Her insan bir yaşam

Mesleğimiz mi bizi biz yapar; yoksa biz mi mesleğimize can veririz? Bir meslekte son nokta olmak ne demektir?
Mesleğimiz mi bizi biz yapar; yoksa biz mi mesleğimize can veririz? Bir meslekte son nokta olmak ne demektir?
Dünyamızda o kadar çeşit meslek var ki ne olacağımıza bile karar vermeye gerek yok bence. Kendimizi geliştirdiğimiz alanda alıp gidiyoruz yaşamın içinde mesleğimizi ya da mesleğimizin içindeki yaşamımızı. Bazen de ata mesleği vardır, zaten. Kaçamayız bu meslek kaderinden ya da kaçmak isteriz de zor gelir kurulu düzenin üzerine başka bir düzen kurmak. Eğer bir şekilde kaçamıyorsak da olanın yanında kendi ilgilerimizi ekleyebiliriz meslek hayatımıza. Örneğin ben… Baba mesleği Öğretmenlikten hep kaçmışımdır. Farklı işler yaptım, Bankacılık bile, farklı ülkelere gittim, istifalar yazdım. Şu an on dokuz senelik bir öğretmenim ve bu mesleğe kendimden bir şeyler katarak, hobilerimi işime, öğrencilerime katkısı olacak şekilde yaşama geçirerek mutlu bir meslek yaşamı sürdürüyorum. Mesleğime duyduğum saygımdan olsa gerek her gün yeni bir şeyler öğreniyorum ve başkalarına da bunları öğretmeye çalışıyorum. Mesleğim, beni ben yapmadı hiçbir zaman. Ben, mesleğime sahip çıkarak, öğrencilerime ve çevreme katkı koymak amaçlı çalışarak ve de kendi özel ilgi alanlarımda olan çalışmalarıma mesleğim içerisinde can vererek kendimi yarattım. Kendimi, yenilikçi, çağdaş, birey odaklı eğitim, öğretim yapan bir öğretmen durumuna getirdim.
BEDELİ ÖDENMİŞ YAŞAMLAR
Geçtiğim hafta, bu yazıma ilham kaynağı olan ve mesleğine ruhunu katarak yaptığı işi sırf o yapıyor diye farklı gördüğüm birisiyle tanıştım. Muzaffer Tire. Lefkoşa Organize Sanayi Bölgesi’nde iş yeri sahibi. Otomotiv sektöründe kırk dört yıllık bir geçmiş. Az değil. Bu sektörle uğraşısı, benimle aynı yaşta. Onu tavsiye ettiklerinde onun mesleğindeki başarısından bahsetmişlerdi. Fakat, oraya gittiğimde farklı, her zaman rastlanmayan bir gülümsemeyle karşılaştım. Ben, telaş ettikçe o sessiz, sakin, kendinden emin, hafiften de yaşamla dalga geçiyor gibiydi. Kurduğu iş yerini, kendi düşüncem, aile şirketi haline getirdiği belli. Öyle bir şirket ki bu, tamamen güvene dayalı. Muhasebesini bile en büyük kızı sevgili Özlem tutuyor. Özlem, ne derse o oluyor, maddi konularda. Dört çocuğunun, iki damadının, bir gelininin, iki torununun geleceğini güvence altına almak isterken hepsini her an görmek, onlarla farklı yaşamlarda da olsa ortak bir noktada buluşmak istediği de apaçık hissediliyor.
SON NOKTA OLABİLMEK
Muzaffer abime uzaktan da baksam; yakından da baksam aynı kişiyi görüyorum. Kısacası o, karanlıkta da aydınlıkta da aynı. Çünkü o, sadece kendine hesap veriyor. Özel yaşamında ve iş yaşamında yaptıklarıyla kimseye borcu yok. Kimseyi ne olursa olsun kandırmıyor. Çünkü, hesapsızca, karşılık beklemeden, herkeste göremediğimiz o müthiş gülümsemesiyle atıyor kendini yaşamın ve insanların içine. Hissiyatında olduğu gibi mesleğinde de açık yürekliliğiyle tanıtmış kendini. Ona: “Abi, bu meslekte kendini nasıl görüyorsun?” diye sorduğumda: “Oto klimasında son nokta olduğumu düşünüyorum. Çözülemeyen tüm arızaları, çözüyorum. Herkes, klima gazlayabilir; fakat ben, bunu yapmıyorum.” deyip beynimin içindeki sorulara da bu sözleriyle cevap vermişti. Son nokta olmak, bu sonsuzluk içerisinde çok büyük bir kısıtlamayla birlikte yapılan işin kalitesini de göstermekte. Bu dünyada var olduğumuz sürece önce kendimize; sonra da yaptıklarımıza sahip çıkalım. Bilelim ki bu yaşamda ne yaparsak kendimizi oluştururuz. Mesleğimizi de meslek durumuna getiren, o mesleğe saygınlık yükleyen yine bizim başarılarımızdır. Mesleği meslek yapan da bizleriz; o mesleği yok eden, değersiz, olsa da olur olmasa da olur hale getiren de biziz. Senelerce çalışıp da meslek bilgisinde bire bin katarsak; güvenle birlikte kendimize son nokta diyebiliriz. Ne yaparsak yapalım, sevgiyle, kendimize duyduğumuz güven ve saygınlıkla yapalım. Duygu yüklenen her işin insanlığın yararına, gelişimine, rahatlığına doğru aktığını hatırlayalım.
Bu haber 1064 defa okunmuştur

:

:

:

: