Bugün anonim

Bugünkü yazım, değişik konular.
Bugünkü yazım, değişik konular.
Ülkemizde o kadar ele alınacak konu var ki.
Tümünü ele almak imkansız.
Sadece bana göre önemli olanları, bugün bu köşeye almaya karar verdim.
Bugün malum Cumhuriyet Meclisimiz toplanacak.
Üçüncü oylaması bugüne kalan Anayasa değişikliği yasa tasarısının oylanması beklenmektedir. Sayı 34 olmalı. 2/3 çoğunlukla Anayasa değişiklikleri halk oyuna getirilebilir. Onun için rakamın 34 olması gerek.
Yani, 34 oy yasa tasarısının geçmesi için şart.
Bu oy nispeti bulunur.
Malum değişiklikle, Yüksek Mahkeme Yargıçlarının sayısı artırılıyor. Gerekçe : Yargının işleyişindeki aksaklıkların giderilmesi olarak açıklandı.
1 Başkan ve 7 Yargıçtan oluşan YM. Yargıç sayısı 1 Başkan en az 7 ve en çok da 16 Yargıçtan oluşacak.
Yargıç sayısını artırarak yargının işleyişindeki aksaklıkların giderilmesi olarak gösterilen gerekçede. YM‘nin yargıç sayısının 16 ‘ya yükseltilmesi. Yargı çarkının dönme devrini ne kadar hızlandıracak?
9 YM’ Yargıcını sisteme dahil ederek, belki durma noktasına gelen çarkı biraz daha hızlandırabilirler. Fakat çarkın dönmesinin rölantiye bile gelemeyeceğini. Halk tarafından onaylandıktan sonra görebileceğiz.
Çünkü yargının sorunlarını, salt Yargıç eksikliğine bağlayarak çözüm aramak. Yargının sorunlarının ne olduğunu bilmemek veya zevahiri kurtarmak demektir.
KKTC’nin coğrafyasına bir bakın.
Yeşilırmak’tan Dipkarpaz’a kadar en çok 3-4 saatte gidersiniz. Sonra kara biter.
“ Eti ne, budu ne” bir kara parçası.
Mart ayından beri, bu coğrafyada bulunamayıp tebligat yapılamayan bir işlem. Yargıç sayısının artışı ile giderilebilecek mi ?
Yine, İcra olaylarındaki aksaklıklar.
Bina sorunları. Personel eksikliği. V.S.
9 Yargıcın gelmesi ile bunlar bir kalemde rayına oturacak mı ?
Yargının sorunları, ciddi olarak ele alınacak bir yargı reformu ile ancak hallolabilir. Bu da çok geniş bir çalıştayla ve konsensusla mümkündür.
Yoksa, Yargıç sayısını 9 daha artırarak bu sorunlardan kurtulmak mümkün değildir.
Başlığımın adı Anonim. Şimdi yine her iki ada halkını ilgilendiren bir konuya değineceğim.
Pandomi.
Geçen yazımda ayrıntılı olarak değinmiştim. Dünya virüsle mücadeleyi ancak ekonomik faaliyetlerini canlandırarak baş edebilir.
Bizim yöneticilerimiz de ister istemez bu akıma uyarak. 1Temmuzdan itibaren bu modaya ayak uydurmak mecburiyetinde kaldılar.
Güney buna çok önceleri başladı.
Tamamı ile izole olmakla da bu illetle mücadele mümkün olmaz. Çünkü maddi gereksinime ihtiyaç vardır. Yani paraya.
Birçok tıp uzmanı, bunun için, virüsü bir yaşam biçimi kabul edip yaşayışınıza devam edin, yollu açıklamalarda bulunuyor.
Tıp, bunun daha tam anlamı ile çaresini bulamadı.
Çareler virüsün seyrine göre üretilmeye çalışılmaktadır. Bu tüm dünyada uygulanan yöntem. Bizde de buna uyularak çareler üretilmektedir.
Hükümete, en büyük eleştiri. Pandemi hastanesi ile ilgili olarak yapılıyor.
Aslında Pandemi hastaneleri her ülkenin belli başlı yerlerinde hazır olarak bulundurulmalıdır.
Bu yılların getirdiği bir eksiklik.
Bu eksiklik bu Hükümet döneminde varlığını iyice hissettirdi.
Tabii eskilerin deyişi ile.
“ Can tatlıdır.”
Fakat Sezar’ın hakkını Sezar’a vermek gerekmez mi ?
Bu Hükümet, bir önceki Hükümetten ne miras buldu ki bu hastaneyi bir an evvel yapıp devreye soksun.
Son ekonomik protokolden önce, ekonomiyi göz önüne getirirsek. Ne demek istediğimi herkes anlayacaktır.
Virüs geçmişteki diğer bulaşıcı hastalıklardan çok değişik bir yapıya sahip.
Şimdilik, kişisel korunma en iyi tedbir olarak görülüyor.
Pandemi hastanelerinin, virüse karşı yaptığı belli başlı işlev. Hastalığın yayılmasını önlemekten ibaret.
Çağdaş demokrasilerin bir vazgeçilmezi de düşünce özgürlüğüdür. Muhakkak herkes düşüncesini serbestçe açıklamalı. Muhalefetini yapmalı. Tenkit etmelidir.
Bunlar yapılırken de yine çağdaş demokrasinin diğer bir gereği olarak. Alternatif fikirlerin açıklanması, söylenmesidir.
Sadece muhalefet ve tenkit. İyi niyetin değil.
Kötü niyetin bir tezahürü olsa gerek.
Anonim dedim, ancak iki konuya değinebildim.


Bu haber 1452 defa okunmuştur

:

:

:

: