ABD emperyalizminin Orta Doğu’ya çöreklenmesi

Birinci Dünya savaşına kadar sanayi devrimini tamamlayan ve silahlı kuvvetlerini modern teknoloji ile donatan İngiltere. Güneşi batmayan bir imparatorluk haline gelmişti.
Birinci Dünya savaşına kadar sanayi devrimini tamamlayan ve silahlı kuvvetlerini modern teknoloji ile donatan İngiltere. Güneşi batmayan bir imparatorluk haline gelmişti.

İngiltere’yi bu duruma getiren belli başlı faktörlerin en önemlisi enerjiydi. O dönemde de bunun kaynağı petroldu. Petrol ise Orta Doğuda vardı. Onun için Orta Doğu İngiltere’nin vaz geçilmezi idi.
Avrupa’da İngiltere gibi sanayi devrimini tamamlayan bir ülke de Almanya idi. Kapitalizmin tek ekonomik sistem olarak uygulandığı o dönem Avrupa’da kıyasıya bir yarış ve rekabet, bu iki ülke arasında başlamıştı.
Bu rekabet, Avrupa’da Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarının çıkmasına neden olmuştu.
İkinci Dünya Savaşından sonra, Orta Doğuda bağımsızlık hareketleri ile birlikte İngiltere’nin nüfuzu azalarak ortadan kalkma durumu hasıl olunca. Boşluğun doldurulması, dünyada yeni bir güç olan ABD emperyalizmine kalmıştı.
İkinci Dünya Savaşı ile birlikte, Dünya’da bir güç olarak ortaya çıkan SSCB ‘nin Batı karşısındaki komünizm tehlikesi, Orta Doğu’ya ABD’nin inmesini kolaylaştırmış. Bu tehlikeyi öne sürerek bölge ülkelerini ortaya attığı doktrinlerle ele geçirmeye çalışmış. Büyük oranda da ele geçirmiştir.
İlk olarak Truman Doktrini 1947 ‘de yürürlüğe konulmuş. Bu amaçla ABD ile ittifak kuran ülkelere, Komünizmle mücadele adı altında askeri yardımlar yapılmaya başlanmıştı. Söz konusu doktrinden faydalanan ülkeler, Türkiye ve Yunanistan olmuştu. Çünkü bölgede bu doktrini kabul edip ABD ile anlaşmalar yapan bu ülkelerdi.
Bu anlaşma karşılığında ABD, Türkiye’den serbest seçimlerin yapılmasını, 5 yıllık kalkınma planları ve köy enstitüleri gibi Sovyetler Birliğinden esinlenmiş uygulamaların kaldırılmasını istedi. Truman Doktrini, ABD açısından Orta Doğu’daki tüm ülkeleri içine almadığından. Bunu sağlayacak olan ileriki yıllarda başka bir doktrinle ABD Orta Doğu ülkelerinin karşısına çıkacaktı.
1953 yılında ABD’de iş başına geçen Dwight Eisenhower. 5 Ocak 1957 ‘de kendi doktrini olan “Eisenhower Doktrinini “ ilan etti. Bu Doktrine göre, ABD ile ittifak yapmayan, Orta Doğu’da komünizmle mücadele eden tüm devletlere, askeri ve ekonomik yardımlar yapmaktı. Bu en önemlisi ABD’nin gerektiğinde Orta Doğu’ya askeri güç gönderilmesinin de kapısını açıyordu.
Doktrini ilk kabul eden ülkeler Lübnan, Pakistan, Irak, Türkiye, Yunanistan, Afganistan, Libya, Tunus, Fas ve İsrail idi.
Bu Doktrinin bölge ülkeleri tarafından kabul edilmesi ile ABD Emperyalizmi, Orta Doğu’ya çöreklenmiş oldu.
Bu doktrin, Orta Doğu’daki ülkeleri kendi aralarında bloklaşmaya itti.
Suriye ve Mısır doktrini kabul etmeyerek bunun dışında kaldılar.
İleride Doktrin, komünizm tehlikesi adı altında, bölge ülkelerini emperyalist baskı altında tutarak. Bölge petrolünü elde etmek ve kontrol altıda bulundurmaktı.
Bu gerçek, Dünyada komünizmin ortadan kalktığı 1992 yılında ortaya çıktı.
Komünizm tehlikesi ile Orta Doğu’da çöreklenen ABD. Komünizm tehlikesinin ortadan kalkması karşısında. Orta Doğu’dan çekilmesi şöyle dursun, yayılmacı politikasını devam ettirmiş.
Orta Doğuda, Bahar Harekatları düzenleyerek. Bağımsızlıklarına kavuşan ülkelere darbeler yaptırarak. Nüfuzunu devam ettirip bölge petrolünü denetiminde tutmaya gayret etmiştir.
Çünkü petrol sanayinin can damarıdır.
Orta Doğu’da, Doktrinin en iyi savunucusu ve uygulayıcısı durumunda, Türkiye’de iktidarda bulunan DP’nin Başbakanı Adnan Menderes’ti.
Eisenhower Doktrinini kabul etmeyen ve karşı çıkarak SSCB ile ilişki içerisine giren Suriye’ye karşı, Adnan Menderes’in tavrı çok sert oldu. Suriye elçisine: İki Tümenle Suriye’ye girerim sözleri ile tepkisini dile getirdi.
Tabii bu sözde kaldı. SSCB ve ABD’nin girişimleri ile Adnan Menderes yatıştırıldı ve Suriye ile muhtemel savaşın önüne geçildi.
Amerikan Doktrininin yılmaz savunucusu olan Adnan Menderes. Yıllar sonra ABD’den beklediğini bulamadı ve SSCB‘ne dümen kırmaya karar verdi. Dümen SSCB’ne kırıldı kırılmasına da gemi 27 Mayıs darbesi ile limandan ayrılamadı.
Menderes, ihtilal sonucu hem özel, hem de siyasi hayatından oldu.
Menderes artık onlar için bir işe yaramazdı. Başka birinin bulunması gerekirdi.
Gelinen aşamada, ABD emperyalizminin bölgede eskisi kadar at oynattığına tanık olamıyoruz.
İsrail ile Filistinlilere karşı boruları ötüyor.
Geçmiş tarihte başlattığı Arap Baharını da istediği yörüngeye oturtamadı.
Kapitalizm, kapitalist ülkeler arasında kıyasıya bir kavga halinde. Sütün kaymağını yeme kavgası.
Bu kavga kendi içlerine sıçramış.
Kapitalizm kendi içinde nerede ise savaş halinde.
Nerede demeyin.
Başımızı Okyanus ötesine çevirirsek, bunu tüm çıplaklığı ile görürüz.



Bu haber 2563 defa okunmuştur

:

:

:

: