Geleceğinizi kim tasarlayacak?

Ekonomi dış kaynaklı borç ve bağışlar ile gerçekleştirilirse Maliye Bakanlığı ancak defterdarlık olur.
Ekonomi dış kaynaklı borç ve bağışlar ile gerçekleştirilirse Maliye Bakanlığı ancak defterdarlık olur.

Dış Politika ve ilişkiler dıştan yönetilirse Dışişleri Bakanlığı anca konsolosluk olur.
Turizmi Casino’lardan şekillendirilirse, olsa olsa sonucu kumar gibi belirsiz olur ve sadece kasa kazanır.

Enerji demek KIBTEK e ihale demekse elektrik çarpması olur.

Sanayi de hedef etkin yerli üretim, ticaret ve hizmetlerde hedef yerel işlemler değilse ülkedeki bu sektörler alt bayiden öte gidemez.

Polis’i, Merkez Bankası’nı, Din İşlerini, Vakıfları, Yüksek Öğrenimi, eğitim program ve müfredatını, Sivil Savunmayı belki de Kıbrıs’a ömürlerinde ilk defa çalışmaya gelenler yönetirse, vatandaş bu kurumlara ne kadar saygı duyabilir?

Katılamadığımız uluslararası spor yarışlarına sporcu yetişmeyeceği gibi aynen bu yabancılar tarafından yönetilen kurumlara da yerli yönetici hiçbir zaman hazırlanamayacak. Ne gariptir ki ortağı olarak başladığımız Kıbrıs Cumhuriyeti makamlarının en üst görevlerinde mutlaka Kıbrıslıtürkler var iken bugün birçok kurumun zirvesi bize kapalı. (Bknz. Kıbrıs Cumhuriyeti toplumlararası görev paylaşımları, https://www.mahkemeler.net/cgi-bin/anayasa.aspx )

YÖNETMEZSEN KADRO DA YETİŞTİREMEZSİN

Dünya bankalarına her seviyede yönetici, küresel enerji şirketlerinde CEO, başka ülke bakanlıklarında bakan yardımcısı veya müsteşar seviyesinde eğitim programcıları, şehir plancıları, kalkınma uzmanları, sosyologlar, ekonomistler ve her tür bilim insanı verebilen Kıbrıslıtürkler, kendi yasaları ile ülkelerinde ambargolu.
Hade canım sende, bu iktidarların artık nesini sevsin insanlarımız.

Varsa yoksa biat etme. Üstelik yaşam seviyesi, gelirlerin satın alma gücü, sosyal yaşam kalitesi giderek yerlerde sürünürken.

Kurumlarımızın ardından şimdi siyaset de, partiler de bu dıştan yönetime tavla teslim.

Akıl hocaları, mentörleri dıştan.
Sosyologları, anketçileri ithal.
Seçeni de, seçileni de dıştan.

Bu duruma her nasıl gelinmişse, hangi amaç ve niyetle buna müsaade edilmişse edilsin bugün Kıbrıslıtürkler hiç de iyi bir durumda değiller.

Avrupa Birliği ile olan ilişkilerini bile AB ye artık hiç inanmayan Türkiye İktidarının ya da onların eksenindeki yerli, yerleşik siyasilere havale ettiler.

YARININIZ NASIL OLACAK

Özünde Avrupa ve Dünya İnsanlık Değerleri olan Kıbrıslıtürkler giderek kendilerini bilimin temel olmadığı ve din ve milliyetçilik esaslı bir manevi kavramlar sarmalı içinde nefessiz olarak bulmaktadırlar.

Kıbrıs adasında varlığını ve kendini yönetme hükümranlığını, 1878 den beri içteki ve dıştaki tüm engellere rağmen korumayı başaran ve Osmanlı’nın terk ettiği tüm Türk toplulukları içinde, ülkesinde devlet ortağı olmayı başaran tek halk olarak bugün nasıl da yitirmekte tüm özyönetim gücünü.

Kıbrıslıtürkler bir an önce geleceklerini kendileri tasarlamaya başlamalı.
Türkiye’nin hem sürekli değişen hükümetleri hem de dış politikaları Kıbrıs konusunda KKTC’deki iradeyi sonuna kadar desteklemeli.

Hem dost, kardeş, soydaş ülke olmanın hem demokrasinin hem de dış politikanın temelleri bunu emreder.

Bugüne kadar izlenen Ankara politikalarını sorgulamadan desteklemek hiç de iç acıcı sonuçlar vermiş değil.

Ne protokoller, ne de milli politikalar KKTC’de ekonomi, sosyal yaşam, hane gelir seviyelerinde iyileşme göstermezken her seviyeye ciddi sorun yumakları eklenmiştir.
ÇIKIŞ YOLU VARDIR

Kıbrıslıtürkler karar verir, Ankara kayıtsız destekler modelinde Kıbrıs’taki siyasi iktidarlar her tür sorumlulukları yüklenecekleri için artık kolay bahaneler ile Türkiye’yi suçlayamayacaklar.

Diğer taraftan da TC hükümetleri Kuzey Kıbrıs’taki kargaşanın sorumlusu olma ithamlarından da kurtulmuş olacaklar.

İster ekonomide olsun, ister Güney Kıbrıs, AB ve diğer konularda olsun Kıbrıslı Türklerin seçecekleri kendi kararları tek geçerli politikalara dönüşmeli ve Ankara bu politikalara tam destek vermeli.
Bu olgu hem KKTC hem de TC için çok daha iyi bir gelecek demektir.

Amaçları Kuzey Kıbrıs’a ve burada yaşayan tüm insanlara hizmet olan her siyasi parti, her meslek örgütü, her sivil toplum örgütü TC hükümetlerinden ısrar ile bu en temel ikili ilişki modeline geçilmesini istemeli. Aynı şekilde Türkiye’de iktidar olan veya olmayan tüm diğer siyasi partilerle, STÖ’ler ile de bu modelin nemi paylaşılmalı.

Yukardaki değerlendirmeye inanan birçok Kıbrıs ve Türkiye kişi ve kurumları
üzerlerindeki sessizlik örtüsünü kaldırmanın zamanını beklerler.

Küstahlık, saldırganlık, adale gösterme, baskı uygulama, karalama ve benzeri modellerinin giderek siyasette de yaygınlaşması birçok düşünce ve fikrin ifade edilmesine ağır engeller koyduğu için, sessizlik örtüsünü kaldırma günü beklemekle gelmeyebilir.

ATILACAK HER DOĞRU ADIM O GÜNÜN GELMESİNE İVME KAZANDIRACAKTIR.




Bu haber 32769 defa okunmuştur

:

:

:

: