Eskidendi

Gezebilmenin mutluluğunu yaşamış olanlar, bu dönemin sıkıcılığını en çok anlayan; hatta dönemi olumsuz anlamda eleştiren kişiler olma unvanını almaya aday. Ne dersiniz? Gezmek mi mutluluk getirir; yoksa evlerimizde oturmak mı?
Gezebilmenin mutluluğunu yaşamış olanlar, bu dönemin sıkıcılığını en çok anlayan; hatta dönemi olumsuz anlamda eleştiren kişiler olma unvanını almaya aday. Ne dersiniz? Gezmek mi mutluluk getirir; yoksa evlerimizde oturmak mı?
Daha bir sene öncesine kadar çantalarımızın, kitaplarımızın içinde bulup da yenisini alma planları kurduğumuz, eskilerini yırtıp çöpe attığımız uçak biletleri… Düşünsenize! Birkaç dönem daha zorunlu durumlarda değil de rahatlıkla sırf seyahat için yurt dışına çıkamazsak, eski biletlerimizi, otel kartlarımızı; belki de gereksiz diye sildiğimiz fotoğraflarımızı arar olacağız. Bu konudaki şansımı, mutluluğumu dile getirmeden edemeyeceğim. Son beş senedir seyahat albümüm var. Her gittiğim ülkeye ait gidiş biletimi, orada kaldığım otelin kartvizitini, kahve içtiğim ya da yemek yediğim ve benim için özel olan yerlerin adreslerini, o ülkenin ya da o şehrin kültürel yerleriyle ilgili biriktirdiğim bozuk paraları, bir albüme yapıştırılabilir büyüklükteki objeleri, çektirdim fotoğrafların en güzellerini o albüme yerleştiriyorum. Her ülkenin, her şehrin, yeri ayrılmış ve her ayrılan yer de özelleştirilmiş. Albümüm, evimden, işimden, bankadaki paramdan da daha değerli. Çünkü o, benim bir parçam. O, olmazsa olmazım. O, bir daha aynı duygularla oluşturulamayacak güzellikte.
Akşam olmuş, havada çiçek kokuları, çeşitli yemekler, daracık, romantik sokaklar, kafelerin önünde dışarıya atılmış masalar, sandalyeler, yemek yediğimiz yerden gürültüyle başımızı kaldırdığımız anda, göz hizasından geçen renkli uçaklar, sahil boyunca yediden yetmişe yürüyen, koşan insanlar, öğlen sıcağında yüzenler, onların yakınından geçen yelkenliler ve denizin içindeki rengarenk yelkenli cümbüşü…
NİCE ŞEHRİ VE ÉZE KÖYÜ
Seyahatlerim arasında benim için belki de en romantik, bana en özel hissettiren ve en unutulmazı. Duygularıma yenik düştüğüm zamanın şehri. Nice, Güney Fransa’da, Akdeniz sahilinde, Marsilya ile Cenova arasında yer alan bir şehir. Fransa’nın beşinci büyük şehri. Arkadaşımla izlediğimiz bir Türk dizisinde tanıştığımız ve “Mutlaka gitmeliyiz!” dediğimiz şehir. Bu sözü söyledikten iki sene sonra da gittik. İngiltere’den Nice’e direkt uçuşla oraya ulaştık. Şehri görür görmez, bu Fransız şehrine aşık olduk. Tersi olanaksızdı zaten. Uzun caddelerinde yürüyen hanımefendiler, beyefendiler; adeta bu şıkır şıkır şehirle bütünleşmişler. Boydan, kocaman kocaman panjurlu evler, denize karşı duran, farklı renklerde, ki ben turuncu boyalısını beğenmiştim, duvarlara sahip, çiçekli, cumbalı, cumbasız, her daim bakımlı evler, sizi içine çeker gibi büyülü. Bu şehir, benim olmadı hiç; ne de ben, bu şehrin. Fakat, yine de çok özledim; hem de çok. Tabii, bir şehir midir insana bu duyguları hissettiren; yoksa insanlar mıdır bir şehre anlamlar yükleyen? Türk dizisindeki kız, Nice’in Éze Köyü’nde ‘Parfüm Fabrikası’nda çalışmaktaydı. Onu da unutmadık. Şoförüyle birlikte bir araba kiralayıp geldiğimiz günün ertesi, Nice şehrinden mutlaka ve mutlaka görülmesi gereken Fransız Rivierası’nda bulunan bu köye doğru yola çıktık. Ben, arkadaşım ve bu şehrin başka bir meraklısı olan Japon bir bayan. Şoförümüz ve kılavuzumuz, Zara adında Fransız bayan. Oraya ulaştığımızda, bir an dizideki kızın da orda olduğunu düşündüm. Fabrikada çalışanlar, bizlere parfümleri tanıtıyor, bu köye damgasını vuran parfümlerden, bizim tabirimizle kokulardan, almamızı istiyorlardı. Orada bulunan herkes ve her şey, yaşamlarımızda muhteşem bir dünyanın olabileceğinin habercisi gibiydi. Bu dönemin bitmesiyle birlikte Nice şehri de Éze Köyü de var olmaya devam edecek. Dünyamızın çeşitli yerlerinden insanlar da buraları ziyaret edip bu güzelliklerden paylarını alacaklar. Gezmenin verdiği tadı, bu tadın oluşturduğu mutluluğu tekrardan yaşayacaklar.



Bu haber 1579 defa okunmuştur

:

:

:

: