkarını düşünür istifa eder ve Temmuz ayında seçim yapılmasının yolunu açar. Yapar mı? Zannetmiyorum.
Bütün bunlar yetmezmiş gibi Politis’e verdiği mülakatta Akel’in Kıbrıs sorunu bürosu başkanı ve eski görüşmeci Tumazos Çelebis seçim sonrasında Kıbrıs görüşmelerinin tekrar başlayacağını ve o zamana kadar Kıbrıs Rumlarının federasyon ile ilgili strateji ve açılımlar geliştirmelerini yoksa bölünmenin kalıcı olacağını uyardı. Uzun ve enteresan bir mülakat. Bir yerinde baklayı ağzından çıkardı Çelebis. Mealen, Türkiye Crans Montana’dan bu yana devam ettirdiği yaklaşımı koruduğu takdirde federasyon çabalarından sonuç alınamamasının faturasını BM genel sekreteri Ankara’ya kesmeyecektir, ayrılığın yolu açılacaktır dedi.
Boş bir yaz geçirip, Eylülde olası bir ikinci dalgaya yakalanmadan en azından cumhurbaşkanlığı seçimini geride bırakmak akılcı olmayacak mı? Temmuz başında seçim yapılmalıdır.

Bu haber 425 defa okunmuştur

:

:

:

: