Verelim mi bir Maraş?

Şöyle bembeyaz, kıvamlı, saatlerce yoğrulmuş, dövülmüş, saleple ham hasıl olmuş süt, şeker, vanilya. Usulünce soğutulmuş…
Şöyle bembeyaz, kıvamlı, saatlerce yoğrulmuş, dövülmüş, saleple ham hasıl olmuş süt, şeker, vanilya. Usulünce soğutulmuş…
Bir yanda Covid-19 bulaş derdi, bir yanda diyabet. Yaz sıcakları devam ediyor, benim hararetim de. Dedi ya uzmanlar bu meret virüs haftalar, aylar ve hatta beli yıllarca soğuk ortamlarda yaşayabilir diye, dondurmaya yasağın altı çizildi bizim evde. “Yasak.”
Allah uzun ömür versin Metin Akpınar ile nurlarda uyusun Zeki Alasya’nın “Yasaklar” oyunundaki gibi bir şey bu yasak mevhumu. Hani “Yasaklar” oyununda deniz kenarında şortla gezmenin yasak olması gibi bir şey.
Sıcak felaket. Evde hapis. Şaka falan değil, kaçımız oturdu bu kadar evde. Eşim şaşıyor. “Demek ki evde oturulabiliyormuş. Ne idi o yıllarca her ay üç-beş dış seyahat, üç-beş iç seyahat? Bak, oturunca oluyormuş? Ne güzel e-toplantılar da yapılabilirmiş…”
Doğru. Bana geçen yıl hayatımıza “zoom” ve benzeri programlar girecek, günümüzü “Skype”, “Facetime” ya da bir başka platformda ikili, üçlü, beşli etkinlikler ya da “zoom” üzerinden on, yirmi, elli, yüz ve üstü katılımlı toplantılar, konferanslarla geçireceğiz deselerdi, “Hadi be sende” der geçerdim herhalde.
Arada bir yüzde maske, cepte dezenfektan alışverişe ya da katılmanın şart olduğu etkinliklere, Gazeteciler Cemiyeti yönetim kurulu, Basın Evi ekip toplantısı gibi yükümlülükler haricinde kapalıyız hala.
Evlere kapalıyız ama hayat devam ediyor. Çok sevdiğim Farabi’deki kafeye uğrayamıyorum artık. Özel yaptırdıkları diyabetik ürünleri onlar da artık yapmıyorlar zaten, talep azalmış. Diyabetik maraş dondurması, hakeza artık yok… Yine de önünden geçerken muzip değnekçi “Müdürüm, verelim bir Maraş!” diye seslenince bir hoş oluyorum doğrusu. Var sayalım yedim…
Geçecek bu günler elbette. Ancak geçmeden önce daha bir kış yaşayacağız. Grip, nezle kapıda. Tedbir lazım. Aşı lazım. Ne zaman Covid-19 aşısı toplumlarda yeterli oranda yapılır ve bir anlamda toplumsal bağışıklık kazanılır, bilemem. Bence seneye yaza belki. Ancak, grip aşısı şart. Öncelikle kronik rahatsızlığı, akciğer sorunu olan vatandaşlar, benim gibi diyabetikler aşı olmalı. Hükümetler de en azından bu gruplara, ama mümkün ise talep eden tüm vatandaşlarına grip aşısını sağlamalı. Grip üzerine Covid çok ciddi sonuçlar doğurabilir.
Yaz bitiyor artık. Geldi Eylül, hüznün ayı. Eskiden de çok sevmezdim Eylülü, şimdi… 10 Eylül annemin birinci ölüm yıl dönümü. Nasıl geçti zaman? Özlem başka bir şey. Nurlarda uyusun.
Yazın sonunda ise KKTC vatandaşları, eğer bir kez daha ertelenmez ise, 11 Ekim’de sandığa gidecekler ve cumhurbaşkanlığı koltuğunda kim otursun diye tercihlerini belirtecekler. 11 aday yarışıyor ama yarışın esasında dört belki beş aday arasında olduğu da bir vakıa.
Doğu Akdeniz’in giderek ısındığı, Ankara ile uyum içerisinde çalışacak, en azından sabah akşam kavga etmeyecek, birisinin KKTC cumhurbaşkanlığı koltuğunda oturması gerektiği açık.
Herkes seçmenin tercihlerine saygı duymak zorunda. Ancak seçim uğruna tüm elmaları da bir kefeye koymamak lazım. Mesela, BRT konusu ve bir adayın kamu kanalının bir başka aday lehine kullanıldığı şikayetleri; bir diğer adayın programa katılmasının sendika tarafından engellenmesi. Hoş değil. Derler ya, çadır devleti olmamak lazım. Kurallar uygulanmalı, eşkıyalığa prim verilmemeli.
Maraş meselesi, diğer yandan, seçim malzemesi yapılıyor gibi bir izlenim var. Maraş açılabilir mi? Açılabilir. Maliyeti var mı? Var. Gerekli çalışmalar yapıldı mı? İddiaya göre iş imzaya kaldı. Bu büyük adımı atan, bu dert noktasını olanak haline çevirebilen hükümete de, siyasetçilere de, arkasında duran TC yetkililerine de saygı duymalıyız.
Ancak bu Maraş açılımını da gereksiz tapu sahipliği, bina sahipliği, arsa sahipliği konusuna boğmayın, bir seçim uğruna bu kartı yakmayın. Maraş konusunda var olduğunu iddia ettiğimiz kozlarımızı her gün ortaya dökmemiz de sıkıntılı sonuç doğurur, bize ait olduğu konusunda net olmadığımız arsalar, tarlalar gibi konulara girmememiz gerekir. Bu büyük ve hayati bir konudur, seçim malzemesi olmamalıdır.
Nihayette konuştuğumuzun Maraş dondurması değil, Kıbrıs davasında elimizde olan en önemli koz olduğunu unutmamak gerekir.

Bu haber 4638 defa okunmuştur

:

:

:

: