Kızıl Veba

JackLondon’ ın Kızıl Veba (1912) isimli bilim kurgu eseri, pandemiyi anlatıyor. London (1876-1916), ölümünden dört yıl önce ya da İspanyol Gribi Pandemisi’nden altı yıl önce yazıyor romanını. Romanının konusu 2013 yılında başlayan pandeminin anlatımıyla gerçekleşiyor. Kitap Yalçın Yayınları’ndan Eray Canberk çevirisiyle basılıyor.
JackLondon’ ın Kızıl Veba (1912) isimli bilim kurgu eseri, pandemiyi anlatıyor. London (1876-1916), ölümünden dört yıl önce ya da İspanyol Gribi Pandemisi’nden altı yıl önce yazıyor romanını. Romanının konusu 2013 yılında başlayan pandeminin anlatımıyla gerçekleşiyor. Kitap Yalçın Yayınları’ndan Eray Canberk çevirisiyle basılıyor.

Jack London zamanından yüz yıl sonrasına, pandeminin başladığı dönem ait kurgusunda, İki bin on yılındaki nüfus sayımında dünyadaki insanların sekiz milyar olduğu saptanmıştı (s;22), şeklinde günümüz gerçeğine çok yakın veriler de veriyor;
İhtiyar bir dedenin torunu ve torununun arkadaşlarına anlattığı altmış yıl öncesine ilişkin hikâye romanın kurgusunu oluşturuyor. Kızıl Veba, medeniyeti dünya üzerinden silip süpürüyor ve üzerinden altmış yıl geçiyor, hayatta kalmayı başaran az sayıda insandan biri anlatıcı. Vahşi yaşamın ortasında, kabileler halinde kendi medeniyetlerini ve toplumsal sınıflarını oluşturuyor. Anlatıcı dedenin söyledikleri torun ve arkadaşları için inanılması güç şeyler. Dede ile torununun arasında eğitim farkından kaynaklanan dili kullanma özelliği hemen dikkati çekiyor. Torun kısa cümleler ve kısıtlı sözcüklerle konuşuyor ve sayıları bilmiyor. Yitip giden eski dünyanın sırlarını hatırlayan, İngiliz Edebiyatı Profesörü James Howard geri dönüşlerle torun ve torununun arkadaşlarına hem eğitim vermiş oluyor hem de okuyucuya o zamana ait bilgileri serimliyor.
Hastalığın ilk ortaya çıktığı, ilk ölümlerin olduğu dönemde Sanfransisco ve Newyork’ta ölümlerin tek tük olması nedeniyle önemsenmediğini ve kamuoyundan saklandığını anlatıyor. Ve bu arada Londra’da iki haftadır bu hastalıkla büyük bir gizlilik içinde baş edilmeye çalışıldığı haberi geliyor( s;32). Haberlerin sansürlenmesi önlem alınmasını engelliyor. Kızıl Vebayı incelemeye koyulan bakteriyologlar bir bir hayatlarını kaybediyorlar (s;34).
Profesör Howard hastalığın kendisine bulaşıp bulaşmadığından emin olmadığı için evde kendini karantinaya alıyor. Haberleri telefon ve gazetelerden takip ediyor başlangıçta. Daha sonra haber kaynakları kesiliyor. Çok sayıda ani ölümlerin olduğu zamanı anlatan dede konuşmasına devam ediyor;
Ertesi günün gecesinde büyük bir panikle kırlara göç başladı. Düşünün çocuklar kimi zaman Sacramento Irmağının kıyısında som balıklarının sürüler halinde geçtiğini görüyorsunuz ya, işte insanlar onlardan kalabalık sürüler halinde kentlerden çılgın gibi kaçıyorlardı. Tabii çoğuna hastalık bulaşmıştı. Yani çoğu ölümden kurtulmak için boşuna çabalıyorlardı. Demin size tohum dediğim göze görünmez nesneleri de kırlara taşıyorlardı. Hatta özel uçaklarıyla, dağlara, yaylalara, ovalara doğru kaçmakta olan zenginler bile mikrobu gittikleri yerlere götürüyorlardı(s;41).
Dede konuşmasına kentte ayaklanma olduğunu, dükkanların yağmalandığını ekleyerek devam ediyor. Sonunda medeniyetin yok olduğunu çok az sayıda insan kaldıklarını belirtiyor. Romanın kahramanı tesadüf eseri hastalığa yakalanmıyor. Bağışıklığı olduğunu düşünüyor.
Yeni ve ilkel bir düzene geçiliyor kısa sürede. Kadınlar bu süreçte zarar görüyorlar. Kaba kuvvet üzerlerinde egemen güç oluyor. Evrensel değerlerin kalmadığı ve sadece avcılık, karın doyurma, hayatta kalma çabası ile gelişmiş yeni düzende kadına karşı şiddet ve baskı unsurları söz konusu oluyor, öldürülüyorlar.
Evcil hayvanlar vahşileşiyor, insanlara zarar vermeye başlıyorlar. İnsanlar da bir birlerine karşı vahşileşiyorlar.
Konusu Amerika’da geçen London’ın kurgusu; Trump ve Bolsonaro gibi önlem almakta yavaş davranan dünya liderlerine gerekli önlemler alınmadığı takdirde, toplumsal olaylar ve uygarlığın nereye gidebileceği konusunda görüş veriyor.

Bu haber 291 defa okunmuştur

:

:

:

: