Bu dünyaya niye geldin?

Şehirlerarası bir yolda seyrediyoruz şimdi.
Şehirlerarası bir yolda seyrediyoruz şimdi. Direksiyonda eşim. Arkada kızlarım. Şamata kıyamet arası birşey var. Ben pek oralı olmamaya çalışarak, yarın gazetede çıkması planlanan yazım için aklımdakileri not ediyorum. Bütün hafta yazmak için fırsat kollayıp, o fırsatı yakaladığım anda ise yorgun bedenimi istirahate çektim. 7/24 çalışan olunca bulduğunuz ½ saatlik aralarda sıraya koyduklarınızın düzeni pek önem arz etmiyor. Esasen o an tek istediğiniz biraz kestirmek oluyor.


Çocuksuz yıllarımda geçmeyen zamanların aksine, şimdi nasıl geçtiğini anlamadığım haftalar adeta birbirini kovalıyor. Önceliğim hep çocuklarım. Yemek, uyku, banyo ve aklınıza gelebilecek her şeyde öncelik hep kızlarımın. Hal böyle olunca “Bu dünyaya niye geldim” sorusunun cevabı da başka türlü şekilleniyor kafamda.


Bu soruyu üniversitede okurken bir eğitimci-yaşam koçundan işitmiştim. Çoğumuzun merak ettiği fakat sesli soramadığı “Ben bu dünyaya neden geldim?” sorusu işte o zaman ete kemiğe bürünmüştü. Canlı kanlı karşımda duran bu soru benden bir cevap bekliyordu. Bana öğretilenlerden, okuduklarımdan ve anladıklarımdan yola çıkarak bir cevaba vardım. “Ben bu dünyaya, hayatımın sağlamasını yapmaya geldim” dedim...


Reenkarnasyondan bahsetmiyorum. Christopher Nolan imzalı eşsiz bir film olan “İnterstellar” izleyenler daha rahat kavrayabilir biraz sonra anlatacaklarımı. Kastettiğim elest bezminde var olmuş ruhlarımızın, şu an ete kemiğe bürünüp dünyada var oluşu arasındaki zaman çarprazlaması. İki tarafta da varsın! Zaman senin düşündüğün gibi akmıyor. Benim inancım bu. Gerçek hayat bence ilk var olduğum yer; bezm-i elest. Yüce yaratıcının, ne yapacağımızı, neye inanıp, nasıl yaşayacağımızı harfiyen bileceğine biad ediyoruz. Adaletinden sual olunmayan rabbimin; ‘yaşa ve kendin kendine tanık ol, yapacaklarının sağlaması senin hayatında saklı’ demesi değil de nedir dünyaya doğmak? derdim kendi kendime.


Daha basit bir örnekle anlatayım. Hani size öğretilen çarpma tablosundan yola çıkarak bi hesap yaparsınız fakat yanlış sonuca varırsınız ya. Dönüp öğretmeninize “yanlışım nerede?” dersiniz. Öğretmen bilir hatanızı ama ‘en baştan bir kez daha çöz yavrum’ der, heh tam da öyle işte. Sevabımız günahımız ne ise kendimiz yaşayarak görebilmemiz için var olduk bu dünyada diyordum.


Meğer cevap bu kadar basit değilmiş. İnsan sadece ne hatası, ne sevabı var kendi gözüyle görmeye gelmezmiş. Çocuklarım olunca “Ben bu dünyaya neden geldim?” sorusunun cevabı da az evvel bahsettiğim üzere farklı şekillendi. İnsan bu dünyaya “Bildiklerini bildirmeye de gelirmiş”. Meğer ben kendim için bir ispatı yaşarken, benden çoğalanlar için ise bildiğim kadarıyla bildirenmişim. Meğer burada bulunma gayem öyle anladığım kadar basit değil, yolum başka birinin yolu için köprüymüş.


Bu haber 1570 defa okunmuştur

:

:

:

: