Basit yaşamak

Basit mi yaşıyoruz; yoksa her daim kendimizi karmakarışık bir dünyayla mı tanıştırıyoruz?
Basit mi yaşıyoruz; yoksa her daim kendimizi karmakarışık bir dünyayla mı tanıştırıyoruz?

Daha iyi bir günün umuduyla yaşamı her an değerli kılmak elimizde. Amerikalı romancı Walter Mosley’in sözü, bu yazının özeti niteliğinde. Şöyle demiş: “ Uyandığımız her gün, iyi bir gündür. Aldığımız her nefes, daha iyi bir günün umuduyla doludur. Ağzımızdan çıkan her sözcükse, kötü olanı iyiye dönüştürmek için eşsiz bir fırsattır.” Sadece nefes almak bile bir mucizedir aslında. Basit yaşamın içinde nefes almak, umut etmek, olumlu düşünmek, güzel sözler sarf etmek; hepsi var. Tüm bunlar için oturup hesap yapmaya gerek yok. Neden mi? Çünkü, ne kadar basitte kalırsak; o kadar daha güçleniriz. Karışık, şaşalı bir yaşamda kendimizi kaybederiz.
ESKİ DÜNYAMIZA DÖNEBİLSEK
Yeni nesil, bizden daha farklı bir ortamda doğup büyüyor. İyi mi; kötü mü tartışılır. Benim dünyamda, eskinin değeri büyük. Şu an, aklıma çocukken yeğenlerimle geçirdiğim o harika vakitler geldi. Bizim evin bahçesinde salıncak var diye tüm yeğenlerim, oyun zamanlarında bize taşınırlardı. O salıncağı, o kadar kişi kullanmıştık ki bizlere daha çok hizmet etmek istememiş gibi ömrü erken dolmuş, bizim de çok sevdiğimiz salıncağımız gerilerde kalmıştı. Salıncak keyfimizi annemin önce ıslatıp sonra da üzerine toz şeker serptiği beyaz dilimli ekmek süslüyordu. Annem, her seferinde bizler için hazırladığı bu şekerleme benzeri ekmekle gönlümüzü fethetmişti. Düşünüyorum da o ıslak, şekerli ekmek, eski dünyamızda ne kadar da önemli bir yere sahipti. Dönemin bakkaliyelerinde bile böyle tatlı, böyle güzel duygularla hazırlanmış bir şekerleme yoktu. Şimdi var mı, diye sorsam; ne dersiniz? Var mıdır?.. Bu yazıyı yazarken bile o günlere dönüyorum ve 35 – 40 senelik özlemi, yazımda konu ederek de olsa gideriyorum.
CANLI KUKLALAR
Dönem farklılığından mıdır bilmiyorum, günümüzde lüks mobilyalı, bol odalı, yarısı bile kullanılmayan koskocaman bahçeli, neredeyse olimpik havuz boyutunda havuzlu evler kullanılıyor. Tabii, böyle evlerin yüzde kaçı kullanım alanını oluşturuyor, bilinmez. Aslında, basit bir mekanizma olan bizlerin değil bu devasa evlerde; dünyamızda ne kadar yer kapladığımız düşünülürse, komik bir sonuç elde etmiş oluruz. Arabalar, ekstra arabalar, gittiğimiz restoranlarda fazla isteyip de tabaklarda bıraktıklarımız, “Keyif yapmayı seviyor, yaşamasını biliyor.” desinler diye uğradığımız mekanlar ve de içtiğimiz içkiler de cabası. Peki ya, çocuklarımızı nasıl büyütüyoruz? Daha dün, bir vesileyle şirketine gittiğim iş adamının: “Çocuklarımı tanıyamıyorum, artık. En iyi, en pahalı okula onların saygısızlıklarını görmek için mi gönderiyorum?” feryadına şahit olunca bu şaşalı, aynı zamanda da insanlığı, ilişkileri yıpratıcı karmaşık yaşamın varlığını bir daha anladım. Tüm bu abartıları yaşamak için, maddi ve manevi kendimizden veriyoruz. Daha çok çalışıp hesapta daha iyi bir yaşama tutunmaya çalışıyoruz. Taşıyamayacağımız yükü, hiç almamalıyız sırtımıza. Zaten, gerek de yok anlattığım gibi. Sade yaşa, güzel bir ömür sür. Basit yaşamanın, yaşamının sınırlarını bilmenin; belki de sınırda kalmanın o serin huzurunu hisset!


TAYLAND TEŞEKKÜRÜ
Tayland’a yaptığım bir gezi sırasında, gördüklerime ilk günler şaşırmıştım. Bir hizmet karşılığı verdiğim iki kuruşa sevinen, o anki güzel duygusunu avuç içlerine saklayıp da avuç içlerini birleştirerek ve başını karşısındaki kişiye eğerek teşekkürünü ( Namaste, Sanskritçe’de gönülden gönüle selamlama, vedalaşma veya teşekkür şeklidir. ) sunan güzel gözlü insanlar tanıdım orada. Sadece, o günün rızkını çıkarma heyecanını yaşayan, kendiyle bunun için gurur duyan küçücük, kısacık, görünüşleri itibarıyla sanki aynı fabrikadan çıkmış insanlar. Oraya bir daha gitmek umuduyla ve de basit bir yaşama açılmış kalbimin hep böyle kalması dileğiyle…
Bu haber 1607 defa okunmuştur

:

:

:

: