Serin bir sabaha uyanmak

Aylardan sonra ilk kez Beşparmak dağlarından kendini aşağı bırakmış, etekleri uçuşan sabah yeli, alev ağacının yapraklarında dans ediyor.
Aylardan sonra ilk kez Beşparmak dağlarından kendini aşağı bırakmış, etekleri uçuşan sabah yeli, alev ağacının yapraklarında dans ediyor.
Hafif...
Çok hafif bir dokunuşla...

Sonra gelip yanağımı okşuyor...
Daha iyi hissetmek için gözlerimi kapatıyorum.
Öyle güzel ki!

Güneş durur mu?
O da yüzümde gezinmeye başlıyor... Bence ikisi de şakalaşmayı seviyor.

Derken yuvasındaki guguk kuşu
“ guguk! guguk! “ diye katılıyor bu gösteriye...

Yakında onların dilini çözebilirim.
Bu yıl sayıları çoğaldı.
Onlar çoğalırken kargalar azaldı sanki...

Masmavi gökyüzü, ellerinizi Yaradana açıp şükretmeye çağırıyor...

Şükürler olsun...
Bir gün daha armağan edildi bana...
Sizlere...
Onlara...

İyilikler, güzellikler ve sevgiyle doldurmak adına...

Haydi iş başına...

Akşam başımızı yastığa huzurla bırakmak adına
GÜZELLİKLERE İMZAMIZI
atar mıyız hep birlikte?

İnsanca...
Elele vererek...
Sevgiyle...
Dostlukla...

Yeni güne GÜNAYDINLARLA...


GÜNAYDIN

duy!
sabahın sabahlığı
çiçeklerle bezeli...

burnuma bir öpücük kondurmalısın
öten guguk kuşuna nispet...

kirpiklerini aralayıp
bana bakmalısın...

fokurdayan çaydanlık
güne davet etmeli bizi...

uyku kokulu tenine
gömüp yüzümü
kollarının açmazında
düşlere dalmalıyım yeniden...

Ayşe TURAL

GÜNÜNÜZÜ GÜZELE BOYAYIN

Günaydınla başlayıp söze güzel şeyler düşünün önce...
Aynaya bakıp kendinizi güzelleştirin... Saçınızı farklı tarayın mesela...

Hiç giymediğiniz bir elbise seçin, neşeli olsun...
Gülümsetsin sizi...
Etrafınıza sevgiyle bakın...

Kimlerin yüreğine dokunabilirsiniz?
Kimlere küçük yardımlarda bulunabilirsiniz?

Sizin için külfet sayılmayan ama başkasının hayatında önemli olacak maddi manevi desteklerde bulunun...

Kendinize kocaman AFERİNleriniz olsun...

İnsan olmanın ONURUYLA
gününüzü güzele boyayın...

YAŞAM BAZEN

' DÜŞÜNME sakın...
gönlünce YAŞA
kendini
ZAMANIN AKIŞINA bırak...' diyor.

Ben uslu kızım sözünü dinliyorum...

Ayşe TURAL


YÜREĞİNİN KARASI

17 Ağustos 1997 tarihinde Kıbrıs Gazetesinde yayınlanan, daha sonra da 1997 yılında ' Biraz Mutluluk Alır mısınız?' İsimli köşe yazılarımı derlediğim kitabımın 29. sayfasında yer alan yazımın adı HIRS...

' Nefret, kin, hırs... Bu sözcükleri hiç sevmiyorum. Yaz ortasında kışı hatırlatıyorlar. Üşüyorum... ' diye yazmışım. Bugün de düşüncelerim aynı... Değişen bir şey yok...

Sadece böyle insanların ' Daha... daha... daha.... ' larından bıkmış durumdayım.

Bu tiplerin oturmamış karakterler ve kişilikler olduğunu düşünüyorum. Bir de toplumda gitgide arttıklarını...

Böyle kişilerin yansımaları da doğal olarak KİN, NEFRET ve HIRS oluyor elbette... Hırslara ve kine TUTSAK yaşamak ne denli zordur kim bilir?

Kendilerini bu kötü duygulara kaptırıp çevrelerindekileri mutsuz, huzursuz ve rahatsız ettikçe kendi EGOLARINI şişirdiklerini düşünüyorum. Hatta yaptıkları kötülük ve haksızlıklardan elde ettikleri anlaşılmaz enerji ile yaşadıklarını da...

Bu noktada da ister istemez İNSAN OLMA işinin ne kadar zor olduğunu düşünmeden edemiyorum.

Yıllarca öğrencilerime, kötü olmanın çok basit ve kolay olduğunu; İYİ OLABİLMENİN ise ne kadar zor olduğunu hiç bıkmadan anlattım.

Rahmetli büyükannem böyleleri için ' Yüreğinin karası yüzüne vurmuş.. ' derdi.

Bugün de aynı düşüncedeyim zaten.

Toplumlar istenilen seviyeye gelemiyorsa, yasa ve kuralların yeterince uygulanmayışındandır. Birilerinin kişisel çıkarlarını, toplum çıkarlarının önünde bayrak gibi sallamaları, başkalarını hiçe saymaları büyük KAOSLAR yaratır.

Dilerim çok geç olmadan UYANIRIZ ve UYANDIRILIRIZ...

KENDİ OLMAK

bugün
kendim için
kendim olacağım
buna cesaretim var...

içinizde kaç kişi
kendi gibi
KENDİ olabilir acaba?

Ayşe TURAL


VEDALAR CAN YAKAR...
⁃ SUZİN TOPAL'a -

Yaşama sevinciyle dolu aydınlık yüzü, içten gülüşleri gözünüzün önündeyse,
kapıyı açtığında sevinçle adınızı haykıransa,
sıcacık kucaklayıp sarılansa eğer...

Gittiğine inanmak istemezsiniz...
İçiniz bir türlü kabul etmez...
Kapısına kadar gider dönersiniz her defasında...
Gözyaşlarıyla ıslanırken yüzünüz, bahçe kapısını açıp kapısını çalamazsınız...
Açana ne söylenir ki!
Nasıl BAŞSAĞLIĞI dilersiniz ki!

Uzaklardayken veda etmişse yaşama,
hala orada olduğunu düşünmek bile kapısını çalmaktan daha kolay gelir size...
Elinize aldığınız telefona basmak bile işkencedir, vazgeçmek daha kolay gelir...

Ne çok anı kalmıştır geriye neredeyse 30 yıllık arkadaşlıktan...

Ne çok şey paylaşmışız seninle...
Ne çok şeye gülmüşüz, ne çok şeye birlikte gözyaşı dökmüşüz...

Kaç yıllık olduğunu unuttuğum ne çok şey var senden kalan...

Bu su yeşili cam BALERİN onun mağazasındandır.
Bu melek figürlü ŞAMDAN da ondan.
Evde birbirinin eşi camlı şirin dolaplar,
içine antika fincanlar doldurduğum...

Bir konserde giydiğim kadife, gece mavisi tuvalet de...
Londra'dan hediye getirdiğin fırfırlı siyah beyaz buluzum...
Taşlarla süslü yeşil elbisem...
Daha niceleri...

Evinin her köşesinde, marifetli ellerinin değdiği her yeri bilirken, gidip nasıl otururum o koltuklarda...

Az sonra elinde tepsiyle mutfak kapısından çıkıp geliverecekmiş gibi...

' Haydi yemek hazır! ' diyen neşeli sesini duyuverecekmişim gibi...

Bir yerlerden çıkıp arkamdan dolanıp ansızın gözlerimi kapatıverecekmişsin gibi...

Bağışla beni arkadaşım...
BAĞIŞLA BENİ...
SUZİN TOPAL..

Aylar geçtiği halde, hala, / ne çocuklarına ne eşine /ailenden kimseye BAŞSAĞLIĞI dileyemediğim için...
SENİ NE KADAR ÇOK SEVDİĞİMİ bilirler onlar...
En çok da SEN BİLİRSİN...

YILDIZLAR yoldaşındır bilirim...
MELEKLER arkadaşın...
HUZURLA UYU Suzinciğim....


MİNİK KUŞ

sen de annenin
minik kuşusun
tıpkı benim gibi...

peki kafesteki kanaryamın
annesi nerde?

kafesinden salıversem, diyorum
acaba annesini bulur mu?

adresi bizde yok ama...

Ayşe TURAL

FARKINDA MIYIZ?
YALNIZLAŞTIRILIYORUZ...

Yalnızlık konusunda her zaman ikili düşünmüşümdür.
Yalnız bırakılmak...
Yalnızlığı seçmek...

İlki, insanı derinden yaralar. Sizin istemediğiniz, başkası ya da başkaları tarafından yalnızlığa mahkum edilmenizdir. Eşinizi kaybedersiniz. Eşinizden ayrılırsınız. Her ikisindeki duygular da çeşitli nedenlerle farklı duygulara taşır sizi... Sevdiğinizi kaybetmek başkadır, eski sevginizin kaybedilmesi başka... Sonuçta sevginizin azlığı ya da çokluğudur sizi rahatlatan ya da üzen...

Biz sanatçılar, ressamlar, heykeltraşlar, yazarlar genelde yalnızlığı severiz. İç sesimize kulak vermenin en kolay ve doğru yoludur bu... Galiba biraz da yaratmanın gereğidir de.

Kendi adıma, kendimin seçtiği yalnızlıkları çoooook severim. Bayılırım hatta... Yazarken yalnızlık isterim de yazacaklarımı toplarken de KALABALIKLARDAN hoşlanırım. Özellikle yazanlar, insandan beslenir çünkü...

Gördüğünüz, konuştuğunuz, karşılaştığınız her insan biraz gizemdir, biraz malzemedir sizin için...
Bakışı, duruşu, anlattıkları...
Mimikleri, olaylara bakış açısı, duygu ve düşünceleri...

Ne kadar çok insan tanırsanız, dağarcığınız o kadar zenginleşir...
Hayata bakış açınız genişler...

İyi de bir sürü yasaklar geldikçe ister istemez kabuğumuza çekiliyoruz; hepsi de SAĞLIK adına...

İşte bu YALNIZLAŞTIRILMAK oluyor. Sizce de öyle değil mi?

Bu haber 1879 defa okunmuştur

:

:

:

: